30 Eylül 2008 Salı

İyi Bayramlar...

Bu sabah bayram kahvaltımızı keyifle yaptık, en güzeli çay içmekti.. Su ve çay üstüne içecek tanımıyorum.. :)
Bugün düşündüm de, bayramlar gündelik hayatın yoğun temposuna bir tatil vesilesi olarak ilaç gibi gelse de, olayın daha can alıcı bir başka yönü daha var: Yine gündelik telaşlar arasında kaybolup giden ziyaretler, edilemeyen telefonlar, aranamayan dostlar.. Birilerinin bizi araması, mesaj yollaması, ziyaretimize gelmesi ne kadar güzelse ve hoşumuza gidiyorsa; bizim de birilerini aramamız, mesaj yollamamız, ziyaretlerine gitmemiz o kadar güzel ve hoşa gidiyor.. Ve bayramı kendimize tatil yapıp bunun tadını çıkarırken, bir büyüğü aramak, bir hastayı ziyaret etmek, bir arkadaşa 2 satır mesaj yazmak da onlara tat vermez mi?
Herkese sevdikleriyle birlikte, sağlık, mutluluk, huzur dolu bir bayram ve tatil keyfi diliyorum..
"Bugün bayram erken kalkın çocuklar
Giyelim en güzel giysileri
Elimizde taze kır çiçekleri
Üzmeyelim bugün annemizi........."

İyi bayramlar.. :)

24 Eylül 2008 Çarşamba

Teşekkürler, Büyüyorum Sizinle..

Artık Kısa Cümleler Kuruyorum
Sizi bilmem, ama ben karar verdim.
Su gibi duru olup hep akmaya,
Başka sular tanıyıp, çoğalmaya,
Dalgalanmaya, taşmaya...
Son günlerde çok düşünür oldum,
Zor zamanları çabuk atlatır oldum.

Yalnız mıyım insanlar içinde?
Arkadaşlarım, aşklarım içimde.
Yara aldım bundan iki yıl önce,
Hiç susmadım, şarkı söyledim günlerce

Artık kısa cümleler kuruyorum,
Sevdiklerim, sevmediklerim yanımda.
Kabullendim herşeyi olduğu gibi.
Yola çıktım, yarınlara...

Son günlerde çok düşünür oldum,
Zor zamanları çabuk atlatır oldum.

Bakıyorum aynaya her gece,
İçim rahat, biraz yorgunum sadece.
Hayatıma giren herkese,
Yaşanmış her şeye

Teşekkürler büyüyorum sizinle
Teşekkürler, büyüyorum sizinle...

15 Eylül 2008 Pazartesi

Adana'nın Yolları Taştan..

Herşey “bugün benim doğumgünüm” başlıklı yazımla başladı.. Adana’dan sevgili İlkay yorumunda, yazdıklarımla onun hayatına dokunmuş olmamdan sözediyordu. Kimdir diye baktığımda bikaç kez yemek tarifi ararken bakmış olduğumu hatırladığım “Pastacı Papatyalar” adlı blogun sahibi olduğunu anladım. Sonra “komşularımız”a yıllar önce sevgili Handan’la aynı lojmanlarda oturmuş olduğunu söylediği bir yorum yazdı. Bu demekti ki, Baturhan’ı da bir şekilde tanıyordu...
Ve geçen hafta birgün benim Adana’ya gitmem gerekti; mesaj yazıp ertesi gün orda olacağımı, müsaitse görüşmek istediğimi söyledim ve telefon numaramı bildirdim. Adana'da akşam üstü işlerimi bitirmiş toparlanıyorken çalan telefonun diğer ucunda neşeli bir kadın “ben İlkay” dedi, “akşam görüşebiliriz..”

Akşam buluştuk. Gitmeden önce, aslında ablasının Baturhan’ın arkadaşı olduğunu öğrendiğim bu
güleryüzlü ve canayakın kadınla Aslantaş’taki lojman günlerinden, blog hikayelerimizden, hayata bakışımızdan, Handan’dan, Baturhan’dan, ablası İlknur’dan, ailelerimizden, kızı İremsu'dan, ortak arkadaşlarımızdan ve daha pekçok şeyden sözettik.. Ama işin ilginç ve hoş yanı tüm bunları sanki yıllar sonra buluşan iki yakın arkadaş gibi konuşmamızdı. Arkadaşlığımız bir-iki blog yorumundan ibaretti ama demek ki ruhlarımızın arkadaşlığı daha eskiye dayanıyordu.. :) Öyle keyifli oldu ki sohbetimiz, vaktin nasıl geçtiğini anlamadan ve daha konuşacak pekçok şeyi bir sonraki buluşmaya bırakarak vedalaştık..
Adana'da hava oldukça iyiydi, hatta biraz esinti bile vardı. Otele dönüp sabah 5:30'da kalkmam gerektiğinden eşyalarımı toplayıp hemen yattım. Hazırlanırken de ekran arkasından kurulan güçlü bağları düşündüm. Bir yanda hergün gördüğünüz ama aranızda dağlar olan insanlar var. Öte yanda da hiç tanışmadığınız ama aranızda hoş bir sıcaklığın olduğu, yakın hissettiğiniz, tanıdık gelen, hayatına dokunduğunuz ve de sizin hayatınıza dokunan insanlar..
Baturhan'ın albümünden o yıllarda çekilmiş fotoğrafları bulduk: İlk fotoğrafta en soldaki Handan, en sağdaki de İlkay, onun yanında ablası İlknur ve kucağında da kardeşi var, ikincide ise fotoğraf çeken Baturhan'ı çekmişler.. :)
Adana'nın yolları taştan değil artık ama dünya küçük.. Nerde kimle karşılaşırsınız bilinmez.. :)

2 Eylül 2008 Salı

Pistan Çitos...

Sevgili Handan yeni evine taşındığında yan evin minik kedisi evdeki kedi popülasyonundan etkilenmiş olacak ki, iltica talebinde bile bulunmadan eve taşınıvermiş.. :) Pek şirin, pek tatlı, biraz da afacan.. Hiç çekinmesi, kaçması yok; hemen geliyor kucağına insanın, oyun istiyor, hoplayıp zıplıyor..

Konunun benimle ilgili kısmına gelince.. Malumunuz ben de severim kedileri, geçmişte evde beslemişliğimizin dışında evleneli beri de pencere önünde onlarca sokak kedisine açık büfe hizmeti vermekteyiz. Bu minik kedi ile aramızda ayrıyeten bir adaşlık durumu sözkonusu.. Zira Handan'ın pistan için uygun bulduğu isim Çitos olmuş.. Benim gibi şirin, tatlı, şeker mi şeker olduğundan mı yoksa biraz kıpır kıpır mı olduğundan bilmiyorum artık... :))))

Yakın çevremin bana hitap sözünün bu olmasına alışkınım tabii (hatta dün akşam komşumuzun oğlu Çitos Teyze dedi :)) amma ilk kez tanıdığım bir kedinin adının da Çitos olması hoş ve de değişik oldu..

Neyse biz pek kaynaştık, alıştık birbirimize; işte öyle "çitos çitos" mutluyuz kendi aramızda.. :)