“Onun için o kadar çok şey yaptım ki tahmin bile edemezsin, şimdi yüzüme bile bakmıyor” derken kızgın olduğunu anlamamak mümkün değildi.. Onu nasıl da korumuş kollamış, elinden geldiğince yardım etmiş, hatta para bile vermişti.. “Bütün bunları ne düşünerek yaptın” dedim, “ne bekliyorsun karşılığında?” Aslında öyle özel, ahım şahım bi beklentisi de yokmuş ama şimdilerde ilişkilerinin eskisi gibi olmamasına hem üzülüyor, hem de kızıyormuş.. “Madem bi beklentin yok, bu kadar niye üzülüyorsun?” dedim ben de, cevabı başka bi yazı konusu.. Bugün başkalarına yaptıklarımıza bakalım istiyorum ve birileri için
yaptığımız, yapmadığımız, söylediğimiz, söylemediğimiz vs. herşeyi ”vermek” adı altında topluyorum. Peki ya bunların karşılığı yani aldıklarımız? Tüm kalbinizle bişey yaptığınızda, bişey verdiğinizde, karşılığını bi şekilde mutlaka alırsınız. Aldığınız şey sizin beklediğiniz şekilde değilse hayal kırıklığına uğrama riskiniz vardır. Burdaki önemli nokta “karşılık beklemeden” yapmak / vermektir. Öte yandan aynı kişiye sürekli bişey yapıp karşılığını alamıyorsak, “ben yapayım da, gerisi Allah’a kalmış” deyip ömrü billah yapmaya devam etmemiz de gerekmiyor. Çünkü sonuçta evrenin bir de alma – verme dengesi var. İşin özü; hesaplamadan, ölçme – biçme yapmadan, ben şunu yapayım da yarın işim düşerse o da bana yardım eder demeden, bişeyleri “feda” edip “kar” beklemeden yapmaktır. Zaten aslolan da gönülden yapmaktır; yapın / verin, karşılığın nerden, nasıl ve ne kadar geleceğini düşünmeyin. Zira karşılık verdiğimiz kişiden değil evrenden / yaratıcıdan gelir. Yaptığınızın tam karşılığını (ya da dengini diyelim) o kişiden almanız da gerekmiyor; siz kardeşinize bişey yaparsınız, sonra hiç alakasız bi olayda hiç beklemediğiniz birinden yardım görürsünüz, bi de “ay tesadüf bu ya filanca da ordaymış, Allah işimizi rast getirdi” dersiniz.. :) Bişey yapıp bıraktığınızda, hani iyilik yapıp denize attığınızda, kendinizi rahat, mutlu, tamamlanmış hissedersiniz. Öte yandan karşılık bekleyip de alamadığınızda, ya da aldığınız beklediğiniz şey değilse mutsuz olur hatta kendinizi kullanılmış gibi görürsünüz. Ya hiç vermeyin ya da kalbinizi açın ve beklentisiz verin; inanın farkı farkedeceksiniz.. :)
yaptığımız, yapmadığımız, söylediğimiz, söylemediğimiz vs. herşeyi ”vermek” adı altında topluyorum. Peki ya bunların karşılığı yani aldıklarımız? Tüm kalbinizle bişey yaptığınızda, bişey verdiğinizde, karşılığını bi şekilde mutlaka alırsınız. Aldığınız şey sizin beklediğiniz şekilde değilse hayal kırıklığına uğrama riskiniz vardır. Burdaki önemli nokta “karşılık beklemeden” yapmak / vermektir. Öte yandan aynı kişiye sürekli bişey yapıp karşılığını alamıyorsak, “ben yapayım da, gerisi Allah’a kalmış” deyip ömrü billah yapmaya devam etmemiz de gerekmiyor. Çünkü sonuçta evrenin bir de alma – verme dengesi var. İşin özü; hesaplamadan, ölçme – biçme yapmadan, ben şunu yapayım da yarın işim düşerse o da bana yardım eder demeden, bişeyleri “feda” edip “kar” beklemeden yapmaktır. Zaten aslolan da gönülden yapmaktır; yapın / verin, karşılığın nerden, nasıl ve ne kadar geleceğini düşünmeyin. Zira karşılık verdiğimiz kişiden değil evrenden / yaratıcıdan gelir. Yaptığınızın tam karşılığını (ya da dengini diyelim) o kişiden almanız da gerekmiyor; siz kardeşinize bişey yaparsınız, sonra hiç alakasız bi olayda hiç beklemediğiniz birinden yardım görürsünüz, bi de “ay tesadüf bu ya filanca da ordaymış, Allah işimizi rast getirdi” dersiniz.. :) Bişey yapıp bıraktığınızda, hani iyilik yapıp denize attığınızda, kendinizi rahat, mutlu, tamamlanmış hissedersiniz. Öte yandan karşılık bekleyip de alamadığınızda, ya da aldığınız beklediğiniz şey değilse mutsuz olur hatta kendinizi kullanılmış gibi görürsünüz. Ya hiç vermeyin ya da kalbinizi açın ve beklentisiz verin; inanın farkı farkedeceksiniz.. :)Sevgimle yazdım..


6 yorum:
içten gelip verilen/yapılan şeyde sanırım karsılıgın da önemı olmuyor. cunku o senın yuregınden kopmusdur, dusunulmusdur.. tesekkurederım bunu bır kez daha hatırlattıgın ıcın :) sevgilerimle
sevginle yazdığın her halinden belli. sağol çiğdemciğim. peki bunu nasıl başarabiliriz. biliyorum öncelikle istemek gerekiyor. inan şuan o kadar çok istiyorum ki. iyi bir insan olmak adına değil, daha huzurlu bir yaşam sürebilmek için belki de.
güzel haber bunun öğrenilebiliyor olması, hiç bir şey için geç değildir. Karar verdiğin andan itibaren hayata "ticari yatırım aracı" olarak bakmaktan vazgeçmek kolay oluyor.
@ sevgili Pırıltılı Cadı, aynen öyle, yüreğinden kopan şey için tek karşılık bence karşımızdakinin mutluluğu oluyor..
@ sevgili Guguk Kuşu, dediğin gibi istemek önemli tabii ama asıl olan bence "beklentisiz olmayı seçmek.." bunun için de sevgili Başak'ın dediği gibi "karar vermek" gerekiyor: Yaptıklarımızda nötr olmak, kendi huzurumuza yatırım yapmak.. Ben bunu denizde sırt üstü durmaya benzetiyorum: Öyle bir noktadasın ki kulaklarına su giriyor bir yandan, ama öte yandan vücudunun bir kısmı hala suyun üstünde. Çırpınmadan durduğun sürece batmıyorsun, batmak da ayağa kalkmak ya da yüzmeye devam etmek de senin elinde; sen seçiyorsun.. İşte böyle bir hal.. Nötr olmayı, beklentisiz olmayı seçtiğimizde batmaktan kurtuluyor, yüzüp istediğimiz yere varıyor, huzura eriyor, hatta bi de karşılık bulursak "vayyyy" diyoruz.. :))
Ninemin bir sözü vardi "Sen iyilik yap, denize at, balik bilmezse, halik bilir" derdi. Ben de buna uymaya calisiyorum, her zaman basarili olamiyorum ama, dediginiz gibi daha huzurlu yasamami sagliyor:))
Sevgiler
Sevgili Belgin hoşgeldin öncelikle.. Bence önemli olan niyettir, siz beklentisiz iyilik yapma niyetinizi ortaya koyduktan ve böyle davranmayı seçtikten sonra gerisi gönül dolusu huzurdur..
Almanya'ya sevgilerimle..
Yorum Gönder