25 Ekim 2008 Cumartesi

Ben Gideli Buralarda..

Geçen hafta bu saatlerde yola çıkalı daha 1 saat olmuştu.. Heyecanla, keyifle, büyük değişimlerin hissiyatı ve merakıyla..

Gezi anılarımı uzun uzun yazacağım elbet amma neler olmuş böyle, ben gideli buralarda.. Dolar ve euro tavan yapmış, borsa düşmüş tamam bunları duymuştum; Urfa'da elimi neye atsam herşeyin fiyatı uçmuş, "niye bu kadar pahalı bunlar" diyorum, "abla dolar yükseldi böyle oldu" diyor satıcılar..

Handanla konuştuk Perşembe akşam, Umut, umudumuz göçmüş buralardan.. Gitmeden 1 gece evvel görmüştük en son, sevmiştik gıdısından, Baturhanı ne zaman görse çişini yaptığından bahsedip gülüşmüştük bi de üstüne.. Gitmiş..

Bugün bi açtım blogumu, daha doğrusu açamadım; Diyarbakır bilmemne mahkemesinin kararıyla kapatılmışım ben de!!.. Nasıl yani diyorum, tamam geçen Pazartesi hani Başbakan'ın Diyarbakır'a gelip de sokakların barikatlar kurulup kapatıldığı, taşların ve çöplerin havada uçuştuğu gün biz de ordaydık, hatta ziyaret edeceğimiz caminin sokağına giremeyip bir otele sığındık amma başkaca bi vukuatımız olmadı, hele de mahkemelik!! Tam bunları düşünürken alıyorum haberi, meğer bütün bloglar kapatılmış, anlamıyorum ben bu işi!!!

Burcu sağolsun bloglara nasıl girileceğinin bilgisini göndermiş, sayfamı açmayı başardım ama yorumları yayınlayamadım, bu yazdıklarımı da yayınlayabilir miyim bilmiyorum.. Hayır olsun diyorum.. Giriş şöyle:

www.ktunnel.com adresine girin
altta bir bar var
oradaki linki silip
ziyaret etmek istediğiniz adresi yazin
begin browsing'e tıklayın..
istediğiniz site acilacaktir
buradan diger bloglar arasında dolasabilirsiniz..

Sardunyalarımı suladım gelince, onlara da sonbahar gelmiş, kızaran yapraklarını temizledim, bi de fotoğraflarını çektim...............

18 Ekim 2008 Cumartesi

Cheetos Tatilde...

Efeendiiimmmm, nihayet tatil zamanı.. Çeşitli sebeplerle yaz tatili yapamayıp, bikaç gün evde tatil deneyimi yaşamakla beraber son zamanlarda bir miktar daralmaya başlamıştım; artık bir yerlere gitmek iyice farz olmuştu. Neyse ki şimdi gideceğimiz yer ile ilgili planımızı aylar öncesinden yapmış, hatta parasını bile ödemeye başlamıştık..
1997 Ekim sonunda ben bu yerlere gene gitmiştim, hatta 2004'de Baturhan'la tanışınca onunla 97 turunda birlikte olduğumuzu ama hiç konuşmadığımızı hatırlamıştım. Ona şöyle demiştim: "Ben sizi tanıyorum, 97'de GAP turundaydık birlikte, hani siz sürekli fotoğraf çekiyordunuz.." O da bana baktı ve gayet kısa ve net bi cevap verdi: "Ben sizi tanımıyorum..." :) Neyse ki evine gidince o gezinin fotoğraflarına bakmış ve beni görmüş, benim fotoğraflarımda da o vardı. Hala aynı gezide olduğumuzu hatırlamıyor, Allahtan elimizde sağlam belgeler var.. :)) Bu geziye birlikte ve eş olarak gitmek bu yüzden ikimizi de heyecanlandırıyor..
Tempo Tur'un düzenlediği GAP turu bu kez ilk kez gittiğimizden daha farklı bir rotaya sahip, 11 yılda bayağı bi değişiklik olmuş. O zaman gitmediğimiz Zeugma Antik Kenti, Rumkale, Halfeti, Diyarbakır, Hasankeyf, Mardin, Deyr-ul Zahferan Manastırı ve Midyat bu kez tur programında.. Ayrıca Birecik Baraj Gölünde tekne gezisi de var. Gaziantep, Kahta, Nemrut, Cendere Köprüsü, Karakuş Tümülüsü, Urfa, Balıklı Göl, Harran, Atatürk Barajı ise geçen sefer de gittiğimiz yerler.. Mardin'e de 1987'de babam orda görev yapıyorken Şubat tatilinde gitmiş ancak Deyr-ul Zahferan Manastırı dışında pek bir yer görme imkanı bulamamıştık. Mardin'le ilgili hatırladığım gece orduevine vardığımızda heryerin ışıl ışıl olduğu.. "Gündüz mezarlık, gece gerdanlık" sözü de bir Mardin tanımlaması olarak aklımda...
1 hafta sonra yeni enerjilerle, tazelenmiş olarak, keyifle ve güzel anılarla döneceğime inancımla ilk GAP turundan bir Nemrut fotoğrafıyla hoşçakalın diyorum...

7 Ekim 2008 Salı

Çok Güzel Kadınlar Bunlar.. :)

Bugün yazacaklarım hem çok gerçek, hem de biraz masalsı.. Gerçekler, çünkü hepsini yaşadım; ve masalsılar, bazen insanın inanası gelmiyor.. Dünya o kadar küçük ve insanlar öyle ilginç şekillerde birbirleriyle tanışıp buluşuyorlar ki..

I. Şimdi efendim yıllar önce ben bir feng-shui eğitimine katılmıştım; eğitimi aynı zamanda beni reikiye inisiye eden Suddha Moyee veriyordu, onun yanında da adının Nilgün olduğunu geçtiğimiz aylarda öğrendiğim Nilambara adında kızıl saçlı bir hanım vardı. O daha ziyade dersi takip ediyor pozisyondaydı ve bazen de sorulara cevap veriyordu. İsmi ilginçti de, Allahtan yoga ve reiki derslerinden bu tip isimlerin birtakım ruhani inisiyasyonlar almış kişilere verilmiş olduğunu öğrenmiştim.. Haa bir de kadının gözleri pek güzel gülüyordu.. :) Sonra yıllarca görüşmedik..

Tam da aynı zamanlarda katıldığım bir turda sevgili
Berrinle tanıştık, pek sevdik birbirimizi; hani frekansımız tuttu dedikleri cinsten.. Onunla başka gezilere de katıldık, aynı odada uyuduk, hatta annemle bir gün evine gittik de annem ondan dantel modeli bile almıştı.. Onunla birbirimize benzeyen yönlerimizi buldukça hem şaşırdık, hem sevindik; şükür yalnız değildik bu koca dünyada bazı cins özellliklerimizden dolayı :) Uzun yıllar boyunca bazen sıkça, bazen de araya zamanlar koyup, ama görüştüğümüzde kaldığımız yerden devam ederek sürdü ilişkimiz..

Berrin bir gün bana bir
blog açtıklarını, orda kendisi ve başka insanların yazı yazdıklarını söyledi. Ben daha blog nedir bilmeyen bir cahil olarak “acaba ısırır mı?” diye korkarak verilen adrese girerken tanıdık bir yüze rastlayacağımı henüz bilmiyordum.. Tahmin ettiğiniz gibi Nilambara da ordaydı ve ikisinin nasıl ve nerden tanıştıklarını ben hala bilmiyorum.. :) Ayrıca bu adres bana yeni dünyaların da kapısını açtı: Burcu, Mehtap, Fatih bey derken baktım ki aramızda bir "blog kardeşliği" oluşmuş.. Birbirimizin yazılarına yorumlar yazar olmuşuz, yazdıklarımızı merakla bekler olmuşuz ve de en güzeli birbirimizi hiç yüzyüze tanımadan sever olmuşuz!.. :) Geçen Ramazan ayı içinde bir akşam sevgili Burcu’nun yaşgünü için biraraya gelindiğinde beni de davet ettiler ve orda da sevgili Selen, Zeynep ve Feyza ile tanıştım ve bu güzel yürekli insanlarla tanışmaktan dolayı çok mutluyum..

Şimdilerde Burcu’nun
sobesine henüz yazamamış olmanın dayanılmaz ağırlığı altında ezilmekteyim, ama o da olacak merak etmeyin...

II. Birgün yazılarıma
Gölgecik rumuzuyla yorumlar gelmeye başladı.. Meğer beni Handan’ın blogundan bulup okumaya başlamış.. Bununla da yetinmeyip benim blogumdan da birlikte çok faydalı bilinçaltı çalışmaları yaptığım sevgili hocam Serap’ı bulmuş, reiki öğrenmek istiyorum diye de mesaj atmış.. Onun Bursa’daki eğitimine katılıp inisiye olmuş, bir de bana selam yollamış.. Yazılarında “melek” diye bahsediyor benden; ah Sevgili Özlemcim, hepimiz birbirimize melek olmuyor muyuz bu yolda? :)

III. Facebook’da açtığım
Hayata Sihirli Dokunuş grubu üyelerinden bir güzel yürek mesaj gönderdi birgün.. Çok heyecanlı, çok meraklı, çok istekli, birazcık sabırsız ve pek çalışkan.. Bir süre yazıştıktan sonra daha sistemli bir koçluk çalışması yaptık kendisiyle. Bu arada reiki inisiyasyonu aldı, çok güzel olumlamalar yaptı, heyecanla çalıştı.. Kısa zamanda öyle uzun bir yol aldı ki sevgili Deryacım, onu gönülden tebrik ediyorum.. Ve onunla aramızdaki bir yazışmayı izniyle yayınlıyorum:

D: Ruhani isim herkese verilir mi inisiye sırasında, ben de istiyorummm :)
Ç: Bize verilmedi tatlım, bazı inisiyelerde veriliyor.
D: Hııııııımm.. Eee Cheetos?
Ç: Cheetos mu :)))))))))))))))))) O benim ruhani ismim değil ki..
D: Ee Burcu’nun blogunda öyle yazıyordu :(
Ç: Arkadaşlarım bana Cheetos diye hitap ederler, hani Çiğdem’in kısaltılmışı anlamında.
D: Ben de öyle tahmin etmiştim baştan, ama bugün okuyunca....
Ç: Geçenlerde onlarla buluştuk, herkes birbirine ruhani adıyla hitap ediyordu. Bana da Çiğdem diyorlardı, ben de dedim ki, bana “Cheetos” diyebilirsiniz, o da benim ruhani ismim :))) Yani inisiye olurken verilen bi isim değil..
D: Ayy ben de reiki hocama “ben de istiyorum ruhani isim” diye mail attım bi de ya :))
Ç: :))))
D: Ay ne çılgın demiştir ::):)
Ç: Çok hoşsun, bunu yazmam lazım blogda :))))
D: Yaaaaaaaa..
Ç: İznin olursa tabiiii
D: Hahah :):) Rezillik valla, yaz yaz canım, ben de yorum yazarım altına :::)
Ç: :))))))))))) İlahi güldürdün beni
D: Belki bana ruhani isim verenler olur ::):)
Ç: Allah da seni güldürsün
D: Amin canım hepimizi, ben de gülüyorum zaten burda, Güner'e mail atayım bari, ay ne ayıp, herşeye de atlanır mı böyle dimi :)
Ç: :)))) Çok hoşsun valla.
D: :) Ama Cheetosu ben baştan takma ismin olarak düşünmüştüm, bugün okuyunca sordum :)) Hani o kadar da uçmadım :))))))) Blogundaki yazıyı bekliyorummm....

IV. Yine facebook grubunda yazdığım bir yazıya cevap geldi günlerden birgün.. Fiziki güzelliğinin yanında öyle kocaman ve güzel bir yüreği vardı ki.. Aslında bu güzellikleri genellikle yargılamalar ve etiketlerle pek güzel ve acımasızca nasıl da kapattığımızı bir kez daha anlamamı sağladı.. Notlar, mesajlar derken güzel şeyler paylaştık onunla da ve son olarak gönderdiğim bayram mesajıma “heryerde olmalı pozitifliğin; bu da benim bayram hediyem “ diyerek öyle güzel bir cevap verdi ki, sadece “teşekkür ederim” diyebildim... Yolun açık OLsun sevgili
Hülyacım..

V. Dün akşam yemeğini hazırlamak için mutfağa girdiğimde Baturhan “bugün ne oldu biliyor musun?” dedi. Arkadaşımız Nihal’i işyerinde ziyaret etmiş ve Nihal de odaya girip Baturhan’a tanıdık gözlerle bakan iş arkadaşı Aylin’e onu tanıştırmış. Aylin “ben sizi tanıyorum zaten” deyince Nihal benim blogumu takip ettiğini söylemiş. Aylin de yazıları okuduğunu, fotoğrafları beğendiğini söyleyip son noktayı koymuş: “Siz Batos’sunuz..” :))) Yemek boyunca ben de ona bakıp bakıp “ben sizi tanıyorum, siz Batos’sunuz” deyip durdum.. Bu; sevgili Handan’ın Anteres Alışveriş Merkezi’nin orta yerinde kocama “Batooosss, Batooosss.. ” diye seslenmesinden sonraki 2. Batos vak’ası oldu. O da dedi ki, “kadınlar böyledir işte, kocalarını rezil de ederler, vezir de.. :)“
Efendiiimmmm, işte böyle; BKM oyuncularının yeni oyununun adı gibi; “çok güzel hareketler bunlar..” :)

Bu yazı ve fotoğraflar bahsi geçen kişilerden izinsiz ve habersiz olarak yazılmış ve kullanılmıştır. Ama ben pek bi keyif aldım yazarken, artık affola... :))


*********************************************************
Doğduğumuzdan bu yana devam eden bir yolculuktayız hepimiz.. Yolculuğumuz yıllar içinde öğrendiklerimiz, yaşadıklarımız ve edindiğimiz farkındalıklarla değişik yollarda devam etti.. Kimimiz sarp kayaları, dik yokuşları seçtik, kimimiz tenha patikaları; bazıları için yol mis kokulu çiçeklerle doluydu, bazısına yağmur çamur denk geldi... Arada güneş açtı, kuşların sesini, kelebeklerin uçuşunu, dağlardaki kekik kokusunu, nefes alışımızı farkettik.. Hayat güzeldi...

Bazen yol ayrımlarına geldik.. O anda işten ayrılmak, arkadaşa hoşçakal demek, sevgiliye veda etmek, başka bi şehre taşınmak, acıya dayanmak, ağlamak ama yine de yola devam etmek gerekti. Yolculuk beklemezdi.. Yeni rotalar yarattık; hiç tanımadığımız insanlara uzattık ellerimizi tutsunlar diye, gözlerinin ışığına, seslerinin berraklığına, yüreklerinin yumuşaklığına güvendik, yola birlikte devam ettik. Hayat güzeldi...

Farklı yollardan aynı hedefe varma, mutlu olma amacındayız hepimiz.. Yol arkadaşınız olmak için burdayım ve hazırım.. Hayat güzel ve hayat beklemiyor..

Sevgimle yazdım... :)