25 Şubat 2009 Çarşamba

Hedefe Giden Yol...

Gününüz aydın, gönlünüz aydın OLsun.. :)
Bugün yeniay doğuyor, ben de hayatımda yapacağım yeni bir başlangıç için bugünü seçtim:

Biliyorsunuz “Ben Göründüğümden Daha Fazlasıyım” başlığı altındaki blog yazılarım 1,5 yıldır sürüyor.. Kendi gerçekliğimi yaratmış olmak, bu arada kendime ve başkalarına dokunan bişeyler yapmak adına bir yandan gündelik hayatımı, bir yandan da “yaşam koçu” sıfatıyla genel anlamda hayatı yazıyorum.. Sizlerden gelen yorum ve mesajlar da beni yolumda emin adımlarla ilerlemek konusunda yüreklendiriyor; bunun için gönülden teşekkür ediyorum..

Yeni başlangıca gelince; bundan böyle yaşam koçluğu ve hayata dair yazılarımı "Hedefe Giden Yol" başlığıyla yeni bir bloga taşıdığımı duyurmaktan mutluluk duyuyorum.. Öncelikle "Her Pazartesi 1 Adım" etiketli yazıları yeni bloga taşıdım ve Pazartesi yazılarımı Çiçeklerin Diliyle sizlerle paylaşağım.. Öneri ve fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim, böylece hepimiz için oldukça faydalı yazılar çıkacağına inanıyorum.. Yol arkadaşım olur musunuz?

Haydi başlayalım..
Sevgimle kucaklarım.. :)

24 Şubat 2009 Salı

İçimden Geldi...

Hayatımızdaki zor insanların, zor durumların herbirinin bir amacı, bir hizmeti var. Bunları kabul edene, olayın köklerine inip nedenleri görene, sürekli tekrarlayan durumları anlayana kadar da hayatımızda olmaya devam edecekler.
Bi düşünün; dün neler yaptınız, neler düşünüp, neler hissedip, ne tepkiler verdiniz? Sizi rahatsız eden, hoşunuza gitmeyen şeyler neden böyle hissettirdi; acaba evren size bişey mi demek istiyordu? Kabul edin ki, bu rahatsızlık halleri, görmeniz gerekeni görene, almanız gerekeni alana kadar devam edecek ve bu sizin kendi gelişiminiz için gerekli..

Sevgiyle içimden geldi :)

21 Şubat 2009 Cumartesi

Güle Güle Tuğrul...

Dün akşam Adana dönüşü öğrendim, sevgili hocam Tuğrul'un yuvaya döndüğünü..
Kiara ile birlikte Patika'da deeksha uyumlaması yapmışlardı bizlere, tesadüf bu ya İstanbul'daki kızkardeşimi de inisiye etmiş, "Çağla'nın ablasıyım" deyince ondan da konuşmuştuk..
İlginç hikayesini anlatırken gözleri parlıyordu, "ne dün, ne yarın; herşey an'da" cümlesini defterime not etmişim..
1 ay sonra oğluyla birlikte yeniden doğacağına inanıyorum nedense.. Yeni görevlerle, yeni derslerle..
Yuvaya dönüş yolun ışık dolu OLsun sevgili Tuğrul..
Sevgiyle uğurluyorum...

20 Şubat 2009 Cuma

Adana'dan Sevgilerle..



Günaydınlar hepinize, yağmurlu bir Adana sabahından sevgiler.. :)
Cemre düştü bugün havaya, aynı zamanda gönlüme de; bi hoş hissettim, kıpır kıpır şöyle, yeni başlangıçlar, yeni tanışıklıklar, yeni adımların heyecanıyla..
Geçen sene yazdığım cemre yazısına bi bakın isterseniz; bakalım siz de aynı heyecanı hissedecek misiniz?
Hadi siz de bi cemre düşürün hayatınıza...
Sevgimle kucaklarım.. :)

17 Şubat 2009 Salı

İçinize Bakın ve Görün...

Sabah bi arkadaşım parlamışsın, yüzün ne aydınlık deyince, senin aydınlığın yansıyor dedim.. Kozmetik ürünlerinin de etkisi vardır tabii ama bu aynalık mevzuu derin.. :)
Hep başka insanların bize aynalık ettiğinden söz ederiz. Başkalarında kızdığımız / öfkelendiğimiz / bizi üzen her ne varsa bunları GÖRMEMİZİ engelleyen şey, aslında kendi içimizde olup da görmekten kaçtığımız şeylerdir. Aslında kendimizden kaçıyoruzdur.
Bi kere bunu anladık mı, işte o zaman diğerlerine de bakışımız değişecek.. Hissetiklerinize dikkatinizi yöneltin, duygunuzu açık seçik tarif edin.. Size bunu hissettiren şey karşınızdakinin davranışı değil; sizin içinizdeki farkedilmeyi ve temizlenmeyi bekleyen bir olay, bir duygu, bir düşüncedir..
İçinize bakın, göreceksiniz..

14 Şubat 2009 Cumartesi

Sevgilim Desen Bana... :)

Pek sevgili bir gün yaşamaktayım bugün..
İlkin kendimi sevdim: Sabah gidip güzel bir masaj yaptırdım, oh pek bi rahatladım; hele sırtım bi güzel oldu, yumuşadı, boynumun gerginliği de gitti; pamuk gibi oldum.. Seviyorum ben bu bedeni, kaşımı gözümü, tüm organlarımı, minik ayaklarımı, ellerimi: Annem el parmaklarımıza ad verdiğimiz oyun oynatırdı bize küçükken: "Baş parmak, badi parmak, orta direk, hacı kızı, gül bebek" diye, bilir misiniz siz de? Severim ben bu gül bebekleri de..

Sonra kuaföre gidip fön çektirdim, saçlarım bu ara çoğalmaya başladılar, fön çekilince yeni çıkan kısalar aralardan pıtladı, eskiden olsa kızardım; seviyorum saçlarımı da uzunu kısası, siyahı beyazıyla..

Dönüşte akşamdan kalma karnıbahar salatasını yedim afiyetle, seviyorum karnıbahar seni, üstüne doğradığım kırmızı biberleri de..

Sıra geldi bilgisayarı açıp, okuyup da cevap yazamadıklarıma:

Sevgili Nilambara beni mimlemişti ya geçenlerde, ee artık yazmalı; yakınımdaki ilk kitabı hem ona hediye olsun, hem de bana ders olsun niyetiyle kütüphaneden gözlerimi kapatıp seçtim: Mark Goulston ve Philip Goldberg ortaklaşa yazmışlar: Kendi Yolunuzdan Çekilin.. 161. sayfada "korkunun hayatınızı yönetmesine izin vermek" başlıklı yeni bir bölüm başlamış. 5. cümle yerine oyunbozanlık yapıyor ve 1-4. cümleleri yazıyorum :)

1. Franklin Roosevelt'in bir sözü, diyor ki; "Korkmanız gereken tek şey, korkunun ta kendisidir."

2-4 ise Eleanor Roosevelt'den; "Yüzünüzde korku ifadesiyle bakmaya son verdiğiniz her tecrübeden güç, cesarte ve güven kazanırsınız. Kendi kendinize şunu söyleyebilirsiniz: Bu dehşeti yaşadım. Onun peşinden gelecek şeyi de karşılayabilirim."

Bana çok şey ifade etti bu sözler, bunları okumama vesile olduğun için sağol sevgili Nilambara; yeni yaşın kutlu, gözlerin hep mutlu OLsun :)

Blog dünyasından tanıştığım 2 güzel yürek, sevgili Ful Yaprakları ve sevgili Mehtap sevdikleri bloglar arasında blogumu göstermişler, sevgili bir güne mutluluk kattılar. Şimdi benim de seçim yapıp ödül vermem gerekiyormuş.. Bakın Cemal Süreya ne demiş:

"Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu,
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük..."

Sevgili Mehtap ve Ful Yaprakları'na, okuduğum diğer blog arkadaşlarıma, bloguma yorum yazan tüm sevgili dostlara hayatımın bu döneminde yoluma çıktıkları, almam gereken dersleri anlamama / farkına varmama yardımcı oldukları için teşekkür ediyorum, sizi seviyorum! :)

Geçen yıl sevgililer gününde bir yazı yazmıştım, demiştim ki:

"Sevgiliyle, eşle, çocukla, kucaktaki kediyle, saksıdaki çiçekle, en sevdiğimiz koltukta bir bardak çayla kendimizle, herkesle ve herşeyle sevgi ve uyum içinde olduğumuz sürece hergün sevgili bir gündür.. Pastası, çiçeği, çikolatası, mumu, müziği de bi hoşluk katar katmasına da en güzeli sıcak bir sözdür derim ben, “yere düşen bir tel saçına kıyamam” diyen..."

Bu sene de farklı bir şey düşünmüyorum aslında, yalnız şunu eklemek istiyorum: Biz kendimizi sevdik mi, herkes ve herşey öyle sevgili ki.. Seni seviyorum sevgili... :)

Ve yine Cemal Süreya'dan mısralarla bu yazı burda biter:

"Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin."

Sevgimle kucakladım herkesi... :)

(fotolar: 1. 2006 yılından, Baturhan çekmişti,
2. Sevgili Handan'ın Ankara'daki kedilerinden ikisi, ben çekmiştim.
3. GAP gezisine Amerika'dan gelip katılan sevgili Şule'nin objektifinden; Gaziantep'te kaldığımız otel)

9 Şubat 2009 Pazartesi

Her Pazartesi 1 Adım - 5; Yaşamak İçin Yemek..

Her yıl yaz ayları yaklaşıyorken şöyle bikaç kilo fazlası olanları bir telaş alıyor; kışın alınan kiloları verip mayonun içine girmek.. :) Ben de evlendikten sonra aldığım kiloları yazı beklemeden vereyim, baharı hafiflemiş karşılayayım düşüncesi ve arzusuyla geçen haftayı bolca haşlanmış sebze yiyerek geçirdikten sonra bu konuda yazmalıyım dedim.. Çünkü bu yeme – içme halleri insanın hayatında sahiden “fark yaratacak” şeyler..

Yeme alışkanlıklarımız çocukluktan itibaren şekillenmeye başlıyor.. Kimi yiyecekleri seviyor, kimini ağzımıza koymuyoruz. Mesela ben 27 yaşıma kadar domates yemedim, salatalık yemeye son yıllarda, çarliston biber yemeye ise bikaç haftadır başladım.. Bunlarla ilgili küçükken ne olmuştu hiç hatırlamıyorum ama neden balık yemediğimi çok iyi hatırlıyorum: Babam balık yemem için çok zorlardı beni. Masanın bi ucunda ben, bi ucunda o kalırdı; lokmalar ağzımda büyür, bi lokma yer, bi yudum su içerdim.. Balığa nefretim böyle gelişti. Baturhanla çıkmaya başladıktan sonra o kılçıkları ayıklayıp bana balık yedirmeye başladı, tabii bol bol ve çok severek olmasa da hayatıma balık girmiş oldu.

Yetişkin hallerimizde ise beslenme durumlarına bakınca 2 grup insan görüyorum: Yaşamak için yiyenler ve yemek için yaşayanlar.. Yemek için yaşayan, hayatın tadını yemekte arayan, yemek yiyerek üzüntüsünü, kızgınlığını, yoksunluğunu, hayalkırıklığını gideren, sevgi açlığını doyurmaya çalışan, huzuru, keyfi ve mutluluğu yemekte arayan insanlar var. Aslında böyle halleri zaman zaman hepimiz yaşayabiliyoruz. Ama bunu hayatın tümüne yaymışsak ve yemek gerçekten hayatımızın amacı ve merkezi haline gelmişse burda ciddi bi sorun var demektir ve bunun kesinlikle çözüme kavuşturulması gerekir.

Yaşamak için yemek ise en kısa tanımıyla “dengeli ve yeterli beslenmek” anlamına geliyor. Tüm besin gruplarından, bedenimizin ihtiyacı olan enerjiyi karşılamaya yetecek miktarda tüketmek gerekiyor. Ayrıca öğünlerin düzenli olması da önemli.. Kilo alma kaygısıyla öğün atlamak, hiç yememek, miktar ve zamanlama açısından dengesiz bir yemek düzeni kurmak kilo vermek bi yana kilo almaya bile neden olabiliyor..

Gelin bu hafta beslenme alışkanlıklarınızı gözden geçirin:
Öğünleriniz düzenli mi,

Farklı besin gruplarından dengeli bir şekilde tüketiyor musunuz,

Enerji ihtiyacınızı karşılamak için mi yiyorsunuz,
yoksa duygusal çöküntülerinizi / stresinizi yemek yiyerek mi iyileştirmeye çalışıyorsunuz?

Bedeninizle mi bağlantı halindesiniz, açlığınızla mı?
Bedeniniz, vücut ölçüleriniz ya da kilonuzla ilgili hissiniz nedir?

Beslenme alışkanlıklarınız ve kilonuzla ilgili hedefinizi ortaya koyun. Neden ve ne zaman bu hedefe ulaşmak istiyorsunuz? Başarmak için gerekli olan şeyleri kendi kendinize mi yapacaksınız yoksa dışardan bir desteğe mi ihtiyacınız var?
Bu soruları cevaplandırdığınız zaman belki şimdiye kadar farketmediğiniz şeyleri farkedeceksiniz ve hayatınızda fark yaratacaksınız..

Bu arada ben ne mi yapıyorum: Günde 2 litre su içiyorum, 3 ana öğün yanında 3 de ara öğünüm var, sebzeyle yoğurt, etle salata yiyorum, bi de itiraf ediyorum arada Baturhan’ın yediği tatlılardan azıcık tırtıklıyorum.. :))) Hedef 2.evlilik yıldönümümüzde gelinliğin içine girmek :) Ee bu kadar okuyucunun önünde bunu söyledim ya, ben artık aç gezerim be yavvvv... :))))))

Afiyet dolu bir hafta OLsun.. :)

2 Şubat 2009 Pazartesi

Her Pazartesi 1 Adım - 4; Acil Durum...

Hayatlarımız her zaman güllük gülistanlık olmuyor maalesef.. Akşam ertesi gün için ne planlar yapıyoruz, gece neler oluyor; ya da sabah ne planlarla evden çıkıyoruz, gün boyu neler yaşıyoruz...

Cuma gecesi yattıktan 1 saat sonra küçük yeğenim İpek ateşler içinde uyanmış, sabaha kadar ateşini düşürmek için uğramışlar, başında nöbet tutmuşlar.. Allahtan evde ateş düşürücü ilaç varmış da az biraz ateşini düşürebilmişler. Dolayısıyla da ertesi gün ailecek leyla gibiydiler..

Karlı bir kış sabahı işe giderken yanımdan korna çalıp beni ikaz ederek bir araba geçmişti. Lastiğimi işaret ediyordu ki , içim cız etti “eyvah patlamış mı yoksa?” diye.. Nitekim lastiğim patlamış ama ben buz nedeniyle oldukça yavaş gittiğimden anlamamıştım. İşin kötüsü cep telefonumun şarjı ancak işyerini arayıp acilen birinin gelmesini istemeye yetecek kadardı...

Yıllar önce düşüp kalçamı kırdığımda, beni hastaneye götürsün diye hangi arkadaşımı arayacağıma hemen karar verebilmiştim de, doktor hemen ameliyat etmemiz gerek dediğinde şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilememiştim. O şaşkınlıkla önce “bugün eve gideyim de yarın gelirim ameliyat edersiniz” demiş ancak arkadaşımın “ne evi, hemen yatış işlemlerini yapıyoruz” demesiyle kendime gelmiştim!..

Eminim herkesin hayatında bunlara benzer şeyler olmuştur, olacaktır da.. Hatırlayın, hayat biz
plan yapıyorken olup bitenlerdir.. Peki bu olup bitenlere ne kadar hazırız??

Muhasebede “emniyet stoğu” denen bir kavram vardır. Üretimin devamlılığını sağlayabilmek için sürekli bulundurulması gereken minimum hammadde / malzeme miktarını ifade eder. Siz de özellikle evde küçük çocuğunuz varsa ya da kendinizin kullandığınız ilaçlar varsa bunları ve gazlı bez, derece, tentürdiyot, yara bandı gibi tıbbi malzemeyi evinizde belli bir emniyet stoğu seviyesinde bulunduruyor musunuz?

Herhangi acil bir durumda arayacağınız ya da sizin adınıza aranacak kişi (anne-baba, eş, kardeş, arkadaş) ve kurumların (doğalgaz acil, hızır acil, polis) telefon numaralarını biliyor ve bunları derli toplu hemen ulaşılabilir bir yerde tutuyor musunuz?

Acil durumlarda sizin adınıza karar verilmesi gerekirse bu durumda en çok güveneceğiniz kişiler kimler ve bundan haberleri var mı?

Siz de sık sık “şarjı bitenlerden” misiniz, yoksa telefonunuzun şarjını düzenli olarak kontrol ediyor musunuz?

Annemin hep dediği gibi “bi kenarda bi taksi paranız” bulunur mu, yoksa gece yarısı bankamatik mi ararsınız?
..........................................................................

Elbette ki her an başımıza kötü bişey gelecekmiş düşüncesiyle yaşayamayız; zaten de böyle düşünüp bunları çekmemeliyiz.. :) Ancak bazı şeyler başımıza geldiğinde, aldığımız bazı önlemlerle bunları daha kolay, daha hızlı, daha yumuşak bi şekilde atlatabileceğimiz de bi gerçektir. Hayatınızda ve yakınlarınızın hayatında bir fark yaratmak adına bu hafta bunları bi düşünün bakalım, acil durumlar için alabileceğiniz ne gibi tedbirler var?

Keyifli bir hafta dilerim.. :)