19 Ağustos 2008 Salı

Komşularımız..

Dün akşam balkonda oturmuş radyo için program hazırlıyordum.. Su almak için mutfağa gidip döndüğümde bir de ne göreyim: Alt komşumuz Ülker'in kedisi Pıtırcık bizim balkona atlamış, ordan da gayet sakin bir şekilde salonun ortasına doğru ilerliyor.. "Oooo, hayırlı işler..." deyip biraz sevdikten sonra "sen çocuklarını evde bırakıp sokaklara mı çıktın bakiimmm" diye kızdım.. Yavruları görseniz, pek şirin, pek yumuk yumuklar.. Komşunun kedisi böyle fütursuzca girdi amma, komşularımız pek tatlı, pek saygı- sevgi dolular..

***********************************************

Çocukluğum bütün komşuların amca ve teyze, komşu çocuklarının ise kardeş oldukları lojmanlarda geçti.. O zamanlar kadınların çalışması bugünkü kadar yaygın olmadığından her öğleden sonra birinde toplanılır, birlikte dikiş dikilir, örgü örülür, hatta bazen misafiri geleceklere yardım etmek için börekler açılıp dolmalar sarılır, sonra da Allah ne verdiyse yenip içilirdi.. Yeni taşınanlara “hoşgeldiniz”e gidilir, çocuklar “bi maniniz yoksa annem birazdan oturmaya gelecek“ demeye gönderilir, “paralı gün”lerde ise misafirlerin çocuklarına artan pasta-börekten yollanılırdı.. Pastaneden “hazır pasta" alınmayıp anneler tüm maharetlerini döktürdüğünden, teyzelerin spesiyallerini yeme fırsatı verdiği için en güzeli de buydu sanırım.. :) En üst kattan itibaren herkes kapısının önünü “omo”lu sularla köpük köpük yıkayıp aşağı kata kadar indirir, en alt kattaki de yıkayıp bitirdiğinde apartman mis gibi tertemiz olurdu.. Komşu teyzeler birbirlerinin çocuklarına kızsalar bu annelerin kavgasına sebep olmaz; hatta bir de “kızabilirsin teyzesi, akıllansın da bi daha yaramazlık yapmasın / dersine çalışsın / annesini üzmesin..” denirdi..

Evlendikten sonra o zamanlardan bazı komşu teyzeler “hayırlı olsun”a geldiler bize.. Bi vakit evlerine gittiğim, çayını-pastasını yiyip içtiğim teyzelere bu kez ben ikramlarda bulundum, onları “ağırladım”; pek hoşuma gitti, evcilik oynar gibi... :)
***********************************************
Geçen sene taşınma öncesi tadilat işleriyle uğraşırken komşularımız hep birşeye ihtiyacımız olup olmadığını sordular. Apartman yeni olduğu için onlar da yeni taşınmışlardı ama aramızda hoş bir dostluk oluştu. Evlenip orda yaşamaya başladıktan sonra, bizden sonra taşınanlar da dahil ilişkilerimiz gelişerek devam etti ve de biz “ev alma komşu al” sözünü “ev de aldım, komşu da..” şeklinde yaşamaya başladık.. Tabii bunda bizim giriş katta oturup, gelene geçene laf atmamızın da etkisi var.. :)

Yılbaşı gecesi kapımıza konan bir minik hediye, pişirilen tatlı ve yemeklerden yapılan ikramlar, “hadi çay içmeye gelin”ler, tatile giden komşunun çiçeklerini sulamalar derken komşularımızla bir akşam da dışarda yemeğe gittik. Tenis Klübü’nün bahçesi o akşam pek sakindi, hem de hava çok güzeldi. Keyifli ve hoş sohbetler yaptık..

Bir akşam apartman sakinlerinden Şükran ve Metin’in kızı Fulin’in doğumgününü kutladık
birlikte, bir başka akşam Ülker'in terasında birlikte çay içtik. Ayhan ve Aygün bizden sonra taşınmalarına rağmen hediye alıp “tebrik ederiz” demeye gelince çok sevindik, evlilik yıldönümümüzde Ülker ve oğlu Berat’ın bizim için yaptığı sürpriz pastayı yedik. Torunu olan Gülseven hanım ve Bekir beye “Allah analı babalı büyütsün” demeye gittik, Kadriye ve Gökhan’ın minik kızları Loya’yı çok sevdik.. Kaya ve Esra’nın evine hırsız girince hepimiz çok üzüldük, her yeni taşınanla yerleşme heyecanı yaşadık.. Şimdilerde her Cumartesi öğle vaktinde kahve içiyoruz ve bu buluşmayı “paralı gün” e çevirsek mi diye düşünüyoruz.. :)

Geçen akşam Fulin elinde elbisesiyle geldi, annesi saçlarını dalga dalga yapmış; “bu elbisemi giycem, fotoğrafımı çeker misiniz?” dedi.. Fotoğraf çekiminin ardından
baklavasını yerken kutudaki bozuk paraları gruplamakla vakit geçirdi biraz, sonra baykuşlarla ilgilendi, “anne biraz daha kalmak istiyorum” dedi ama saat 11’i gösterdiğinden eve gitmesi gerekti..

Komşu komşunun külüne muhtaçmış eskiden, ocağını yakmak için.. Şimdilerde ocak kalmadı ama komşu komşunun kilidi oldu.. Ben iyi komşunun kardeş gibi olduğunu ve iyi ilişkiler kurmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Babaannem “altın kapı gümüş kapıya muhtaç olur” derdi; bir parça tuza, bir tutam naneye, bir limona ihtiyacımız olmayabilir belki ama, gülen bir yüze, tatlı bir sohbete, hasta olunca bir kap çorba getiren, çat kapı gidilebilecek bir komşuya herkesin her zaman ihtiyacı olur sanırım...

Biz komşularımızı çok seviyoruz... :)

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Çöp Kamyonu Kanunu...

Sevgili arkadaşım Belgin'den gelen bir internet mesajını paylaşmak istiyorum bugün.. Bu güzel hikaye için teşekkürler Belgincim..

Bir gün bir taksiye atladım ve havaalanından hareket ettik. Sağ şeritte yol alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önümüze çıktı. Taksi şoförü sert bir şekilde frene bastı, kaydı ve diğer arabaya çarpmaktan milim farkıyla kurtuldu. Diğer arabanın sürücüsü camdan başını çıkartıp bağırmaya ve küfretmeye başladı.

Taksi şoförü ise ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı. Ve gerçekten çok arkadaşçaydı. Sordum: 'Neden bunu yaptığınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastaneye gönderecekti. '

Taksi şoförü bana, şimdi 'Çöp Kamyonu Kanunu' dediğim şeyi öğretti.

Şoför pek çok insanin çöp kamyonu gibi olduğunu açıkladı. Her tarafta çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlık, öfke ve hayal kırıklığı dolular. Çöpleri biriktikçe onu bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar ve bazen sizin üzerinize bırakabiliyorlar. Kişisel almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin. Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın. İşin anafikri şu ki, başarılı insanlar çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler. Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla 'size iyi davranan insanları sevin, iyi davranmayanlar için dua edin.'

Hayat %10 onunla ne yaptığınız, %90 onu nasıl alıp karşıladığınızdır.

Yüzünü güneşe dönen insan gölge görmez... :)

8 Ağustos 2008 Cuma

Hediye / "Benim Diyen Sana..."

Doğumgünü yazımın sonunda “bu yazı kendime doğumgünü hediyem olsun “ demiştim ya; yazıyı bitirdikten sonra dedim ki “Allahım, sen de bana gönder bi hediye..”

Sonrası ise sahiden muhteşem.. Sadece bikaç dakika sonra çok sevgili arkadaşım, kardeşim
Nazlı Çetinok Arun’un aşağıdaki yazısını okudum ve “ey güzel Allahım” dedim, “bu mudur”; “evet evet budur“ dedi..
Bilirim duyarsın, görürsün.. Sorarım cevap verirsin.. Elçine zeval olmasın, o güzel ruha, o güzel ve yüce gönüle.. Gözlerimin dolması sana sevgimdendir, ona sevgimdendir, ona bu yazıyı yazdırmana şükran duyarım.. Teşekkür ederim..

Haftanın telaşından yayınlayamamıştım, virgülüne dokunmadan;

*******************************************

.......benim diyen sana.....

izliyorum seni
takdir ediyorum
bakıyorum yoluna
bakıyorum yolda gidişine
bakıyorum tuttuğun ellere
bakıyorum
benim diyen sana.........

izliyorum seni
takdir ediyorum
saygı duyuyorum
diyorum
kendine güven
az kaldı
güven
o zaman sen sensin....

o zaman
işte benim derken
eleştirmezsin
yargı yapmazsın
ayırmazsın......

benim dediklerine de
güvenirsin
onlar bilir seni onu....
onlar seçer...
his eder çünkü.....

sen sen ol yeter
gelir elbet
elini tutacak eller....
sakin ol..............
az biraz sakin ol...

özen kıskanma
aman aman
senden seni götürür
gizemi çözmek için test etme
testler olmaz sana
güven kendine
kendin ol......................

yalnızlığı hak ettiğini için sanar ise
yalnız lık kalabalık içinde............

sakin ol
sen ol
yeter
hem sana, hem her-e.....

3 Ağustos 2008 Pazar

Hayatın Dışından, Yaşamın İçinden...

Dün "blog" adı altındaki yazılarıma başlayışımın 1. yıldönümü idi. Ve ben bunun için bir yazı hazırlamış ancak fırsat bulamadığım için yayınlayamamıştım.. "Pazar günü gecikmeli olarak yayınlarım" diye düşünmüştüm. Tabii Pazar gününün neler getireceğini bilmeden.. Yazı şöyle idi:

Şen Ola Blog, Şen Oolaaaa...

-Blog mu, o da ne..
-Cheetos-Cheetos ne demek yaaa..
-Kızım daha kolay bi isim bulamadın mı...
-Şimdi sen internette günlük tutcan da herkesler de bunu okuyacak mı...
-Mahremiyet diye bişi kalmadı...
-Geçen gün baktım bloguna, iyi olmuş bayaaa..
-Güzel şeyler yazmışsın, beğendim...
..............................
Yeni yetme zamanlarımızda Türkçe öğretmenizin ödev diye verdiği günlük tutma olayı araya giren 25 yıl içinde bayağı şekil değiştirdi.. Aman kimse görmesin / okumasın diye köşe bucak sakladığım defterimi şimdi tüm dünyaya açtım.. Yediğimiz-içtiğimiz, gezdiğimiz-gördüğümüz, duygumuz-düşüncemiz, eşimiz-dostumuz, kedimiz-çiçeğimiz her bişeyler alenen ortada..
Neyse efendim, “Ben Göründüğümden Daha Fazlasıyım” adı ile takip etmekte oldunuz blogum bugün 1 yaşında.. Evlerinize konuk ettiniz beni, evime konuk geldiniz; benimle hayatımı, benimle hayatlarını paylaşan herkese teşekkürler.. Okuyan gözlerinize, yazan ellerinize, gönlünüze sağlık... Hepinize şükranlarımı sunarım..
Beni okumaya devam edin.. :)
*****************************************

Bu, hayatımı paylaştığım blogumun hayatın lay lay tarafından bir yazısı idi.. Bir de yaşamın içinden, hem de tam göbeğinden şeyler oluyor. Sabah 03:45'den bu yana ayaktayız. Baturhan'ın "küçük hala"sının vefatını öğrendikten sonra yaşadığı eve varmamız sanırım 10 dakika filan sürdü. O vakitten bu yana da hayatı, insanları ve olayları sorguladığım 20 saat geçti.. Ben bu gidişi yazamıyorum, en azından bugünlük.. Yandaki resim oldukça manalıdır (belki bir gün yazarım) ve ona ithafımdır, Baturhan'ın izniyle... Yuvaya dönüş yolun ışık dolu OLsun Belgin Hala..

1 Ağustos 2008 Cuma

Güneş Tutulması...

İlkokulda Fen Bilgisi dersinde Güneş Tutulması anlatılırken, olayın astrolojik tarafını bilmiyordum tabii ki.. Zamanla bu konuda birşeyler öğrenmeye başladıkça olayın Ay’ın Güneş ile Dünya arasına girmesinden daha fazla bişey olduğunu anladım. Aslında temel olarak Güneş tutulması dediğimiz olay, Ay yeniay halindeyken Güneş, Ay ve Dünya’nın aynı doğrultuda olması.. Bu da yılda en az iki, en çok 5 kez gerçekleşiyor. Ay’ın Dünya'ya yakınlığına bağlı olarak Güneş üzerinde kapattığı alan da tutulmanın tam, halkalı veya parçalı tutulma olmasını sağlıyor.
Gelelim bugünkü tutulmaya.. 1 Ağustos’ta yeniayda, Aslan burcunda Güneş Tutulması var. Bi defa Güneş tutulması yeniayda gerçekleştiği için yeni başlangıçlar demek, ayrıca da Güneş Aslan burcunun yöneticisi olduğu için kendi burcunda tutulmuş oluyor.. Bu an aynı zamanda yeni
enerjilerin bütünleşmesi için güçlü ve önemli bir zaman.. 8 Ağustos ta yeni enerjiler anlamında önemli ve güzel birgün.. Tutulmanın Aslan, Akrep, Kova ve Boğa burçları için büyük değişimler getireceğini söylüyor astrologlar.. Ben bu konudaki tüm yazılanları anlayacak teknik bilgiye sahip değilim maalesef; ancak eski çağlardan beri Güneş Tutulmasının iyi sayılmadığını, geçen zaman boyunca yaşanan olayların da Tutulmayı izleyen 1 yıl içinde önemli olayların olduğunu gösterdiğini düşününce, tutulmanın bütünün hayrına gerçekleşmesini diliyorum.
Tutulmanın yaratacağı gerginlik ve olumsuzlukları sakince ve sükûnetle atlatmaya; eski ve artık ömrünü doldurmuş şeylerin yenilere yol açmasına ve özellikle de benim burcumda gerçekleştiği için bana da yeni başlangıçlar getirmesine niyet ediyorum.. :)