25 Haziran 2008 Çarşamba

Orda Biri Var...

Teknoloji ne süper bişi.. Bazı zamanlarda bloga girdiğimde satırlarımın arasında gezinen başka gözler olduğunu anlıyorum ziyaretçi sayacından.. . Aynı anda aynı ekrana bakıyor oluyoruz, ben yeni yazım nasıl görünüyor diye bakıyorum, bir başkası “bugün yazı yazmış mı” ya da “ne yazmış” diye.. . Ben “belki birilerine bir mesaj gider” diye düşünüyorum; yeryüzünün bir yerinde biri sabah evrenden cevap istediği soruya yanıt geldiğini görüyor.. “Şöyle mi yazsam yoksa böyle mi” derken bir yerlerden bir yorum geliyor, bana yol gösteriyor.. Aynı ekrana bakarken oluyor tüm bunlar, gözlerimiz aynı fotoğrafın renklerine bakarken..

Bunu seviyorum, içim kıpır kıpır oluyor, ilginç bir paylaşım bu; farklı yer ve zamanlarda, farklı bilgisayarların arkasındayken..

Orda birileri var biliyorum, aynı yolda yürüdüğümüz.. Bu hoşuma gidiyor..

18 Haziran 2008 Çarşamba

Engeller..

Bunu kaç gündür yazmak istiyordum, hazır dolunay da olmuşken vakit bu vakittir dedim...
Pazartesi Mektupları’nın ilk kaydında sürekli takıldığım bir kelime vardı: “Engel..” Aslında diksiyonum düzgündür ama okurken e’leri açık / kapalı / uzun / kısa ve başka muhtelif şekillerde o kadar çok yanlış okudum ki bir yerde artık durmak zorunda kaldım. Durdum, derin bir nefes aldım ve dedim ki “tüm engellerimden kurtuluyorum..” Ve tahmin edin ne oldu, sonraki ilk okuyuşumda bingo!..
Ne düşündüm biliyor musunuz, birincisi bazı şeylerde ısrarcı olup zorlamak yerine durup bi soluklanmak gerekiyor. Çünkü öbür türlü sürekli o şeyin olmamasına yoğunlaşıp enerjisini artırmış oluyoruz. İşte size çekim yasası, yapamıyorum deyip yapamıyoruz.
İkincisi de bazen mesajlar gelir, gelir, gelir... ve gider.... Mesajı görmek, anlamak, yorumlamak ve dersi almak lazım.. Mesaj diyordu ki “engellerinden kurtul...” Bir kelime bunu söylüyor bakar mısınız, aç gözünü diyor, farkına var diyor...
İşte dolunaydan istifade enerjimizi çalan, bizi geçmişe bağlayan, ilerlememizi engelleyen her ne varsa bırakma zamanı.. Sona ermeler ve tamamlanmalar dolunaya denk geliyor; biraz gergin olabilir, tepkiler umulmadık olabilir, olsun.. Niyetimizi sevgiyle koyalım, bırakalım tutunduklarımızı.. Engellerimizden kurtulma zamanı, haydi!....
Sevgimle yazdım.. :)

15 Haziran 2008 Pazar

Bana Bir Masal Anlat Baba...

Bana bir masal anlat baba
İçinde denizler balıklar
Yağmurla kar olsun
Güneşle ay...
Baba bir masal anlat bana
İçinde bütün oyunlarım
Kurtla kuzu olsun
Şekerle bal...
Anlatırken tut elimi
Uykuya dalıp gitsem bile
Bırakıp gitme sakın beni...
Bana bir masal anlat baba
İçinde tüm sevdiklerim
İçinde İstanbul olsun...
Ben "Süper Baba" yıllarında bu şarkıyı hep burnumun direği sızlayarak dinlerdim.. Babam bana hiç masal anlatmış mıydı hatırlamıyorum, sanırım anlatmamıştı. Ama asker olmasının getirdiği ciddiyet, disiplin, mükemmelliyetçilik ve kuralcılığı hayat hikayemde önemli bir yer aldı.. Bir de geçen radyo programı ile ilgili mesajına şöyle başlamış: "Kara kızım, güzel kızım, canım kızım.."
Sevgili
Nur’un yazısındaki şu cümle beni çok etkiledi: “Bazı babalar çocuklarına geç kalırlar..” Ve bence bazı çocuklar da babalarına.. Babalık yolculuğunda çocuklar ve babalar hep sevgi içinde olsunlar dilerim..

8 Haziran 2008 Pazar

Pazartesi Mektupları Blogda da Yayında..

Meteoroloji'nin Sesi Radyosu'nda ilkini geçen hafta yayınladığımız "Çiğdem Atabey'den Pazartesi Mektupları"nı dinleyip düşüncelerini paylaşan tüm sevgili dostlara teşekkürler.. :)

Ancak çeşitli nedenlerle radyodan dinleyemeyenler için ne yapabiliriz derken Handan'dan blogda da yayınlamak gibi bir fikir geldi.. Sabah balkonu yıkayıp sardunyalarımı suladıktan sonra bir keyif çayı içerken ilkini bloga koymayı başarabildim. Bundan sonrakiler için sanırım bir "playlist" yapmak gerekecek, sizler de istediğinizi seçip dinleyebileceksiniz..

Ben şimdi gidip biraz ev işleriyle ilgileneyim, herkese keyifli Pazarlar.. :)