28 Aralık 2010 Salı

Zaman Değil Sevgilim Geçip Giden Habersiz…

Bitti bitiyor derken 2010’un da sonuna geliyoruz. Değişik umutlarla, hayallerle başladık, hedeflerimiz planlarımız vardı. Mesela ben 2010 listeme şunları yazmıştım:

•Z Point eğitimi
•Reiki eğitmenliği
•Bir grup çalışması
•Haftasonlarının daha verimli kullanılması
•Arkadaşlarımla düzenli görüşmeler
•Ayda 3 kitap okuma
Z Point eğitimimi tamamlayıp Türkiye’nin ilk sertifikalı Z Point koçu olduğumu ve Reiki Master / Teacher olduğumu söylemiş miydim? Bunların dışında bir de İsim Koçluğu geldi ki, bu listede yoktu.. Bir grup çalışması yapmayı çok arzu ediyordum ama konusunu, zamanını, formatını hiç bilmiyordum. Mutluluk Projesi kitabını okuduktan sonra bununla ilgili bir grup çalışması yapma fikri oluşuverdi. Haftasonlarımı daha düzenli ve verimli kullanıyorum, hem bişeyler yapmak, hem de dinlenmek adına.. Üniversiteden arkadaşlarımla düzenli buluşmayı sağlamak için “altın günü” yapıyoruz :) Bazı aylar 1 ya da 2′ye düşmekle beraber tatillerde artırarak belli sayıda kitap okuma hedefime de ulaştım..

Peki siz listenizdekilerin kaçını gerçekleştirdiniz, neler kaldı yapamadığınız, hangilerinin olmayacağına kanaat getirdiniz bir bakalım:

•Sağlığınız nasıl, sigarayı bıraktınız mı, ya vermek istediğiniz kilolar duruyorlar mı hala yerlerinde?
•Eşinize / sevgilinize, çocuklarınıza, arkadaşlarınıza daha çok vakit ayırıp onlarla kaliteli zaman geçirebildiniz mi?
•İstediğiniz kitapları okuyabildiniz mi, yoksa hala kapakları açılmayı mı bekliyor?
•Patronunuzla daha iyi anlaşıyor, elemanlarınıza söz geçiriyor musunuz?
•Borçlarınızı ödediniz, hatta bir kenara para koymaya başladınız mı?
•Evinizi istediğiniz gibi lila rengine boyadınız mı bu yaz, yoksa seneye mi kaldı?
•Kararlarınızı uyguladınız mı yarıda mı bıraktınız?
•Ve en önemlisi kendinizi yapamadıklarınız, bitiremedikleriniz, başaramadıklarınız yüzünden hırpalıyor musunuz, yoksa dersini almanın olgunluğu ve güveniyle yola devam mı ediyorsunuz?
Bunların arasından 2011’e kalanlar olabilir ve eminim 2011 için koyduğunuz yepyeni hedefleriniz vardır. Hedeflerinizi gerçekleştirmek, hayatınızda bişeyleri değiştirmek ve dönüştürmek adına faydalı olacağına inandığım bir yol haritası paylaşmak istiyorum:

1. 2010’daki en büyük 3 başarınızı belirleyin. 2010’un sizin için zor bir yıl olduğunu bile düşünseniz eminim kendinizle gurur duymanızı sağlayacak başarılı bişeyler mutlaka vardır.

2. Herbir başarınızdan ne öğrendiğinizi analiz edin. Bu başarıların size kattıkları ve öğrettikleri ne oldu?

3. 2010’daki en büyük hayalkırıklığınızı tespit edin. Hangi konuda sükut-u hayale uğradınız, bir inceleyin.

4. Her hayalkırıklığından ya da ulaşılmayan
sonuçtan ne öğrendiğinize bakın şimdi de.. Hepimizin kendimizce başarısızlıkları var… Burada önemli olan bunun nedenlerini analiz edip, neleri daha farklı yapabileceğinizi düşünüp, bunlardan gelecekte nasıl kaçınabileceğinizi bulmaktır. Yani başarısızlığa değil, aldığınız derse odaklanın.

5. Kendinize nasıl sınırlar çizdiğinize, kendinizi nasıl engellediğinize ve hatta durdurduğunuza bakmak ister misiniz? İnanın bu çok önemli. Ve inanın sizi en çok engelleyip, sınırlar koyan yine sizsiniz..

6. Bütün bu bilgileri gözden geçirin; bu sorularla daha önce farketmediğiniz neler öğrendiniz? Bu sadece kendinizi daha iyi tanımak için değil, aynı zamanda 2011’de hayatınızda fark yaratabilmek için de gerekli.

7. Ve geldik en önemli adıma: Bu edindiğiniz bilgileri 2011 için kullanın. Eylem planınızı, zaman çizelgenizi yapın ve daha iyi bir siz yaratın!

* Hedefinizi açık ve net bir şekilde tanımlayın.

* Neden bu hedefe ulaşmak istediğinizi yazın: Kendinizi mutlu mu hissedeceksiniz, terfi etmeniz için bu eğitimi almanız mı gerekiyor, sağlıklı mı olacaksınız..?

* Hedefinizin ölçülebilir olmasına dikkat edin: 1. dönem 5 dersten geçmek, 7 kilo vermek, haftada bir sinemaya gitmek, ayda 2 kitap okumak gibi..

* Hedefinize ne zaman ulaşacağınızı belirleyin: Bahar geldiğinde demeyin 1 Nisan 2011 deyin, yıl bitmeden yerine 30 Kasım diyebilirsiniz.

* Hedef cümlenizi ZATEN buna sahipmişcesine yazın: 1 Nisan 2011’de 55 kilo olduğum için çok mutluyum..

* Hedefe varmak içim yapmanız gerekenleri planlayın, gerekli hallerde planınızda değişiklik yapacak esnekliğe sahip olun.

* Hedefinizle ilgili yazabilir, kestiğiniz resimlerle yaratıcı imgeleme yapabilir ya da meditasyon çalışması yapabilirsiniz. Hissedin, görün, işitin!…

* Kendinize söz verin.. Bu sizin hayatınız, sizin hedefiniz ve bunu kendiniz için yapıyorsunuz.

* Hedefe ulaştığınızda bunu kutlayın..

Olmak istediğiniz kişi olmanız için, istediğiniz hayatı yaşamanız için bugüne kadar yapmadığınız bişeyler yapmanız gerekiyor. Hazır mısınız? Ee hadi o zaman.. Takvimler faydalıdır ama aslolan ŞİMDİ’dir. O yüzden BUGÜN BAŞLAyın.. Hazırlıklarınızı yapın, yol haritanızı çizin, size gerekli olacak donanımı hazırlamaya başlayın… SİZ İSTEDİĞİNİZ VAKİT, EVREN DE BÜTÜN İMKANLARINI SİZİN İÇİN SEFERBER EDECEKTİR.

Hayatınızda olan olmayan şeyler için kendinizi ve başkalarını suçlamaktan vazgeçin; SORUMLULUĞUNUZU ALIN, GÜCÜNÜZÜN FARKINA VARIN ve imkansız gibi görünen şeyleri YAPABİLECEĞİNİZİ BİLİN.

HAREKETE GEÇ
me zamanı, HAYATTAN KEYİF ALmak sizin de hakkınız.

Yeni yıl hepimize mutlu, uğurlu ve hayırlı OLsun… Sağlık olsun, başarı olsun, bolluk bereket olsun, huzur ve keyif dolsun, aşk olsun, e daha ne olsun…

Sevgimle kucaklarım…

6 Aralık 2010 Pazartesi

Çekim Yasası Dediğin, Çeker!...

Hıdrellez’de kağıda çizilip de gül dalına bağlanan ev – araba resimlerini bilirsiniz. Ben de ilk arabamı bir önceki yılın Hıdrellez’inde gülün altına gömdüğüm bir oyuncak araba sayesinde almıştım, hem de tam oyuncağın renginde; yeşil!.. :)

Bir gazete haberinde de şöyle diyor:

“Rizeli gemi kaptanı 30 yaşındaki Levent Diril, dayısının marketinde çalışan 25 yaşındaki Filiz Gençtürk ile 6 yıl önce tanıştı. Levent Diril, o yıl 14 Şubat sevgililer gününde kız arkadaşına hediye için özel olarak matbaada bir adet düğün davetiyesi bastırdı. Diril, davetiyenin tarih bölümüne ise rastgele seçtiği 10.10.2010 tarihini yazdırdı. Düğün salonu yeri bölümüne de ‘10.10.2010 düğün salonu’ ibaresini ekletti.
Aradan geçen sürede arkadaşlıklarını ilerleten çift geçen yıl evlenme kararı aldı. Levent Diril, evlilik tarihi olarak sevgililer gününde yaptırdığı davetiyeye yazdırdığı 10.10.2010 tarihini seçti. Ailelerin de uygun görmesiyle çiftler bugün Rize’de bir düğün salonunda gerçekleştirilen düğünle
dünya evine girdi.
Levent Diril, eşiyle 2004 yılında tanıştığını belirterek ‘Tanışmamız sevgililer gününe yakın bir tarihti. 14 Şubat 2004 tarihinde sevgililer gününde hediye amacıyla eşime özel bir davetiye bastırdım. Hem bir jest olsun, hem de evliliğe bir adım atma düşüncemiz oluşsun diye mesaj vermek istedim. Sonradan arkadaşlığımız ilerledi. Düğün tarihine geçen yıl karar verdik. Bu tarihi de o davetiyeden esinlenerek belirledik’ dedi. “

Şimdi gelelim daha canlı bir örneğe: Ben de eşimle çıkarken, bir gelin dergisinden kestiğim fotoğrafta gelinle damadın başları yerine bizim fotoğraflarımızı yapıştırmıştım. Bir süre akşamları yatarken hep bu revize fotoya baktım. Sonra kaldırmışım ve unutmuşum gitmiş.. Aradan yıllar geçti, evlendikten sonra bir gün notlarımı temizlerken içinden çıktı, koşa koşa gidip Baturhan’a gösterdim. Ben imajinasyonu Nisan 2005’de yapmışım, Baturhan bana Nisan 2007’de evlenme teklif etti ve Temmuz’da da evlendik.. :) Bu resim şimdi benim kişisel – ruhsal gelişim defterimin canlı sayfalarından birinde yapıştırılmış olarak duruyor. Özellikle “canlı” dedim, “tozlu” değil.. Zira her an elimin altında, yaşayan bir defter.. Bütün farkındalıklarım, imajinasyonlarım, rüyalarım, yaptığım çalışmalar, hepsi orda…
Sözün özü, lütfen isteklerinizi zaten olduğuna inanarak, şüpheye düşmeden ve saf bir niyetle isteyin. O iş, o eş, o ev ya da araba, o olay ZATEN var, yapmanız gereken sadece onu kendi gerçekliğinize çağırmak. Booth’un dediği gibi, “Hayatta umutsuz durumlar yoktur, sadece umutsuzluk besleyen insanlar vardır.”
Sevgimle kucaklarım :)

22 Kasım 2010 Pazartesi

Hava'sına, Su'yuna...

“Oh ne güzel 9 gün tatil” dedik, düştük yollara heyecanla.. Biter mi ya, koskoca 9 gün dedik amma bitti, hem de çabucak.. :)

Cumartesi sabah 6:30 da başlayan yolculuğumuzda Afyon’da kahvaltı ve Kemer yakınlarında gözleme molalarından sonra akşamüzeri Havasu’ya vardık.. Bizi Zeytin ve Hoşik karşıladı. Bir yalamadıkları kaldı, öyle canayakınlar.. Nur hanım ve Haluk bey
şehir hayatından 11 yıl önce buraya kaçmışlar ve 6 yıldır da Havasu’yu işletiyorlar. Nur hanımın 10 parmağında 10 marifet, sigorta reklamındaki gibi hani: Yazar, ressam, terzi, aşçı, anne, takı tasarımcısı, müzisyen,… Ama en güzeli ve de en önemlisi nükseden bel fıtığı ağrısından dolayı hergün iğne olmasına rağmen hep güleryüzlü, samimi, canayakın ve de dost.. Onu çok sevdik..

Havasu’da kaldığımız 5 günün birinde Olimpos ve Adrasan’a gittik, birinde de Gelidonya Feneri’ne.. Adrasan’a 1997’de gitmiştim, gelişmiş tabii biraz ama sakinliği yine büyüleyici idi.. Gelidonya Feneri ise zorlu yoluna rağmen gidilip görülesi bir yerde, manzara muhteşem; insan yaşadığını hissediyor..

Gitmeden evvel sıkılır mıyız diye
düşünüp yanımıza laptop almıştık; internet ayarlarını yapmayı beceremeyince bilgisayardan, televizyondan ve gazeteden uzakta çok güzel ve keyifli vakit geçirdik. Otellerin açık büfesinde aç kalmayı başarmış biri olarak şunu söyleyim, Nur hanım yemek olayını kimseye bırakmıyor, akşam üstü mutfağa girip hergün taze yemek pişiriyor. Burda bikaç çeşit yemekle çok da güzel doyduk.
Sessiz, sakin, huzur dolu bir
yer.. Çimenlerin üstünde meditasyon yaptım, 4 tane kitap okudum, kedilerle köpeklerle oynaştım ve de resmen huzura erdim.. Birkaç gün daha olsaydı kalırdım yani, o kadar.. Öyle çabuk geçti ki..

Anı defterine de yazdığım gibi, bedenlerimiz ısınmış, zihinlerimiz berrak ve de ruhlarımız dingin bir şekilde ve gene gitme arzusuyla eve döndük..
Bizlerle paylaştıkları tüm güzellikler ve sevgi dolu yürekleri için Nur hanım ve Haluk beye gönülden teşekkürlerimizle..
Fotoğraflar, tabii ki Baturhan'dan.. Sağol aşkım.. :)

12 Kasım 2010 Cuma

"Öperim O Güzel Yanaklarından .."

Bir 9 günlük bayram tatili ile daha karşı karşıyayız, yaşasın.. :) İnanın epeydir bunu bekliyorum, hele de nereye gideceğimizi kararlaştırıp rezervasyonumuzu yaptığımızdan beri bende bir heyecan, bir heyecan.. Baturhan'ın bir arkadaşı gitmiş buraya, adını ve methini ondan duyduk. Sonra Eylül'de Kemer tarafına gidince "hazır buraya kadar gelmişken şurayı da bi görelim, bakalım nasılmış" dedik.. Çok beğendim ben, çok sevdim.. Yarım saatlik misafirliğimiz sonunda kararımı vermiştim Kurban Bayramı tatili için.. Liseden arkadaşım Ersan ve eşi Dilek "biz de geliriz" deyince hemen planı yaptık.. Yarın sabah yola çıkıyoruz hayırlısıyla, kahvaltı Afyon'da..

Bol yürüyüş, temiz hava, meditasyon, kitap okuma, yazma ve de sohbetle geçecek.. Dilekle bikaç da bilinçaltı temizliği çalışması yaparız diye konuştuk, bakalım artık..

Hepinize bol keyifli bir bayram ve tatil diliyorum. Sevgili Gölgecik, hani sen bana "meleğim" dersin ya, benim de meleklerimden birinin deyimiyle "öperim o güzel yanaklarınızdan.."

Sevgimle kucaklarım.. :)

8 Kasım 2010 Pazartesi

Sana Bir Önerim Olacak, Hayatından Mikropları At!..

Biz "mutluluk grubu" olarak 2.toplantımızı yaptık, pek güzel oldu.. Yeni arkadaşlarımız geldi, eskilerden gelemeyenler oldu, derken iyi oldu yani.. :) Mutluluk projesini yahoo grup yerine blogdan yürütmek fikrini konuştuk. Bu fikir değerlendirme aşamasında henüz, zira yeni bir bloga daha kanalize olmak benim için biraz zor olacak. Bu blog üzerinden yürütülebilir belki, grup üyeleri olanı biteni, yaptıklarını yorum olarak buraya yazabilirler.. Fikirlerinizi, önerilerinizi paylaşmak ister misiniz?

Kararlarımızı, bizi mutlu ve mutsuz eden şeyleri gözden geçirdik. Hani bizi mutlu edecek ama enerjimiz olmadığı için yapamadığımız şeyler için enerjimizi artırmaktan başlamıştık ya, olayın dolap düzeltme kısmı daha derin konulara doğru akmaya başladı. Mesela;

* hayır diyememek,
* bizim kontrolümüz dışında hayatımıza yapılan müdahaleler,
* sınırlarımızı ihlal eden arkadaşlarımız,
* insanları ve tabii ki kendimizi olduğumuz gibi kabul edememek,
* yanlış anlaşılmak / yanlış anlamak / iletişim ve ifade sıkıntıları da en az evdeki dağınıklıklar, kapağı açılınca üstümüze gelen dolaplar kadar enerji kaçağına sebep oluyor.

Bunların herbiri zaman zaman bizi rahatsız edip hayatımızı zorlaştırabiliyor.. Halıların tüyleri arasına giren mikroorganizmalar gibi.. Ee o zaman ben de bir Serdar Ortaç şarkısıyla cevap veriyorum: Sana bir önerim olacak, hayatından mikropları at.. :)

Hadi bu hafta bunlara bir bakın; hangileri sizin de hayatınızda var, ve burda yazılmayan başka neler var sizi rahatsız eden?

Mutlu haftalar, sevgimle kucaklarım..

1 Kasım 2010 Pazartesi

Canlan Biraz...

“Mutluluk Projesi” kitabını hepimiz ayrı ayrı okuyup kendi çapımızda bişeyler yapabilirdik. Bense bu yapabileceklerimizi sanal ve de fiziksel ortamlara taşımayı özellikle istedim. Bunun sebebi de yeni bir gruba üye olmanın yaratacağı mutluluk, motivasyon ve aidiyet duygusunu kullanmaktı.. Ve işte bugün başlıyoruz.

Öncelikle Mutluluk Projesi Alet Kutusu’nda kullanabileceğimiz neler var diye bakalım:

1.Kişisel kararlar: Kararların yazılı olması çok önemli.. Örneğin başlangıçta enerjimizi artıracak ve bizi canlandıracak eylemler için kararların alınması, kitaptan örneklersek daha erken yatmak, sürüncemede kalan bir işi halletmek, dolapları düzeltmek gibi..

2.Kararları puanlama çizelgesi: Aldığımız kararların takibi açısından kararların yazılı olduğu bir tablo benim gibi bişeyleri yaptıkça üzerini boyamak ya da yanına bir tik atmak alışkanlığı olanlar için faydalı olabilir.

3.Bir cümlelik günlük: Yazmayı pek sevmeyip yine de neler yaptığını dokümante etmek isteyenler için ideal, “dolapları düzenledim / çekmeceleri boşalttıkça ferahladım / uykumu almak iyi geldi / bugün elimi hiçbişeye sürmedim…” gibi gibi..

4.Kişisel emirler: Hayatımıza rehberlik eden, kulağımıza küpe olmuş, kısa, enerji dolu, bizi yansıtan prensipler.

5.Listeler: Yapılacak işler, favoriler, ölmeden önce yapılacaklar...

6.İlham kaynakları: Favori kitaplar, sözler, internet siteleri..

Bunların hepsini ya da birkaçını kullanmak size kalmış elbette; benim kişisel tavsiyem bir defter edinip bu çalışmada olup biteni, yaptıklarınızı, düşündüklerinizi, hissettiklerinizi defterinize yazmanız.. Yazmak zaten başlıbaşına bir iyileşme / şifalanma metodu; arada başa dönüp baktığınızda nasıl büyük bir yol aldığınızı da tarihleri ve kanıtlarıyla görmenizi sağlayacak :)

Hazır yazmak demişken belki şunları da düşünüp defterinize böyle bir giriş yapmak istersiniz:
•Sizce mutluluk nedir?
•Elinizdekilerle mutlu ve tatmin dolu musunuz?
•Kendinizi mutlu etmenin mümkün olduğuna inanıyor musunuz?
•Sizde neşe, tatmin, kızgınlık, suçluluk, pişmanlık uyandıran şeyler nelerdir?
•Sizi mutlu edecek şey nedir: İyi bir iş / eş, para, sağlık...
•Mutlu olmak için elinizde neler var?
•Mutlu olmamak için elinizde neler var?
•Mutlu olduğunuzun farkına sonradan mı varıyorsunuz?
•Olabileceğiniz kadar mutlu olmak için ne olması gerekiyor?
•Mutluluğu artıracak eylemleri saptamaya kararlı mısınız?
•Bu kararları uygulamaya kararlı mısınız?
•Bunun için boş zamanınızın olmasını mı bekliyorsunuz?
•Doğru zaman / yeterli zaman / iyi zaman hiç gelmiyor mu?
•Ne istiyorsunuz: Hayatı daha az ciddiye almak / zamanı iyi kullanmak / gezmek / okumak / endişelerden kurtulmak / enerjiyi artırmak...........

Çalışmalarımızda bize çerçeve çizsin, tıkanıp kaldığımız, bunaldığımız zamanlarda bizi motive etsin diye öncelikle temel prensiplerimizi koymak faydalı olabilir..

Gretchen’ın 12 Emri şöyle idi:

1.Gretchen ol.
2.Kafaya takma
3.Hissetmek istediğin şekilde davran.
4.Bugünün işini yarına bırakma.
5.Kibar ve adil ol.
6.Sürecin keyfini çıkart.
7.İstiflemekten vazgeç.
8.Sorunu belirle.
9.Rahatla.
10.Yapılması gerekeni yap.
11.İnce hesaba girme.
12.Sadece sevgi olduğunu unutma.

Sizinki bunlardan biri olabilir mi, defterinize kendi kişisel prensiplerinizi yazmaya ne dersiniz?

Geçmişi bırak.
Herşeyi çok düşünme.
Bağlantıda ol.
En az sevdiklerini ilk önce yap.
Borçtan kaçın.
Cimri olma.
Kendini affet.
Başkalarına yardım et.
İhtiyaçların hakkında spesifik ol.
Sakin ol.

Kitap “canlılık” bölümüyle başlıyor.. Ben kendi adıma enerjimi artırmak için geçen hafta bayağı bir çalıştım. Evi temizledim, dolapları düzelttim, kıyafetleri elden geçirdim, sanal ortamdaki dağınıklıkları (mesajlar, dosyalar vs.) toparlamaya başladım, beslenmeme dikkat ettim..

Sizler de bu haftaya kendi kişisel prensiplerini koyarak ve enerjinizi artırmak için eyleme geçerek başlamaya ne dersiniz? Dilerseniz enerjinizi artırmak adına neler yapabileceğinize dair
burdaki yazıma da bir göz atın..

Sertap’ın şarkısındaki gibi: “Canlan biraz, kımılda, kendine gel” haftası yapın kendinize.. Hadi çıktık bir yola, enerjiyi artırma zamanı..

Sevgimle kucaklarım.. :)

18 Ekim 2010 Pazartesi

İnanç'ın Gücü...

Bugün sizlerle muhteşem bir hikaye paylaşmak istiyorum.. "İsteyin yeter ki, inanın yeter ki.." diyorum ya; inanın boşuna demiyorum.. "İstemek, karar vermek ve eyleme geçmek" bence hepimizin anayasamızda 1. madde olmalı.. İşte hikayemiz:
Bu köpek 2002'de doğmuştu. O üç bacakla doğdu- iki normal çalışan arka ayak ve bir ameliyatla alınan hissiz ön ayak. O tabii doğduğunda yürüyemiyordu ve annesi bile onu istemedi.

İlk sahibi de onun hayatta kalamayacağını düşünüyordu ve onu uyutmayı düşündü. Fakat daha sonru şu anki sahibi Jude Stringfellow onunla tanıştı ve onun bakımını üstlendi. O bu küçük köpeğe kendi başına yürümeyi öğretmek konusunda çok kararlıydı.

Ona İnanç adını verdi.

Başlangıçta onu bir sırf tahtasına koydu ve hareketi hissetmesini sağladı. Daha sonra bir kaşık fıstık ezmesi kullanarak onu ayağa kalkması ve sıçraması konusunda cesaretlendirdi. Evdeki diğer köpek bile İnanç’a bu konuda destek verdi.

İnanılmaz bir şekilde, 6 ay sonra İnanç arka ayaklarının üzerinde dengede durmayı ve öne zıplamayı öğrendi. Karda daha fazla eğitimden sonra, insan gibi yürümeyi öğrendi.

Şimdi İnanç etrafta yürümeyi çok seviyor. Nereye giderse gitsin, hep ilgi odağı halinde. Uluslararası alanda hızlıca ünlü oluyor ve birkaç televizyon şovu ve gazeteye çıktı.

Şimdi "Az Bir İnançla" adında onun hakkında bir kitap çıkacak. Harry Potter Filmlerinden birinde oynaması bile düşünüldü.

Şu anki sahibesi Jude Stringfellew öğretmenlik işini bıraktı ve onunla dünyayı dolaşıp mükemmel olmayan bir vücutta bile mükemmel bir ruh olabileceğini öğretmek istiyor.

Hayatta hep istenmeyen şeyler olur, fakat daha iyi hissedebilmek için sadece hayata farklı bir yönden bakmak yeterlidir.

Umarım bu mesaj herkese taze yeni bakış açıları getirecektir ve herkes her güzel gün için şükran duyup teşekkür edecektir.

İnanç hayatın gücünün ve mucizevi başarının devamlı bir kanıtı.
***********************************
Biz bu hafta Cuma akşamı Ankara'daki arkadaşlarla ilk "Mutluluk Projesi" buluşmamızı gerçekleştiriyoruz. Arzu edenlere kapımız açık, buyrun gelin..
Bu arada "mutluluk projesi" grubumuza katılmak isteyenler lütfen sol üstteki linke tıklayarak üye olsunlar; önerilerinizi, fikirlerinizi bekliyorum..
Keyifli bir hafta diliyorum hepimize, sevgimle kucaklarım.. :)

12 Ekim 2010 Salı

Sevin...


Sadece var olmayın, aynı zamanda yaşayın da.. Nasıl mı? Sevin; en önemlisi bu.. En başta da kendinizi.. Ailenizi, sevgilinizi, eşinizi, çocuklarınızı, çiçekleri, böcekleri.. Sevin işte.. Her sabah aynada bir makas alıp yanağınızdan, seni seviyorum deyin kendinize.. Bunu sevgilinize diyormuşcasına kikirdeyin hatta:) Hadi durmayın, ne bekliyorsunuz?...

11 Ekim 2010 Pazartesi

Evren Bizi Destekliyor, İnanın...

Dün akşam televizyonda bir film seyrettim; 2009 yapımı Julie & Julia.. İki gerçek hikayeye dayanan film, farklı zaman ve mekanlarda yaşamakla beraber hayatları bir şekilde iç içe geçen iki kadını anlatıyor. Anafikri ise tutku ve cesaretle hiçbir şeyin imkansız olmadığı..

Seyredecek olanlar için filmin heyecanını kaçırmadan detayları burda bulabileceğinizi söyledikten sonra bu sabah yaşadıklarımı anlatmak istiyorum. Filmdeki kadınlar filmin konusunu da oluşturan yemek pişirme tutkuları için sabah erken saatte kalkıyorlardı.. Ben de erken yatıp erken kalkan tayfadanımdır ama onları görünce bir kez daha dedim ki, "ya işte böyle olmalı, tutkuyla sarıldığın bişeyler varsa gerekiyorsa uykundan fedakarlık etmelisin.." Ve de yapmayı planladığım bazı çalışmalar için saati 5:30'a kurup yattım..

Gece elektrik kesildiği için radyolu saatimin ayarları gitmiş.. Bu durumda bırakın erken kalkmayı normal saatte bile uyanmam güç olabilirdi.. Ama üzülmeyin işin heyecanlı kısmı burda başlıyor: Telefonumun şarjı bitmek üzereymiş ve 5:30'dan itibaren biplemeye başladı!.. Bip sesine uyanınca elektriğin gittiğini ve saatimin bozulduğunu farkedip gülümsedim.. Tam tekrar uykuya dalıyormuşum ki ezan okunmaya başladı, normalde duymam ama duydum :)) İşte dedim evren çalışıyor, hadi Cheetos, kalkcam dedin, evren seni uyandırmak için elinden geleni yapıyor, daha n'apsın.. :))

Velhasıl biz bişeyi gönülden istedik mi, şartlar ne olursa olsun evren bizi destekliyor arkadaşlar.. Yeter ki uyanın ve harekete geçin..

Bu arada "mutluluk projesi" grubumuza katılmak isteyenler lütfen sol üstteki linke tıklayarak üye olsunlar; önerilerinizi, fikirlerinizi bekliyorum.. Bir de Ankara'da olup evde yapacağımız çalışmaya katılacakların bana mesaj atmalarını rica ediyorum, ki kaç olacağımızı görüp ona göre mekan ayarlayabileyim.. Bu arada olayı daha cazip hale getirir mi bilmem, sevgili arkadaşım Berrin de çalışmalara katılacak ve nefis kekler yapıp getirmeye söz verdi, benden söylemesi :))

Sevgimle kucaklarım, mutlu bir hafta OLsun herkese... :)

5 Ekim 2010 Salı

Mutluyum, Mutlusun, Mutlu... :)

Çok mutluyum; sizin heyecanınızı görüp daha da mutlu oldum.. Projemiz için daha bir aşka geldim inanın.. :)

Şimdi ne mi yapıyoruz? Projeye katılmak isteyenler mutlulukprojesigrubu na girip üye oluyorlar, bazılarınıza davet attım ama gelmediyse lütfen üyelik başvurusunda bulunun.. Ekim ayının 2.yarısından itibaren nasıl bir yol izleyeceğimize dair gruba mesajlar göndermeye başlayacağım. Başlangıç öncesi neler yapacağınızı ve her haftanın programını çalışmalardan önce biliyor olacaksınız. Gelişmelerden blog arkadaşlarımızı da haberdar edeceğim elbette.. :)

Ankara grubuna katılmak isteyenlerden ise bir ricam var: Lütfen bana mail atın ki, katılımcı sayısına göre buluşma yerimizi belirleyeceğimiz için sonradan yer sıkıntımız olmasın. Sayıya göre ya bir evde (benim evim ya da evi uygun olan bir arkadaşın evi olabilir) toplanacağız ya da başka bir yer ayarlayacağız.
Artık bir grubumuz olduğuna göre mesajlarınızı, sorularınızı, fikirlerinizi gönderin ki diğer ekip üyelerimiz de görebilsinler ve şimdiden ekip sinerjimizi oluşturmaya başlayalım.. :)
Grubumuzla ilgili adresler şöyle:
Direk bana mesaj yollamak isterseniz: mutlulukprojesigrubu-owner@yahoogroups.com
Çok heyecanlı di mi?
sevgimle kucaklarım.. :)

4 Ekim 2010 Pazartesi

Mutluluk Projesi Başlıyor...

Yılımız bugüne kadar öyle böyle geçti ama böyle götürmeyelim dedim. Zira yılbaşı, aybaşı, haftabaşı, Pazartesi, ayın 15’i değil ki aslolan.. Hep konuşuyoruz ya, ŞİMDİ ve BURADA OLuyor herşey..
Bu nedenle ben de bu yıl bir değişiklik yapalım diye düşündüm. Niye bekliyoruz ki 1 Ocak gelsin diye?
Serde muhasebecilik var biliyorsunuz, muhasebede “hesap dönemi” kavramı vardır. Hesap dönemi firmaların çoğu için 1 Ocak’ta başlar ve 31 Aralık’ta biter.. Yeni yıl için planlar, bütçeler yapılır; politika değişiklikleri konuşulur, kimi hesap kalemleri için yeni yılda atılacak adımlar yıl bitmeden belirlenir. Tıpkı bizlerin yeni yıl planlarımız gibi...
Bazı firmalarda ise “özel hesap dönemi” geçerlidir. Mesela onların yeni yılı 1 Ekim’de başlar ve 30 Eylül’de biter..
Ben de özel bir yılbaşı tarihi belirledim: 1 Kasım 2010.. Bugünden tezi yok, klasik yılsonu şarkımız “haydi eller havaya, planlar yazılsın tahtaya” çalmaya başlıyor.. :)
Bir projeye başlıyoruz.
Bu projenin adı “Mutluluk Projesi”...
Belki bazılarınız çoktan okudu bile Gretchen Rubin’in kitabını, belki kiminiz adını bile duymadınız. Olsun..
Kitap aslında 12 ay boyunca süren bir dizi çalışmadan oluşuyor.. Bense bu çalışmaları Kasım ve Aralık aylarında şöyle bir derleyip toparlayalım ve yeni yıla süper girelim istedim. İlk çalışmamız 2 aylık olacak, 1 Kasım’da başlayacak ve 31 Aralık’ta “Hayal Tablosu” çalışması ile bitireceğiz. Sonrasında isteyenlerle yıl boyunca da devam edeceğiz.
2 grup halinde çalışacağız:
İlk grup Ankara’da oturanlar için: Katılımcıların durumuna göre haftasonu gündüz ya da haftaiçi bir akşam buluşup grup çalışması yapacağız. İkinci grup ise buluşma imkanı olmayan Ankara içi ve dışındaki herkesten oluşacak. Ankara grubunun bir araya gelip birbirlerini motive etme ve gerektiğinde birazcık da dürtükleme şansının olduğunu söylememe gerek yok sanırım :) 2. Grup ise bir yahoo grup üzerinden çalışmalarını sürdürecek.
Bu çalışmada yeni bir gruba üye olmanın yaratacağı mutluluk, motivasyon ve aidiyet duygusunu kullanacağız:
• Kararlarımızı netleştirip ölçülebilir hale getireceğiz,
• Düzenli olarak biraraya gelip birbirimizle bağlantıda olacağız,
• Bizimle aynı yolda yürüyen yeni arkadaşlarımız olacak,
Bütün bunlardan mutlu olacağız,
• Bu arkadaşlarımızın enerjisiyle 1 + 1 > 2 olduğunu görüp oluşacak sinerjiye şaşıracağız :),
• Onların yaptıkları ve söylediklerinden aşka gelip projemize daha sıkı sarılacağız,
• Bizimle aynı dertten mustarip insanların olduğunu görüp yalnız olmadığımızı fark edeceğiz,
Bütün bunlardan mutlu olacağız,
• Fikirlerimizi paylaşıp cesaretleneceğiz, hiç düşünmediğimiz çözümleri keşfedeceğiz,
• Birbirimizi destekleyeceğiz,
• Eğleneceğiz,
Bütün bunlardan mutlu olacağız….. :)
Gretchen Rubin’in dediği gibi:
“Başka insanları mutlu etmenin en iyi yollarından biri kendinizi mutlu etmektir;
Kendinizi mutlu etmenin en iyi yollarından biri başkalarını mutlu etmektir.”
Nasıl da besleyici bir döngü farkında mısınız?
Şimdi sizlerden ricam bana hangi grupta yer almak istediğinizi bildirmeniz.. Bu arada sorularınız olursa ncigdematabey@gmail.com adresine yazabilirsiniz..
Mutlu olmak hepimizin hakkı ve biz mutlulukların en kocamanına layığız!.. :)
Sevgimle kucaklarım… :)

1 Ekim 2010 Cuma

Ne Yaptığınızı Biliyorum...

Koca kış geçti; iş-güç, hastalık sağlık, çocukların okulu, büyüklerin ziyareti, yetişmeyen işler, yazılması gereken raporlar, toplantılar, bitmeyen koşturmalar, düzeltilmeyi bekleyen dolaplar, tüm kış düğmesini dikemediğiniz için giyemediğiniz gömleğiniz, elden kalınca 50 gün kalan dağ gibi ütüler, 2 kap yemek için alışveriş ve koşarcasına geçen zaman...
Baharın göz kırptığını yağmurlardan, havanın bir açıp bir kapamasından, tam da güneş açmışken nezle olmaktan pek farkemediniz..
Koşturmaktan terlediğiniz sıcak yaz günlerindeydi sıra, neyse ki güneş enerjinizi artırmıştı biraz.. Ve çok şükür okullar kapandı, en azından çocukların ilginç performans ödevleri ile uğraşmanız gerekmeyen günler geldi, babaanne / anneanne yanına gönderdiniz çocukları ve az biraz nefes alabildiniz..
Bedeninizin dinlenmeye, zihninizin ve ruhunuzun sakinliğe sükunete ihtiyacı vardı; şu kuyruğu birbirine dolaşmayan tilkileri tatile yollamaya karar verdiniz.. Daha tatilin başında ayağınız burkuldu, havuzun kaydırağına başını çarpınca çocuğunuzun kaşı yarıldı, yiyip içip bi de kilo alıp, dinlendiğinizi anlayamadan döndünüz..
Di mi.....???
Ve bir gün, serin bir Ekim sabahına uyandınız.. İşte tüm ihtişamıyla sonbahar.. “Bir yıl daha bitiyor” dediniz umutsuzlukla.. “Ömür geçiyor.. Ortada bişey yok... “ Neyse güneş hala biraz parlıyordu.. :)
Oysa ne umutlar, planlar, listelerle başlamıştınız yeni yıla; biliyorum..
Şimdi size iyi bir haberim var:
Yıl böyle geçti diye böyle bitmesi gerekmiyor.. Otomatik pilottan çıkma zamanı.. 2010’u keyifle ve hayatınıza bişeyler katmış olarak bitirmek, 2011’e enerji ve kararlılıkla başlayabilmek için birlikte keyifli bir adım atacağız..
Bir projeye başlıyoruz.
Çok yakında...
Kucaklarım sevgimle :)

28 Eylül 2010 Salı

Nerede Kalmıştık?

Son yazıma Baturhan’ın yazdığı yorumu gördünüz mü? “Karıcığım blog yazılarını çok özledim, artık yazsan diyorum.. Olmuyor böyle..”
Valla bence de olmuyor... :)
Hele koçluk yazılarımı yazdığım Hedefe Giden Yol da aylardır öksüz kalmış.. İzmir’den Şenay hanım aradı Ramazan’da, tam ben açlığın doruğunda uyuklarken.. :) “Çiğdem hanım, kaçırdığım bişey mi var, uzun zamandır yazmıyorsunuz” dedi.. Sağolun aradınız, sordunuz çoğunuz “ne oluyor” diye..
Ne oluyor?...
Valla ne olmuyor ki... :)
Sizin yaşadıklarınızdan farklı şeyler değil aslında...
Ev işleri, iş işleri, pozisyon değişiklikleri, düğünler, cenazeler, kahkahalar, gözyaşları, hastalıklar, tatiller..
Gerçekten çok başarılı koçluk çalışmaları, alınan eğitimler, kendi kendini eğitmeler, arada inzivalar, sessiz kalışlar..
Böyle işte..
Tam da hepinizinki gibi değil mi?
Tamam kabul, arayı uzatmışım biraz 9 ay olmuş, eh bir hamilelik süresi gibi düşünün.. Bu da böyle ruhsal / zihinsel bir doğum..
Döndüm işte, özledim ben sizi..
Hoşgeldim.. Kucaklarım sevgimle... :)