22 Kasım 2010 Pazartesi

Hava'sına, Su'yuna...

“Oh ne güzel 9 gün tatil” dedik, düştük yollara heyecanla.. Biter mi ya, koskoca 9 gün dedik amma bitti, hem de çabucak.. :)

Cumartesi sabah 6:30 da başlayan yolculuğumuzda Afyon’da kahvaltı ve Kemer yakınlarında gözleme molalarından sonra akşamüzeri Havasu’ya vardık.. Bizi Zeytin ve Hoşik karşıladı. Bir yalamadıkları kaldı, öyle canayakınlar.. Nur hanım ve Haluk bey
şehir hayatından 11 yıl önce buraya kaçmışlar ve 6 yıldır da Havasu’yu işletiyorlar. Nur hanımın 10 parmağında 10 marifet, sigorta reklamındaki gibi hani: Yazar, ressam, terzi, aşçı, anne, takı tasarımcısı, müzisyen,… Ama en güzeli ve de en önemlisi nükseden bel fıtığı ağrısından dolayı hergün iğne olmasına rağmen hep güleryüzlü, samimi, canayakın ve de dost.. Onu çok sevdik..

Havasu’da kaldığımız 5 günün birinde Olimpos ve Adrasan’a gittik, birinde de Gelidonya Feneri’ne.. Adrasan’a 1997’de gitmiştim, gelişmiş tabii biraz ama sakinliği yine büyüleyici idi.. Gelidonya Feneri ise zorlu yoluna rağmen gidilip görülesi bir yerde, manzara muhteşem; insan yaşadığını hissediyor..

Gitmeden evvel sıkılır mıyız diye
düşünüp yanımıza laptop almıştık; internet ayarlarını yapmayı beceremeyince bilgisayardan, televizyondan ve gazeteden uzakta çok güzel ve keyifli vakit geçirdik. Otellerin açık büfesinde aç kalmayı başarmış biri olarak şunu söyleyim, Nur hanım yemek olayını kimseye bırakmıyor, akşam üstü mutfağa girip hergün taze yemek pişiriyor. Burda bikaç çeşit yemekle çok da güzel doyduk.
Sessiz, sakin, huzur dolu bir
yer.. Çimenlerin üstünde meditasyon yaptım, 4 tane kitap okudum, kedilerle köpeklerle oynaştım ve de resmen huzura erdim.. Birkaç gün daha olsaydı kalırdım yani, o kadar.. Öyle çabuk geçti ki..

Anı defterine de yazdığım gibi, bedenlerimiz ısınmış, zihinlerimiz berrak ve de ruhlarımız dingin bir şekilde ve gene gitme arzusuyla eve döndük..
Bizlerle paylaştıkları tüm güzellikler ve sevgi dolu yürekleri için Nur hanım ve Haluk beye gönülden teşekkürlerimizle..
Fotoğraflar, tabii ki Baturhan'dan.. Sağol aşkım.. :)

12 Kasım 2010 Cuma

"Öperim O Güzel Yanaklarından .."

Bir 9 günlük bayram tatili ile daha karşı karşıyayız, yaşasın.. :) İnanın epeydir bunu bekliyorum, hele de nereye gideceğimizi kararlaştırıp rezervasyonumuzu yaptığımızdan beri bende bir heyecan, bir heyecan.. Baturhan'ın bir arkadaşı gitmiş buraya, adını ve methini ondan duyduk. Sonra Eylül'de Kemer tarafına gidince "hazır buraya kadar gelmişken şurayı da bi görelim, bakalım nasılmış" dedik.. Çok beğendim ben, çok sevdim.. Yarım saatlik misafirliğimiz sonunda kararımı vermiştim Kurban Bayramı tatili için.. Liseden arkadaşım Ersan ve eşi Dilek "biz de geliriz" deyince hemen planı yaptık.. Yarın sabah yola çıkıyoruz hayırlısıyla, kahvaltı Afyon'da..

Bol yürüyüş, temiz hava, meditasyon, kitap okuma, yazma ve de sohbetle geçecek.. Dilekle bikaç da bilinçaltı temizliği çalışması yaparız diye konuştuk, bakalım artık..

Hepinize bol keyifli bir bayram ve tatil diliyorum. Sevgili Gölgecik, hani sen bana "meleğim" dersin ya, benim de meleklerimden birinin deyimiyle "öperim o güzel yanaklarınızdan.."

Sevgimle kucaklarım.. :)

8 Kasım 2010 Pazartesi

Sana Bir Önerim Olacak, Hayatından Mikropları At!..

Biz "mutluluk grubu" olarak 2.toplantımızı yaptık, pek güzel oldu.. Yeni arkadaşlarımız geldi, eskilerden gelemeyenler oldu, derken iyi oldu yani.. :) Mutluluk projesini yahoo grup yerine blogdan yürütmek fikrini konuştuk. Bu fikir değerlendirme aşamasında henüz, zira yeni bir bloga daha kanalize olmak benim için biraz zor olacak. Bu blog üzerinden yürütülebilir belki, grup üyeleri olanı biteni, yaptıklarını yorum olarak buraya yazabilirler.. Fikirlerinizi, önerilerinizi paylaşmak ister misiniz?

Kararlarımızı, bizi mutlu ve mutsuz eden şeyleri gözden geçirdik. Hani bizi mutlu edecek ama enerjimiz olmadığı için yapamadığımız şeyler için enerjimizi artırmaktan başlamıştık ya, olayın dolap düzeltme kısmı daha derin konulara doğru akmaya başladı. Mesela;

* hayır diyememek,
* bizim kontrolümüz dışında hayatımıza yapılan müdahaleler,
* sınırlarımızı ihlal eden arkadaşlarımız,
* insanları ve tabii ki kendimizi olduğumuz gibi kabul edememek,
* yanlış anlaşılmak / yanlış anlamak / iletişim ve ifade sıkıntıları da en az evdeki dağınıklıklar, kapağı açılınca üstümüze gelen dolaplar kadar enerji kaçağına sebep oluyor.

Bunların herbiri zaman zaman bizi rahatsız edip hayatımızı zorlaştırabiliyor.. Halıların tüyleri arasına giren mikroorganizmalar gibi.. Ee o zaman ben de bir Serdar Ortaç şarkısıyla cevap veriyorum: Sana bir önerim olacak, hayatından mikropları at.. :)

Hadi bu hafta bunlara bir bakın; hangileri sizin de hayatınızda var, ve burda yazılmayan başka neler var sizi rahatsız eden?

Mutlu haftalar, sevgimle kucaklarım..

1 Kasım 2010 Pazartesi

Canlan Biraz...

“Mutluluk Projesi” kitabını hepimiz ayrı ayrı okuyup kendi çapımızda bişeyler yapabilirdik. Bense bu yapabileceklerimizi sanal ve de fiziksel ortamlara taşımayı özellikle istedim. Bunun sebebi de yeni bir gruba üye olmanın yaratacağı mutluluk, motivasyon ve aidiyet duygusunu kullanmaktı.. Ve işte bugün başlıyoruz.

Öncelikle Mutluluk Projesi Alet Kutusu’nda kullanabileceğimiz neler var diye bakalım:

1.Kişisel kararlar: Kararların yazılı olması çok önemli.. Örneğin başlangıçta enerjimizi artıracak ve bizi canlandıracak eylemler için kararların alınması, kitaptan örneklersek daha erken yatmak, sürüncemede kalan bir işi halletmek, dolapları düzeltmek gibi..

2.Kararları puanlama çizelgesi: Aldığımız kararların takibi açısından kararların yazılı olduğu bir tablo benim gibi bişeyleri yaptıkça üzerini boyamak ya da yanına bir tik atmak alışkanlığı olanlar için faydalı olabilir.

3.Bir cümlelik günlük: Yazmayı pek sevmeyip yine de neler yaptığını dokümante etmek isteyenler için ideal, “dolapları düzenledim / çekmeceleri boşalttıkça ferahladım / uykumu almak iyi geldi / bugün elimi hiçbişeye sürmedim…” gibi gibi..

4.Kişisel emirler: Hayatımıza rehberlik eden, kulağımıza küpe olmuş, kısa, enerji dolu, bizi yansıtan prensipler.

5.Listeler: Yapılacak işler, favoriler, ölmeden önce yapılacaklar...

6.İlham kaynakları: Favori kitaplar, sözler, internet siteleri..

Bunların hepsini ya da birkaçını kullanmak size kalmış elbette; benim kişisel tavsiyem bir defter edinip bu çalışmada olup biteni, yaptıklarınızı, düşündüklerinizi, hissettiklerinizi defterinize yazmanız.. Yazmak zaten başlıbaşına bir iyileşme / şifalanma metodu; arada başa dönüp baktığınızda nasıl büyük bir yol aldığınızı da tarihleri ve kanıtlarıyla görmenizi sağlayacak :)

Hazır yazmak demişken belki şunları da düşünüp defterinize böyle bir giriş yapmak istersiniz:
•Sizce mutluluk nedir?
•Elinizdekilerle mutlu ve tatmin dolu musunuz?
•Kendinizi mutlu etmenin mümkün olduğuna inanıyor musunuz?
•Sizde neşe, tatmin, kızgınlık, suçluluk, pişmanlık uyandıran şeyler nelerdir?
•Sizi mutlu edecek şey nedir: İyi bir iş / eş, para, sağlık...
•Mutlu olmak için elinizde neler var?
•Mutlu olmamak için elinizde neler var?
•Mutlu olduğunuzun farkına sonradan mı varıyorsunuz?
•Olabileceğiniz kadar mutlu olmak için ne olması gerekiyor?
•Mutluluğu artıracak eylemleri saptamaya kararlı mısınız?
•Bu kararları uygulamaya kararlı mısınız?
•Bunun için boş zamanınızın olmasını mı bekliyorsunuz?
•Doğru zaman / yeterli zaman / iyi zaman hiç gelmiyor mu?
•Ne istiyorsunuz: Hayatı daha az ciddiye almak / zamanı iyi kullanmak / gezmek / okumak / endişelerden kurtulmak / enerjiyi artırmak...........

Çalışmalarımızda bize çerçeve çizsin, tıkanıp kaldığımız, bunaldığımız zamanlarda bizi motive etsin diye öncelikle temel prensiplerimizi koymak faydalı olabilir..

Gretchen’ın 12 Emri şöyle idi:

1.Gretchen ol.
2.Kafaya takma
3.Hissetmek istediğin şekilde davran.
4.Bugünün işini yarına bırakma.
5.Kibar ve adil ol.
6.Sürecin keyfini çıkart.
7.İstiflemekten vazgeç.
8.Sorunu belirle.
9.Rahatla.
10.Yapılması gerekeni yap.
11.İnce hesaba girme.
12.Sadece sevgi olduğunu unutma.

Sizinki bunlardan biri olabilir mi, defterinize kendi kişisel prensiplerinizi yazmaya ne dersiniz?

Geçmişi bırak.
Herşeyi çok düşünme.
Bağlantıda ol.
En az sevdiklerini ilk önce yap.
Borçtan kaçın.
Cimri olma.
Kendini affet.
Başkalarına yardım et.
İhtiyaçların hakkında spesifik ol.
Sakin ol.

Kitap “canlılık” bölümüyle başlıyor.. Ben kendi adıma enerjimi artırmak için geçen hafta bayağı bir çalıştım. Evi temizledim, dolapları düzelttim, kıyafetleri elden geçirdim, sanal ortamdaki dağınıklıkları (mesajlar, dosyalar vs.) toparlamaya başladım, beslenmeme dikkat ettim..

Sizler de bu haftaya kendi kişisel prensiplerini koyarak ve enerjinizi artırmak için eyleme geçerek başlamaya ne dersiniz? Dilerseniz enerjinizi artırmak adına neler yapabileceğinize dair
burdaki yazıma da bir göz atın..

Sertap’ın şarkısındaki gibi: “Canlan biraz, kımılda, kendine gel” haftası yapın kendinize.. Hadi çıktık bir yola, enerjiyi artırma zamanı..

Sevgimle kucaklarım.. :)