9 Şubat 2009 Pazartesi

Her Pazartesi 1 Adım - 5; Yaşamak İçin Yemek..

Her yıl yaz ayları yaklaşıyorken şöyle bikaç kilo fazlası olanları bir telaş alıyor; kışın alınan kiloları verip mayonun içine girmek.. :) Ben de evlendikten sonra aldığım kiloları yazı beklemeden vereyim, baharı hafiflemiş karşılayayım düşüncesi ve arzusuyla geçen haftayı bolca haşlanmış sebze yiyerek geçirdikten sonra bu konuda yazmalıyım dedim.. Çünkü bu yeme – içme halleri insanın hayatında sahiden “fark yaratacak” şeyler..

Yeme alışkanlıklarımız çocukluktan itibaren şekillenmeye başlıyor.. Kimi yiyecekleri seviyor, kimini ağzımıza koymuyoruz. Mesela ben 27 yaşıma kadar domates yemedim, salatalık yemeye son yıllarda, çarliston biber yemeye ise bikaç haftadır başladım.. Bunlarla ilgili küçükken ne olmuştu hiç hatırlamıyorum ama neden balık yemediğimi çok iyi hatırlıyorum: Babam balık yemem için çok zorlardı beni. Masanın bi ucunda ben, bi ucunda o kalırdı; lokmalar ağzımda büyür, bi lokma yer, bi yudum su içerdim.. Balığa nefretim böyle gelişti. Baturhanla çıkmaya başladıktan sonra o kılçıkları ayıklayıp bana balık yedirmeye başladı, tabii bol bol ve çok severek olmasa da hayatıma balık girmiş oldu.

Yetişkin hallerimizde ise beslenme durumlarına bakınca 2 grup insan görüyorum: Yaşamak için yiyenler ve yemek için yaşayanlar.. Yemek için yaşayan, hayatın tadını yemekte arayan, yemek yiyerek üzüntüsünü, kızgınlığını, yoksunluğunu, hayalkırıklığını gideren, sevgi açlığını doyurmaya çalışan, huzuru, keyfi ve mutluluğu yemekte arayan insanlar var. Aslında böyle halleri zaman zaman hepimiz yaşayabiliyoruz. Ama bunu hayatın tümüne yaymışsak ve yemek gerçekten hayatımızın amacı ve merkezi haline gelmişse burda ciddi bi sorun var demektir ve bunun kesinlikle çözüme kavuşturulması gerekir.

Yaşamak için yemek ise en kısa tanımıyla “dengeli ve yeterli beslenmek” anlamına geliyor. Tüm besin gruplarından, bedenimizin ihtiyacı olan enerjiyi karşılamaya yetecek miktarda tüketmek gerekiyor. Ayrıca öğünlerin düzenli olması da önemli.. Kilo alma kaygısıyla öğün atlamak, hiç yememek, miktar ve zamanlama açısından dengesiz bir yemek düzeni kurmak kilo vermek bi yana kilo almaya bile neden olabiliyor..

Gelin bu hafta beslenme alışkanlıklarınızı gözden geçirin:
Öğünleriniz düzenli mi,

Farklı besin gruplarından dengeli bir şekilde tüketiyor musunuz,

Enerji ihtiyacınızı karşılamak için mi yiyorsunuz,
yoksa duygusal çöküntülerinizi / stresinizi yemek yiyerek mi iyileştirmeye çalışıyorsunuz?

Bedeninizle mi bağlantı halindesiniz, açlığınızla mı?
Bedeniniz, vücut ölçüleriniz ya da kilonuzla ilgili hissiniz nedir?

Beslenme alışkanlıklarınız ve kilonuzla ilgili hedefinizi ortaya koyun. Neden ve ne zaman bu hedefe ulaşmak istiyorsunuz? Başarmak için gerekli olan şeyleri kendi kendinize mi yapacaksınız yoksa dışardan bir desteğe mi ihtiyacınız var?
Bu soruları cevaplandırdığınız zaman belki şimdiye kadar farketmediğiniz şeyleri farkedeceksiniz ve hayatınızda fark yaratacaksınız..

Bu arada ben ne mi yapıyorum: Günde 2 litre su içiyorum, 3 ana öğün yanında 3 de ara öğünüm var, sebzeyle yoğurt, etle salata yiyorum, bi de itiraf ediyorum arada Baturhan’ın yediği tatlılardan azıcık tırtıklıyorum.. :))) Hedef 2.evlilik yıldönümümüzde gelinliğin içine girmek :) Ee bu kadar okuyucunun önünde bunu söyledim ya, ben artık aç gezerim be yavvvv... :))))))

Afiyet dolu bir hafta OLsun.. :)

10 yorum:

denizero dedi ki...

__acilen benimde yemek konusunda vucudumu hafifletmem lazım ... bünyeyi çöplük gibi kullanmamak lazım.... insanın ruhunuda yansıyor yedikleri, kesinlikle katılıyorum size__

Cheetos dedi ki...

kesinlikle haklısın sevgili Deniz; midemiz çöplük değil, bedenimizin beslenmeye ihtiyacı var, çöp kutusu gibi kullanılmaya değil..

Yoga hocamız "ne yersek o'yuz" derdi; vejeteryan olmak ya da katı beslenme kuralları koymaktan bahsetmiyorum ama bu söz sahiden çok doğru. Yediklerimizin enerjisini alıyor / taşıyoruz.. Onun için de ağır, fazla yağlı ya da karışık şeyler yiyene kadar besinlerimizi de sadeleştirmek gerektiğini düşünüyorum. İnsan sahiden hafif hissediyor :)

Basak dedi ki...

ben sanırım "yemek için yaşayanlar" ile "yaşamak için yiyenler" arasında bir noktayadım:) Çünkü keyifle yemek yemeyi, yemek ritüelini seviyorum. Diğer taraftan ağır, yağlı, kızarmış, bol hamurlu yemeği de sevmiyorum. Şans eseri "faydalı" denen yiyecekleri seviyorum:) Ama benim iştahım açık ve oburluğa meyilli bir yapım var:)

Şöyle bir bilgiyi paylaşmak istiyorum: İnsanın tat alma duyusu en yavaş gelişen ve ölene kadar da gelişmeye devam eden bir duyuymuş. O nedenle çocukken sevmediğimiz pek çok şeyi ilerleyen yaşlarda sevmeye başlıyoruz sanırım:)

Şu "junk food" tabir edilen yiyeceklerden mümkün olduğunca uzak durmak en önemli çabam. Bir de kızartılmış her tür şeyden.

Senelerce günce 1 litre falan içtiğim diyet koladan çok uzun süre vazgeçtim, 40 yılın başı içiyorum o da sırf hevesten. Çok sevdiğim kahveyi de kotalı içmeye gayret ediyorum. Bir dönem tamamen bıraktım, şimdi günlük limitim 2 bardağı aşmamaya özen gösteriyorum. Çok su ve bitki çayı içiyorum bir de.

Brajeshwari dedi ki...

Ben bu konuda kendimi ikiye ayiriyorum. Zevk için yedigim günlerim oluyor ama genel itibariyle geçen sene 10 kilo verince, sadece ve sadece enerji almak için yemeye başladım. Bir çeşit yakıt koymak üstüne kuruyorum yemek düzenimi.. Arada minik kaçamaklarim oluyor ama onlarda ödül.Kahve içiyorum ama sayılı içiyorum.Kolayı bıraktım.Ah bir de nutella olmasa..Eve alınmaması gereken birşey nutella.Tamamen yasak..

teko dedi ki...

Bugün sabahtan beri rejimden bahsederken ,senin yazını okuyunca şaşırmadım artıkk ,eee alştımm

evren çalışıyor ,teşekkürler canım

Mehtap P.G dedi ki...

Bence bu kadar kesin kategorilere ayiramayiz yemekle olan iliskimizi.. hele turkiye ya da italya gibi zengin yemek kulturu olan ulkelerde yasiyorsak.. saglikli beslenmeye evet, ama arkadaslarla birlikte donatilmis bir sofrada, yenilen iki kasik patlican kizartmasinin kimseye zarari olmaz.. Yani onemli olan, dogru beslendigimiz gunlerinin sayisinin, kacamak yaptiklarimiza gore cok daha fazla olmasidir..

Cheetos dedi ki...

Ben bu yorumları çok seviyorum yaaa.. Yazarken atladığım şeyler pıt pıt önüme geliyor :)
Su ve bitki çaylarının önemi, ödül kaçamaklar, doğru beslenmenin ağırlıklı olması gerekliliği...
sağolun sevgili arkadaşlarım..
ve Mehtapcım, sen de blogunda bu konudaki yazılarına devam etsen de biz de daha fazla bilgilensek, ne güzel olur..:)
sevgiler hepinize..

Baturhan dedi ki...

Ohh, gelsin kebaplar, börekler, baklavalar, çeşit çeşit kuru yemişler..
Yiyende ölüyo yemiyende..

Cheetos dedi ki...

ee aşkolsun sevgili koca, ben sana şöyle bol sebze yemekleri pişireyim de gör... seni gidi kuruyemiş canavarı seni... :)))))

Nilambara dedi ki...

:)) ah bu aşık Bay ve Bayan Kuşlar... beni güldürdünüz siz de hep gülün... :))

Çiğdem'ciğim geç kaldım ama yine de katılmadan geçemeyeceğim, çok ender ödüllendirmelerin haricinde hep çok kontrollü ve sağlıklı beslenen biri olmama rağmen son 2 senedir zorunlu hareketsizliğim nedeni ile kilolar geldi :( mayo ne demek,kültür turlarına gitmeyi düşünüyorum bu sene ;))
şaka bir yana diyete evet ama öncelikle bol bol hareket... yürüyüşlere ve yoğun yoga yaşamıma dönmeliyim biran önce, öyle az birazla olmuyor :(