30 Nisan 2009 Perşembe

Bekle Bizi İstanbul..

Annem, yeğenim Defne'nin yılsonu gösterisi olacağını söylediğinde, ne zaman diye sordum; 3 Mayısmış dedi. Kardeşimi aradım hemen, hazır 1 Mayıs tatil olmuşken bi güzellik yapabiliriz diye düşündüm, biz de gösteriye gelebilir miyiz diye sordum. O da tabii deyince, Defne'yle konuştum bu sefer:

1. Gün:

Teyzoş: Defnecim, yılsonu gösteriniz varmış?
Defne: Evet, folklör oynayacağız, Adıyaman, sen Adıyaman biliyor musun?
Teyzoş: Hayır bilmiyorum.
Defne: Babam biliyor... Bi de şarkı söyleyeceğiz..
Teyzoş: Ne güzel, biz de gösteriye gelelim diye düşündüm, ne dersin, gelebilir miyiz?
Defne: Baturhan amcamla mı (çocuk 2 tane amcası olunca onu da amcası sanıyor, enişte demeyi öğrenemedi), anaanem de gelecek mi?
Bu arada kardeşimin cep telefonunun şarjı bitince ben de ev telefonundan aradım, hemen açtı:
Defne: KUSURA BAKMA teyzoş, ANNEMİN PİLİ BİTTİ... (Ben koptum tabii... :))))
Teyzoş: Olsun önemli değil.. Neyse, evet Baturhanla geleceğim, ama daha konuşmadım, birazdan konuşacağım; anneme de soracağım.
Defne: Teyzoş benim anaaneme niye anne diyorsun?
Teyzoş: Çünkü o benim annem..
Defne: Annem de anne diyor..
Teyzoş: Ee ikimizin de annesi de o yüzden, annenle ben kardeşiz.. (Kuzum benim, bu ara akrabalık ilişkilerine takılmış.. :)))
Defne: Hıımmm peki, tamam sen ananeye sor, ama ZARİF sor, KABA sorarsan belki gelmez, ben de öğretmenime sorayım, Ankara'dan teyzoş gelebilir mi diyeyim. Nasıl soracaksın anaaneme?
Teyzoş: "Defnenin yılsonu gösterisi varmış, bizi de davet ediyor, biz gideceğiz, sen de gelmek ister misin?" diyeceğim.
Defne: Tamam bu UYGUN.. (teşekkürler.. :)))
Teyzoş: Anlaştık o zaman, ben anneanneye sorayım, sen de öğretmenine sor, yarın konuşuruz. Bu arada Defnecim ben seni çok özledim.
Defne: Ben de teyzoş, yıllardır görüşmedik!!... (Aralık ayında gelmişlerdi en son)
Teyzoş: Yok pek yıl değil de 5 aydır filan..
Defne: E tamam işte yıl olmuş.. (Ben yıkıldım gene :)))
Teyzoş: Pek yıl da sayılmaz Defnecim, yılın yarısı filan..
Defne: Neyse, ben pek anlamıyorum bu yıllardan... (boşver, anlama be güzelim..)
Teyzoş: Tamam Defnecim, yarın görüşürüz..
Defne: Hoşçakal teyzoş, ba-baayyyyy...

2.Gün:

Teyzoş: Defnecim Baturhanla konuştum, biz geliyoruz.
Defne: Anaane?
Teyzoş: Anneannenin durumu daha belli değil.. (annem "söyleme, Defne'ye sürpriz olsun" demişti..)
Defne: Hıımmm... (pek mahzun bi hıımm bu..) Ben de öğretmenimle konuştum, gelebilirler dedi.. Yarın akşam tekrar konuşalım mı, belki yarına kadar belli olur..
Teyzoş: Tamam konuşalım..

3. Gün:

Teyzoş: Defnecim, anneannenle konuştum, o da geliyor..
Defne: Tabii, kızı RİCA etti ya, onun için geliyordur.. :(
Teyzoş: Olur mu Defnecim, senin için geliyor, "Defne çağırmış, ben gitmem mi" dedi..
Defne: Peki.. (kuzucum benim, sürpriz yapalım derken üzdük galiba biraz..)

Tüm bu konuşmaların ardından biz yarın İstanbul'a gidiyoruz.. Kardeşim Çağlar ve eşi Eda'nın durumu da bu akşam belli olacak, belki onlar da gelecekler.. Kızkardeşim Çağla "Cumartesi Emirgan'a gideriz" dedi, Pazar da gösterinin ardından döneriz artık..

Bu sefer pek bi heyecan yaptım İstanbul'a gidiyoruz diye; Defne'nin büyümüş halleri çok komik.. Keyifli bir mini tatil olsun diye niyet ettik.. Bekle bizi İstanbul, geliyoruz... :)

27 Nisan 2009 Pazartesi

Seçmek...

Bahar yağmurları yağıyor kaç gündür, ağaçlar iyice çiçeklendi, çimenler güzelleşti; yaza hazırlanıyorlar.. Peki ya siz? Hayatınızın yeni bir yaz’ı geliyor, neler yapıyorsunuz, ya da bişeyler yapmayı düşünüyor musunuz? Harekete geçmeyi mi yoksa olduğunuz gibi kalmayı mı seçiyorsunuz? Seçimleriniz sizi yaza hazırlayacak, nasıl bir yaz yaşamak istiyorsunuz haydi bir düşünün, hareketlenin ve seçimlerinizi yapın.. Seçimlerinizin varlığı sizi canlandıracak, tıpkı biberiyenin dediği gibi: "Varlığın beni canlandırıyor.."

Hedeflerden bahsediyoruz, ulaşmak istediğimiz yerlerden, yapmak - yaşamak istediklerimizden.. Bişeyleri seçiyoruz aslında böyle yaparak; okumak istediğimiz üniversiteyi, yapmak istediğimiz işi, evlenmek istediğimiz eşi, binmek istediğimiz arabayı, yaşamak istediğimiz evi seçiyoruz.. Seçmek, belki de hayattaki en önemli eylemimiz, kullandığımız en önemli kelime.. İnanın, SİZ ne SEÇerseniz, bu GERÇEKleşiyor...
Bakın seçmek ne anlama geliyor:
............................................................
Devamını burdan okuyabilirsiniz...
İyi bir hafta dilerim..
Sevgimle kucaklarım :)

20 Nisan 2009 Pazartesi

Parayı Sevin...

Parayı sever misiniz? “Kim sevmez ki?” demeyin, inanın sevmeyenler de var.. Kimimiz daha çok olsun, refah içine yaşayayım deriz, bu yüzden isteriz; kimimiz parayla saadet olmaz deyip parayı elimizin kiri olarak görürüz.. Para da bunlara göre hayatımızda yerini alır, bazen yatıya kalır, bazen şöyle geçerken uğrar, bazen de bizi unuttuğunu düşünürüz.. Parayı sevin, siz onu sevdikçe o da sizi sever; aynı zenginlik sembolü kaplan postu çiçeği gibi bolluğunuz çiçeklenir.. :)

Son aylarda en çok kullandığımız, en çok duyduğumuz sözcüklerden biri “kriz”... “Ekonomik kriz var, hayat pahalı, geçim zor, para yetişmiyor, borçlar aldı yürüdü...” diyor ya da böyle konuşanları duyuyorsunuz. Haklısınız, gerçekten de ekonomide bir gerileme sözkonusu: Kapanan mağazalar, alışveriş merkezlerindeki nispeten azalmış insanlar, istatistikler bunu doğruluyor. Öte yandan da sürekli yeni açılan cep telefonu ve kontör satan dükkanlar görüyorum..

Şöyle bir bakın: Hem ülkemizde hem dünyada bolluk, refah, zenginlik içinde yaşayanların yanısıra, yoksulluk çeken, hatta yiyecek bulamayan insanlar var.. Zenginleri zengin yapan, öte yanda da insanları borçtan kurtarmayan şey nedir hiç düşündünüz mü? Ailemizin zengin / fakir olması mı, eğitim aldığımız kolejler ya da mahalle mektepleri mi, yoksa doğduğumuz ülke, cinsiyetimiz ya da dinimiz mi?

............................................
Devamını burdan okuyabilirsiniz..
İyi haftalar dileklerimle sevgimle kucaklıyorum :)

13 Nisan 2009 Pazartesi

Hayal – Hedef – Plan Üçlemesi..

Hepimizin küçük büyük hayallerimiz var: BİRGÜN yeni bir lisan öğrenmek, bir dağa tırmanmak, kayak yapmak, maraton koşmak, bir hastalığı yenmek, sigarayı bırakmak, dünya turuna çıkmak, spor bir araba almak, evlenmek, çok para kazanmak, zayıflamak geçer gönlümüzden. İşte o birgünün gelmesini beklemek yerine hemen şimdi ve burada başlamaya ne dersiniz?
Gönlünüzden geçip kafanızın içinde dolaşan bu hayalleri, belli bir plan çerçevesine oturtulmuş, gerçekleştirmek üzere kendinize söz verdiğiniz, sizi heyecanlandıran, motive eden ve heveslendiren açık ve net hedeflere dönüştürme zamanı geldi. Bunun için ilk yapmamız....
Devamını burdan okuyabilirsiniz..

Bu yazıyla ilgili yorumlarınızı bloga ekleyebilir, değerlendirme yapabilirsiniz..

Hepimize iyi haftalar,

sevgimle kucaklarım :)

06 Nisan 2009 Pazartesi

Mutluluğun Yalın Hali...

Haftasonu menekşelerimin saksılarını değiştirdim.. Biraz toprak ekleyip, kuru çiçeklerini temizledim, gözüme pek güzel göründüler.. Pek mutlu oldum, sade, yalın bir mutluluk.. Mutluluğun yalın hali böyle bişey olmalı diye düşündüm..

Çeşitli vesilelerle sıkça bahsettiğim konulardan birisidir mutluluk.. Çoğumuz, mutluluğu hep bişeylere bağlayan bir çevrede yetişmişizdir. Hep bişeyler olursa mutlu olacağımızı düşünmüşüzdür. Mutlu olmak için arabanızı değiştirmeyi, ev almayı, sevgili bulmayı, evlenmeyi, işe girmeyi, borçlarınızı ödemeyi, çocuklarınızın mezuniyetini, emekli olmayı mı bekliyorsunuz? Mutlu olmak için bişeyleri beklemek zorunda değilsiniz, çünkü mutluluk sizin doğal hakkınız.. Şimdi, tam olduğunuz yerde ve olduğunuz şekilde mutlu olmak için bişeylerin olmasına, randevu almanıza, rezervasyon yaptırmanıza gerek yok. :) Koşulsuz şartsız mutlu olmayı seçerseniz, dış etkenlere bağlı olmadığınızı, mutluluğun anahtarının sizde olduğunu göreceksiniz. Yeter ki niyetiniz bu yönde olsun ve olmalı da, neden mi:

Devamını
burdan okuyabilirsiniz..

Sevgimle kucaklarım.. :)