15 Aralık 2009 Salı

Delfina'ya...

Son zamanlarda sıklığı ve şiddeti artan başağrım nedeniyle dün doktora gittim. Yapılan bir dizi tetkikten sonra göz tansiyonumun oldukça yüksek olduğu ortaya çıktı. 10 gün göz damlası kullanıp kontrole gideceğim. Bugün bir ara “hay Allah bu hastalık da nerden çıktı şimdi” diye düşünürken telefonum çaldı: Danışmadan adıma bir kargo geldiğini söylediler. Göndereni soyadından hemen tanıdım: Delfina’nın babası..
Akşam eve geldiğimde kutuyu eşimle birlikte açtık, içinden neler çıkmadı ki: Muhteşem lezzette kuru incir (Mehtapcım itiraf ediyorum, 1,5 tane yedim :)), zeytinyağı, kapağını açınca limonunun bile kokusu gelen yeşil zeytin, harika renkli bal, zeytinyağlı sabunlar, erişte ve kırmızı biber.. “Ey güzel Allahım çıktıkça çıkıyor, bu da ne” diyorum her paketi açarken.. “Ama bunlar çok, çok fazla” diyorum.. Asıl ve en önemlisini eşim veriyor: Küçük bir kağıda el yazısı ile yazılanlar burnumun direğini sızlatıyor, gözyaşımı elimin tersi ile siliveriyorum… Sanki neler söyleyeceğimi bilmiş de "helal olsun" diye yazmış Tevfik amca..
Eşim de ben de hem gönderilenlerden, hem de ve daha çok da yazılanlardan çok etkilendik.
Tam o sırada komşum telefon ederek değişik bir pilav yaptığını ve istersek vereceğini söyledi. Zaten kayınvalidem de yemek yapıp gönderdi bugün, e ben daha ne isteyeyim, “teşekkürler Tanrım” dedim.. :)
Gelen kargonun hikayesini Delfina’nın önümüzdeki günlerde yazacağını biliyorum. Ben bugün sadece ona güzel yüreği, hassasiyeti ve inceliği için teşekkür ediyorum.. Tevfik amca ve Fatma teyzeye de selam, sevgi ve saygılarımı yolluyorum, lütfen onlar da kabul etsinler; ellerine sağlık.. Ve her ne hakkım var ise, benden yana da helal OLsun..
Delfina’nın hikayesini beklerken, ben size pilavın hikayesini anlatayım:
Geçen Pazar günü sevgili reiki hocam bize gelmişti; onunla keyif dolu, çaylı kurabiyeli güzel bikaç saat geçirdik. Sohbetimizin bir yerinde “vermenin gücü”nden sözettik. İlla her şeyin parasal bir karşılığı olmayacağından, bazen bir sözün, bazen bir davranışın ya da paylaşılan bir tabak yemeğin de pekala bişeylerin karşılığı olabileceğinden bahsettik. Ona dedim ki “bak mesela, bu kurabiyeyi yapmak için 3 yumurta gerekiyordu, ama evde 2 tane vardı. Eksik olan yumurtayı aldığım komşuma yumurtanın parasını vermeyeceğim tabii ama kurabiye götüreceğim.” Akşam ona kurabiye götürünce Baturhan bir tabak kurabiye de diğer komşumuza götürmemi söyledi: “O” dedi, sen Adana’ya
gittiğinde bana yemek getirmişti.” Bir tabak kurabiye de üst komşum Şükran’a çıkardım. Kapıda konuşurken “nohut pişirdim” dedi, “ister misin?” Baturhan nohudu çok sevdiğinden olur dedim. Tam tabağa koyuyordu ki, “ ya ne uğraştırıyorsun beni, hadi gelin burada yiyelim” dedi. Biz de evden turşu getirdik, bir de geçen gün bir sevgili arkadaşımın getirdiği kestane şekerlerinden.. Şükran da kestane şekerini çok seviyor, süper yemek oldu :)) Velhasıl aldığım 1 yumurta döndü dolaştı bize akşam yemeği oldu sonunda.. Pilav da olayın devamı.. :)
Hani hep diyorum ya, sorgusuz hesapsız kitapsız verin diye.. Ee verin işte, inanın o verdiğiniz döner dolanır size misliyle gelir. Paylaşarak çoğalmak dedikleri de işte bu..
Sevgili Delfina artık hikayeni bekliyoruz, şimdi herkes merak edecek bana niye bu kadar çok şey gönderdiğini.. Paylaşıp çoğaltmak ister misin sen de hislerini?
Sevgiler benden.. :)