Bugünkü "Her Pazartesi 1 Adım" yazımı yazamadım...
Cumartesi sabahtan Pazar öğlene kadar annemi ve teyzemi misafir ettiğimi, onlara ne güzel yemekler pişirdiğimi, dün öğleden sonra lise arkadaşlarımla buluşup hasret giderdiğimi, çocukluktan ilk gençliğe birlikte geçtiğimiz, birbirimize kardeş olduğumuz bu güzel insanları nasıl da özlemiş olduğumu farkettiğimi de yazamadım..
Çin takvimine göre bugün başlayan yeni yıl münasebetiyle yenilediğim bereket kavanozumu da..
Oysa dün akşam bilgisayarın başına oturduğumda bunlar vardı aklımda.. Önce şöyle keyifli hafif bir Pazar akşamı yazısı.. Ardından bu Pazartesi'nin adımı..
Aslında çalan telefon bugüne bir adım getirdi, hem de kocaman 1 adım.. Hergünün 1 hediye olduğunu, aldığımız her 1 nefesin aslında nasıl da kıymetli olduğunu, sevdiklerimizi hayattayken arayıp sormanın, sevmenin, sevgimizi göstermenin ne kadar da önemli olduğunu bir kez daha anladım..
Geçen yaz eşimin halasının vefatını yazmıştım bir yazımda, hatırlarsınız. Dün gece de halanın oğlunu kaybettik, yuvaya gitti o.. 6 ayda 3 ölüm, son 2 haftada haberini aldığım 2. vefat bu..
Evlerine vardığımızdaki o garip sessizliği iliklerime kadar hissettim.. Gözlerim dolu dolu ayaklarıma bakıyordum. Çoraplarımın üstündeki desenler bir büyüyor, bir küçülüyor, zaten küçük olan ellerim ve ayaklarım gözüme iyice küçük görünüyordu. Kendimi minnacık, çaresiz hissettim. İnsanın yapabileceği bişeyin kalmaması, tüm teselli sözcüklerinin yetersizliği, insanın boğazına yerleşen o acı yumruk öyle vurucuydu ki..
Ben bugüne böyle 1 adım attım..



