26 Ocak 2009 Pazartesi

Hergün 1 Hediye...

Bugünkü "Her Pazartesi 1 Adım" yazımı yazamadım...
Cumartesi sabahtan Pazar öğlene kadar annemi ve teyzemi misafir ettiğimi, onlara ne güzel yemekler pişirdiğimi, dün öğleden sonra lise arkadaşlarımla buluşup hasret giderdiğimi, çocukluktan ilk gençliğe birlikte geçtiğimiz, birbirimize kardeş olduğumuz bu güzel insanları nasıl da özlemiş olduğumu farkettiğimi de yazamadım..
Çin takvimine göre bugün başlayan yeni yıl münasebetiyle yenilediğim bereket kavanozumu da..
Oysa dün akşam bilgisayarın başına oturduğumda bunlar vardı aklımda.. Önce şöyle keyifli hafif bir Pazar akşamı yazısı.. Ardından bu Pazartesi'nin adımı..
Aslında çalan telefon bugüne bir adım getirdi, hem de kocaman 1 adım.. Hergünün 1 hediye olduğunu, aldığımız her 1 nefesin aslında nasıl da kıymetli olduğunu, sevdiklerimizi hayattayken arayıp sormanın, sevmenin, sevgimizi göstermenin ne kadar da önemli olduğunu bir kez daha anladım..
Geçen yaz eşimin halasının vefatını yazmıştım bir yazımda, hatırlarsınız. Dün gece de halanın oğlunu kaybettik, yuvaya gitti o.. 6 ayda 3 ölüm, son 2 haftada haberini aldığım 2. vefat bu..
Evlerine vardığımızdaki o garip sessizliği iliklerime kadar hissettim.. Gözlerim dolu dolu ayaklarıma bakıyordum. Çoraplarımın üstündeki desenler bir büyüyor, bir küçülüyor, zaten küçük olan ellerim ve ayaklarım gözüme iyice küçük görünüyordu. Kendimi minnacık, çaresiz hissettim. İnsanın yapabileceği bişeyin kalmaması, tüm teselli sözcüklerinin yetersizliği, insanın boğazına yerleşen o acı yumruk öyle vurucuydu ki..
Ben bugüne böyle 1 adım attım..

19 Ocak 2009 Pazartesi

Her Pazartesi 1 Adım - 3; Mesajınız Var...

“Her Pazartesi 1 Adım”ın bu haftaki yazısı için konu düşünüyordum. Bazen bazı konular / durumlarla ilgili olarak ne yazacağımı, ne söyleyeceğimi, nasıl davranacağımı bilemediğim, hatta bunu düşünmeye fırsat bile bulamadığım oluyor. Böyle durumlarda (ve aslında her durumda) en güzeli akışa bırakmak, evrene güvenmek, rehberlik istemek oluyor.. Diyorum ki, “benim için ve herkes için en hayırlısı ne ise onunla ilgili bir işaret, bir mesaj gelsin ve de öyle OLsun..” İnanın bu kadar basit.. Yalnız bunun minik bir ayrıntısı var, sonradan da olana isyan ya da itiraz etmiyorum, niye böyle oldu diye sorgulamıyorum.. Olanı beğenmediğim zamanlar da oluyor tabii, o vakit de olandaki hayrı görmeye niyet ediyorum.. :)

Şimdi bunların konumuzla alakasına gelelim: Bi yandan ne yazayım diye düşünüyor bi yandan da telefonda arkadaşımla yaptığımız konuşmayı aklımdan geçiriyordum: “Geçen günkü yazını okudum” dedi, “bizim evde televizyon sürekli açık oluyor, ben pek seyretmiyorum ama onun sadece açık olmasının bile, aslında beni etkilediğini fark ettim..” Yazacak konu ararken ve tam da bu sözleri hatırlıyorken dedim ki kendime “al işte sana konu..”

Acayip bilgi akışının olduğu, hatta zaman zaman bir bilgi karmaşası ve bilgi kirliliğinin de olduğu bi devirdeyiz. Dört bir yandan mesaj yağıyor; internet derya deniz, hergün yeni kitaplar raflarda yerini alıyor, radyo- televizyon-gazeteler derseniz her türlü lüzumlu – lüzumsuz, olumlu – olumsuz, iyimser - kötümser, içaçıcı - yürek karartıcı haberler ve mesajlarla dolu...

Peki siz bu mesajları nasıl algılıyor, nasıl tepki veriyorsunuz?

Mesajı alıyor, okuyor / duyuyor / görüyor ve geçip gidiyor musunuz?

Yoksa mesajı alıyor, okuyor, kendi algı filtrelerinizden geçiriyor, ne işinize yarayacağını düşünüyor, kafanızda çakan şimşek sayesinde nasıl faydalanacağınızı ölçüp biçiyor ve kendinize bir ders çıkarıp yolunuzda güzel bir mihenk taşı olarak mı işaretliyorsunuz?

Bakın bunu yazınca aklıma ne geldi, mihenk taşı TDK sözlüğünde "altın, gümüş vb. madenlerin ayarını anlamak için sürtüldükleri bir tür taş, mihenk, denek taşı” olarak açıklanmış.. Yani sizin de aldığınız her bir mesaj sonrasındaki algılamanız, aslında kendi değerinizi anlamanız için bir ölçüt..

Gelin bu hafta bu konuya odaklanın; okuduğunuz bir yazı, işittiğiniz bir söz, size karşı yapılan bir eylem tesadüfen olmuyor.. Hepsinin bir amacı, sizin yolunuza bir etkisi, hayatınıza kattığı bir değer var.. Lütfen mesajınızı dikkatli alın, takıldığınız konularla ilgili rehberlik isteyin, inanın size bir şekilde bilgi gönderilecektir, yeter ki antenleri açık tutun.. :)

görsel; Mesajınız Var filminin afişinden tırtıklanmıştır :)

12 Ocak 2009 Pazartesi

Her Pazartesi 1 Adım - 2; Bu Televizyon Niye Açık?

“Her Pazartesi 1 Adım”ın 2. haftasındayız.. Hayatlarımızda bir fark yaratmak adına bu hafta hemen herkesin yaptığı bir eylemi gözden geçireceğiz; televizyon seyretmeyi..

Araştırmalar ortalama bir kişinin haftada 20 saatten fazla televizyon seyrettiğini gösteriyor, yani nerdeyse 1 gün.. Hem zaman yetmiyor ya da zaman yok deyip hem de haftanın 1 gününü tv seyretmeye ayırmak sizce de yaman bir çelişki değil mi?

Televizyon seyretmek konusunda çok titiz ve seçici davranan, sadece belli günlerde haberler, belgeseller, diziler, müzik programları gibi belli tür programları seyredenler yahut da hiç televizyon seyretmeyenler var.. Bunun yanısıra akşam işten gelir gelmez televizyon açıp yatana kadar seyredenler de.. Bu kişiler için tv seyretmek çalışma ve uyku dışındaki en uzun süreli eylem.. Öyle ki bu eylem kişisel ve sosyal etkinliklerde azalmaya yol açabiliyor, gittikçe daha uzun zaman alıyor ve hatta tv seyrederken bir engel çıkarsa (elektrik kesilmesi ya da misafir gelmesi gibi) insanlar aşırı tepki gösterip sinirlenebiliyor..

Madem kendimizin ve başkalarının hayatında bir fark yaratmak için yola çıktık, gelin bu hafta tv izleme alışkanlıklarınızı gözden geçirin. Çok basit bir hesaplama yapın: Bir kağıda kocaman bir T çizin (ee serde ne de olsa muhasebecilik var :)), T’nin bir yanına haftanın 7 günü neleri seyretmek için kaçar saat harcadığınızı yazın. Diğer yanına da zaman yok deyip yapamadığınız aktiviteleri (kitap okumak, arkadaş-aile ziyaretleri, hafta için zaman olmadığı için haftasonuna yığılan işler) ve bunların ortalama ne kadar süreceğini yazın. Şimdi 2 tarafı da toplayın ve karşılaştırın. Hangisi daha çok? Televizyona ayrılan zamandan öbür yana ne kadarı aktarılabilir?

Eğer tv konusunda disiplinli ve seçiciyseniz ne güzel, ama eğer bir görevmişcesine ve sorgulamadan / seçmeden tv seyrediyorsanız artık bu konuya bi çekidüzen vermeye ne dersiniz? Kendinizi tv karşısında bulduğunuz anlarda lütfen şu soruyu sorun kendinize: Bu televizyon niye açık???

11 Ocak 2009 Pazar

Küçük Şeyler...

Yeni yılın ilk günleri biraz yoğun, biraz telaşlı, bazen gergin ama yine de hoşluklarla bezeli, insanı mutlu eden anlar ve gülümseten karelerle dolu geçiyor..

Şimdi biraz geriye gidelim:

Yılbaşı akşam işten dönünce Baturhan’ın 2 sürpriziyle karşılaştım: Birincisi yatağımızın üstündeki rengarenk balonlardı.. Şişirmesi kolaymış da bağlaması zor olmuş ama sevgili kocam azimle şişirmiş hepsini. :) İkincisi ise ne zamandır duvara asmak istediğim sertifikalarımı çerçevelenmiş olarak çalışma odamızın duvarında asılı görmek oldu.. Hem çok şaşırdım hem de çok sevindim..

Ortaokul, lise ve üniversitede birlikte okuduğum 2 arkadaşım var. Özlem’le muhtelif aralıklarla görüşüyor, yurtdışında yaşayan Ayda’dan da arasıra haber alıyorum. Ayda’nın kısa bir süre Türkiye’de olduğunu ve benimle görüşmek istediğini, bunun için de tek uygun gününün 1 Ocak olduğunu öğrenince hiç tereddütsüz kabul ettim, “buyrun gelin” dedim, “çay içer laflarız..” Sonra Özlem tekrar aradı ve üniversiteden 3 arkadaşımızı daha çağırıp çağıramayacağını sordu. Biriyle mezuniyetten beri 18 yıldır hiç görüşmemiş, karı-koca olan diğer ikisini de sanırım 1 ya da 2 kez görmüştüm. Heyecanla “tamam” dedim, “her kim arzu ederse buyursun gelsin..”

Perşembe öğleden sonra yeni yılın ilk gününde arkadaşlarım bizdeydi.. İş-güç, çocuk-çoluk, ev-bark, geçim-seçim derken 18 yılın hikayesini 4 saate sığdırdık.. Herbirinin başından neler geçmiş, yüzlere yılların yaşanmışlıkları bir-iki çizgi ilave etmiş ve olgun-oturaklı bir ifade yerleştirmiş.. Hani biz çocukken anne babalarımızın yüzlerindeki gibi.. Büyümüş müyüz ne....

Geçen hafta Nilambara’dan bir mesaj geldi: “Çiğdem'ciğim resim çok hoşuma gitti ve ilk aklıma gelen siz ve baykuşlarınız oldu :) Bu yıl ve tüm yıllarınız böyle güzel bir AŞK ile dolu dolu olsun..” diyordu ve de bir çift baykuş resmini eklemişti mesajına.. Biz de resmi çok beğendik ve Baturhan hemen bir güzellik yaptı; bakın şimdi o baykuşlar kapımızdaki isimliğin üstündeler.. Pek güzel oldu..Teşekkürler sevgili Nilambara..

Geçen hafta sokak köpeklerinin elinden kurtarmamıza rağmen kaybettiğimiz sokak kedimizin ardından minik bir kedi gelmeye başladı.
Daha yavru olmasına rağmen korkmuyor, kaçmıyor ve kendini sevdiriyor.. Üstelik bir de boyuna posuna bakmadan büyük kedilere pati atıyor, onların mamasını da yiyor. Görseniz çok şirin bişey.. Yandaki fotoğraf da bugünden..

Dikkatinizi çekti mi, yazdıklarım hep küçük şeyler.. Balonlar, bir e-mail, arkadaş ziyareti.. Küçük şeyler insanlara kocaman mutluluklar yaşatabiliyor, o yüzden bişey yapacağınız zaman aman “az olur / küçük olur” diye düşünmeyin. Siz gönülden yapın yeter..
Pazar gününüz keyifle devam etsin...

05 Ocak 2009 Pazartesi

Her Pazartesi 1 Adım - 1; Gerçekten Önemli Olan Ne?

“Bu kez değişik olsun, etkili olsun, döngüler bitsin” diyorsunuz. İstekleriniz gerçekleşmeyince üzülüyor, sonra bazen “iyi ki olmamış” diyor, bazen yerine başka şeyler koyuyorsunuz.. Peki bunları nasıl dile getiriyor, nasıl ifade ediyorsunuz? Başka insanların, eşinizin, sevgilinizin, çocuğunuzun, müdürünüzün, elemanınızın, komşunuzun hayatına bir katkıda bulunmak istiyorsunuz, ne istediğinden emin olamıyorsunuz.. Yahut da öyle bir an geliyor ki “banane” diyorsunuz..

Hiç düşündünüz mü, siz kimin hayatını yaşıyorsunuz?

İsteklerinizin “imkansız” olduğunu mu düşünüyorsunuz?

İhtiyaçlarınızın hangi koşul ve şekillerde karşılanacağı umudunu taşıyor ve sonra da hayalkırıklıkları yaşıyorsunuz?

Olabilir”e mi yoksa “mümkün değil”e mi inanıyorsunuz?

Siz ne istiyorsunuz?

Bu hafta buna odaklanın; ne istemediğinizi / sevmediğinizi / hoşlanmadığınızı değil; ne istediğinizi, sevdiğinizi / hoşlandığınızı düşünün.. Bunları tek tek listeleyin.
Ve lütfen şuna bi bakın: Sizin için gerçekten önemli olan ne?

Yeni Yayın Dönemi :)

Geldi geliyor derken yeni yılın 5. günündeyiz; 4 günü bitirdik, 5.yi eskitmekteyiz. Kimimiz 2008 planlarımızı gözden geçirip bazı düzeltmeler yaptık, kimimiz yepyeni maddeler koyduk listelerimize, kimimizse herhangi bir plan yapmadan, hedef koymadan başladık. Başlangıcımız nasıl olursa olsun hepimiz için geçerli olduğunu düşündüğüm birşey var: Pekçok insan hergün kendi hayatlarında ve / veya başka insanların hayatlarında nasıl bir fark yaratabileceklerini bulmaya / öğrenmeye çalışıyor. Pekçok insan hergün önemli olanı anlamayı, işin özüne odaklanmayı istiyor. Eğer siz de bu insanlardansanız; bir katkıda bulunmak, bir fark yaratmak, olumlu bir etki yapmak istiyor ama belki de ne yapacağınızı, nereye gideceğinizi, doğru zamanın ne zaman olduğunu veya diğer insanları da olaya nasıl katacağınızı bilmiyor olabilirsiniz.

İşte bu nedenle bundan böyle “Her Pazartesi 1 Adım” başlığıyla bu konuları gözden geçireceğiz. En basit ve sade haliyle, lafı dolandırmadan ve işin özüne dokunarak kendimizin ve başkalarının hayatlarında bir fark yaratmak için neler yapabiliriz, ona bakacağız.

“Neden Pazartesi?” diyebilirsiniz. Biliyorsunuz Pazartesi haftanın en sevilmeyen günü, adına sendrom bile var. :) Tatilin bittiği, işe dönmek zorunda olduğumuz, diyete başladığımız ya da sigarayı bırakmaya karar verdiğimiz ve bu nedenle de streslendiğimiz gün.. Bu güne değişik bir anlam yükleyerek Pazartesilerin imajını değiştirmek ve böylece Pazartesileri daha önemli ve özel bir hale getirmek şeklinde bir hedef koydum: 52 Pazartesi’nde sizi bir fark yaratmak için, konuşmaktan öte gerçekten bir eylemde bulunmaya götürecek 52 aktivite... Her haftanın aktivitesini yaptıkça bunların aslında ne kadar kolay, manalı ve çok da zaman almayacak şeyler olduğunu göreceksiniz. Ve tabii bunları yapmanın gerekliliğini de..

Yapacaklarınız öyle büyük uzmanlıklar gerektirmiyor. Ama bişeyler yapıyorken, birilerine bi hizmet sunuyorken, hatta kendimiz için bişeyler yapıyorken dostça ve güleryüzle davranırsak bir fark yaratmak için en basit ve etkili yolu kullanmış oluruz. İnsanların hayatlarına yapacağımız küçük bir etki, aslında ruhumuza kattığımız unutulmaz bir tecrübe olacak.. Her Pazartesi sizi daha güçlü, başarılı, merhametli yapacak ve hiç beklemediğiniz şekilde ödüllendirecek..Ve sizin bu coşku ve heyecanınız etrafınızdaki insanlara da yayılacak.. :)

Evet, herşey sizinle ve sizde başlıyor. Bir fark yaratmanın sorumluluğunu almaktan geçiyor. Bunu yapacak gücü zaten içinizde taşıyorsunuz. Kendinizi ve rolünüzü hafife almayın; gelecek Pazartesi değil, bu Pazartesi başlayın...

Pazartesi randevularını heyecanla bekleyeceksiniz.. :)