19 Ocak 2009 Pazartesi

Her Pazartesi 1 Adım - 3; Mesajınız Var...

“Her Pazartesi 1 Adım”ın bu haftaki yazısı için konu düşünüyordum. Bazen bazı konular / durumlarla ilgili olarak ne yazacağımı, ne söyleyeceğimi, nasıl davranacağımı bilemediğim, hatta bunu düşünmeye fırsat bile bulamadığım oluyor. Böyle durumlarda (ve aslında her durumda) en güzeli akışa bırakmak, evrene güvenmek, rehberlik istemek oluyor.. Diyorum ki, “benim için ve herkes için en hayırlısı ne ise onunla ilgili bir işaret, bir mesaj gelsin ve de öyle OLsun..” İnanın bu kadar basit.. Yalnız bunun minik bir ayrıntısı var, sonradan da olana isyan ya da itiraz etmiyorum, niye böyle oldu diye sorgulamıyorum.. Olanı beğenmediğim zamanlar da oluyor tabii, o vakit de olandaki hayrı görmeye niyet ediyorum.. :)

Şimdi bunların konumuzla alakasına gelelim: Bi yandan ne yazayım diye düşünüyor bi yandan da telefonda arkadaşımla yaptığımız konuşmayı aklımdan geçiriyordum: “Geçen günkü yazını okudum” dedi, “bizim evde televizyon sürekli açık oluyor, ben pek seyretmiyorum ama onun sadece açık olmasının bile, aslında beni etkilediğini fark ettim..” Yazacak konu ararken ve tam da bu sözleri hatırlıyorken dedim ki kendime “al işte sana konu..”

Acayip bilgi akışının olduğu, hatta zaman zaman bir bilgi karmaşası ve bilgi kirliliğinin de olduğu bi devirdeyiz. Dört bir yandan mesaj yağıyor; internet derya deniz, hergün yeni kitaplar raflarda yerini alıyor, radyo- televizyon-gazeteler derseniz her türlü lüzumlu – lüzumsuz, olumlu – olumsuz, iyimser - kötümser, içaçıcı - yürek karartıcı haberler ve mesajlarla dolu...

Peki siz bu mesajları nasıl algılıyor, nasıl tepki veriyorsunuz?

Mesajı alıyor, okuyor / duyuyor / görüyor ve geçip gidiyor musunuz?

Yoksa mesajı alıyor, okuyor, kendi algı filtrelerinizden geçiriyor, ne işinize yarayacağını düşünüyor, kafanızda çakan şimşek sayesinde nasıl faydalanacağınızı ölçüp biçiyor ve kendinize bir ders çıkarıp yolunuzda güzel bir mihenk taşı olarak mı işaretliyorsunuz?

Bakın bunu yazınca aklıma ne geldi, mihenk taşı TDK sözlüğünde "altın, gümüş vb. madenlerin ayarını anlamak için sürtüldükleri bir tür taş, mihenk, denek taşı” olarak açıklanmış.. Yani sizin de aldığınız her bir mesaj sonrasındaki algılamanız, aslında kendi değerinizi anlamanız için bir ölçüt..

Gelin bu hafta bu konuya odaklanın; okuduğunuz bir yazı, işittiğiniz bir söz, size karşı yapılan bir eylem tesadüfen olmuyor.. Hepsinin bir amacı, sizin yolunuza bir etkisi, hayatınıza kattığı bir değer var.. Lütfen mesajınızı dikkatli alın, takıldığınız konularla ilgili rehberlik isteyin, inanın size bir şekilde bilgi gönderilecektir, yeter ki antenleri açık tutun.. :)

görsel; Mesajınız Var filminin afişinden tırtıklanmıştır :)

7 yorum:

Mehtap P.G dedi ki...

yoruluyorum Cheetos'cugum..
bazen anlamaya calismaktan, mesajin ne oldugunu cozmeye ugrasmaktan yoruluyorum..

yazana dair dedi ki...

selam, keyifli bir konu, uzatılırsa ucu arşa dayanır :)
bir sorum var ,
"Yani sizin de aldığınız her bir mesaj sonrasındaki algılamanız, aslında kendi değerinizi anlamanız için bir ölçüt.." cümlesinde -değer- yerine hangi kelimeyi kullanırdın?

Cheetos dedi ki...

Mehtapcım, edebiyat hocamın şu sorusunu hep hatırlarım: "yazar burda ne demek istemiş? " işte mesaj da bize ne veriyor, onu düşünmek lazım demek istemiştim.. :) tabii ben de farkındayım her zaman herşeyin yazdığımız kadar kolay olmadığının; bunun bazen zaman aldığının, bazen kendi içimizde çatışmalara neden olduğunun ve bizi yorduğunun.. yolumuz böyle işte.. :)

sevgili "yazana dair"; yolumuz böyle demişken senin sorunu da buraya bağlayayım: Değer yerine "gerçek" kelimesini kullanırdım, zira yoldayken yaşadıklarımız kendimizi tanımamızı, anlamamızı, değiştirmemizi sağlıyor. değerimizin ve kendi gerçeğimizi yaratmak için gücümüzün farkına varıyor, aslında ne kadar önemli olduğumuzu anlıyoruz.. ve doğru okuduğumuz her mesaj bu anlamda işe yarıyor diye düşünüyorum..

yorumlarınız için teşekkürler, sevgiler..

Nilambara dedi ki...

Çiğdem'ciğim çok hoş bir konuya değinmişsin...
rehberlik isteyin diyorsun ya... o kadar doğru ki... aslında heran yardımımıza hazır rehberlerimiz ile birlikteyiz ancak biz yardım istemeyi unutuyoruz, ve ne yazık ki istemeden olmuyor hiçbirşey, istendiği anda da yardım hemen geliyor...

bu soru - cevap oyununu uzun zamandır severek, zevkle oynuyorum ve hiç ummadığım bir anda ve çok da gecikmeden cevap, mesaj mutlaka bir şekilde çıkıyor karşına, ya bir gazete satırında, ya da tesadüfen şahit olduğun bir sohbetin cümlesinde...
özel olarak seçmek için çaba göstermeye de gerek yok, zihin o cevabı zaten beklediği için hemen seçiyor, algılıyor...
belki de Mehtap'çığım özel olarak aramak değil de sadece zihni sakin tutmak mesajın daha kolay algılanması için yeterli... o anda zihin başka yerde ise cevabı, mesajı yakalamak farketmek zor elbette, ama zihin o ANda tam da bulunduğu ANda ise, başka yere kaymadı ise mutlaka algılıyor, seçiyor...

Bu "pazartesi sohbetleri"n çok keyifli, merakla takip ediyorum ve keyif alıyorum Çiğdem,çok teşekkürler :)

Cheetos dedi ki...

sevgili Nilambara, çok haklısın, "sadece zihni sakin tutmak mesajın daha kolay algılanması için yeterli" oluyor; amma ben kendi adıma mesela bazen o kadar karışık oluyorum ki mesaj gözümün içine giriyor, anlamadığım oluyor :))) işte bu da işin yorucu kısmı.. sanırım burda anahtar kelime "zihni sakin tutmak" ve mesajı beklemek.. bu güzel hatırlatma için sağolasın..

bu arada kapıdaki isimliğimiz kuşlarımızla daha dikkat ve ilgi çekici oldu; evimiz tam "yuva " oldu :))))) tekrar teşekkürler..

Nilambara dedi ki...

Çiğdem'ciğim, o kuşlar ve onlardaki AŞK, ikinizde yuvanızda zaten varolan AŞKı yansıttığı için güzeller :))
yine tahtaya üç kez vurdum, dilimi ısırdım ;))

Brajeshwari dedi ki...

Nilambara'ya katılıyorum.Zihni sakin tutmak, endişe veya karmaşanın içinde bulunmaktan çok önemli bu noktada..Zihin sakinken kurduğumuz cümleler bile değişiyor.Sevgili Hale -Seyir Defteri'nde yazmıştı."Çok sıkılıyorum" -"çok bunalıyorum" kelimelerini sarfetmek yerine Neden sıkıldığımı anlamaya niyet ediyorum" diye kurduğumuz cümle bile, bizi cevaplara götürür..Yeterki iç dinginlikle dışarda durabilmeyi başaralım...

Çiğdemcim,geçte olsa yazılarını takip etmekten bende keyif alıyorum.Fakat bu Haftalık yazılarını 2'ye çıkarmanı istiyoruz. Yoksa İsyan çıkaracağız.. İmza : Bir asi grup Blogger