23 Nisan 2008 Çarşamba

Bugün 23 Nisan, Neşe Doluyor İnsan...

Anne babalarının ellerinden tutmuş, rengarenk giysileri içinde hoplaya zıplaya okullarına giden çocuklar gördüm bu sabah.. Kendi çocukluğumdaki törenler geldi aklıma; şiirler, şarkılar, temsiller ve o meşhur dizeler:

Sanki her tarafta var bir düğün
Çünkü en şerefli, en mutlu gün,
Bugün 23 Nisan,
Hep neşeyle doluyor insan..


Neşeyle dolmak derken hemen bir de zıddını düşündüm; üzüntüler, endişeler ve bunların yansımaları.. Annemin küçüklüğümden aklımda kalan sözünü hatırlıyorum hemen: “Herkesi ve herşeyi olduğu gibi kabul edeceksin..” Ne çok kızardım bu söze, “etmiyorum işte, onlar beni kabul ediyorlar mı ki” derdim.. Oysa ben değiştiğimde onların da değişeceği gerçeğini henüz bilmiyordum o yıllarda..
Zamanla hoşlanmadığım şeyler olduğunda ya da onaylamadığım bir davranışla karşılaştığım zaman, çokça üzüntü duyduğumu, kırıldığımı veya endişelendiğimi; bunun da hemen yüzüme, sözlerime ve davranışlarıma yansıdığını farkettim. Oysa üzülmek ya da kaygılanmak sorunu çözmüyordu.

Sükunetimi koruyabilme ve huzurda kalabilme adına annemin sözlerinin ne kadar önemli olduğunu anlamıştım. Tüm insanları ve her olanı olduğu gibi kabul ettiğimde iç huzuruma da ulaştığımı, diğer insanların da değişimine katkıda bulunabildiğimi ve bunun hem kendim hem de başkaları için ne kadar faydalı olacağını gördüm...

Neşe dolmak için herkesi ve herşeyi olduğu gibi kabul etmeyi seçiyorum... :)

13 Nisan 2008 Pazar

Çarşamba’dan Bu Yana Kısa Kısa...

Geçen hafta Çarşamba akşamı saat 11’de işten çıkıp, içtiğim süte rağmen doğru düzgün uyuyamayıp, bütün gece de rüyamda “iş” gördükten sonra Perşembe günkü halimi tahmin edersiniz: Leyla gibiydim ve de dökülüyordum.. Fiziksel değilse de zihinsel olarak yorgundum ve de eve gidip uyumak istiyordum.. Derken öğlene doğru Baturhan aradı ve Seğmenler Parkı’nda köfte ekmek yemeye davet etti, ben de kabul ettim.. Sebebi biliyordum çünkü: Geçen sene 10 Nisan günü aynı parkta çiçek açmış bir ağacın altında bana evlenme teklif ettiğinden bu yana tam 1 yıl geçmişti ve bu bir yıldönümü yemeği olacaktı.. Köfte – ekmek, bir demek çiçek, fotoğraflar derken pek hoş oldu.. :)

Perşembe günü boyunca birkaç kez o gün babamın doğumgünü olduğunu düşündüm ancak bir türlü arayamadım. Akşam daha erken bir saatte geldim; bişeyler yiyordum ki televizyondaki diziden hatırlatıcı mesaj geldi: Babalar ve kızlarıyla ilgili duyduğum cümleyle doğumgününü hatırladım ve babamı aradım. Hal hatır ve kutlama faslından sonra önceki akşam geç geldiğimi filan söyledim. Yurdum ordusunun çalışkan subaylarından biri olan babamın cevabı kısa ve net oldu: “Babasının kızı..” Geçen gün de annemle konuşurken ona tül ve perdeleri nasıl yıkadığımı, ütüleyip astığımı anlatıyordum, o da şöyle demişti: “Anasının kızı..” :) Bugünkü Çiğdem olmamda çok önemli etkileri ve katkıları olan annem ve babama yandaki fotoğrafı sevgimle armağan ediyorum..
Cuma akşam önce Tofu Grubun değerli yazarlarından Fatih Mika’nın “Yaşamak / Vivere” isimli gravür sergisini görmek için Galeri Soyut’taydık. Sevgili Fatih bey gravürle öyle bütünleşmiş ki, tüm benliğini katmış, pek de güzel eserler ortaya çıkmış; ellerine ve de yüreğine sağlık diyorum..
Sergiye ilişkin daha ayrıntılı bilgi için: http://www.arkitera.com/sa26728-fatih-mikanin-guvercinleri.html
Orada ayrıca sevgili Berrin ve Nilambara’yı uzun zaman sonra tekrar görüp sevgili Burcu'yla da tanıştıktan sonra bu kez de diğer Berrin’in evine doğru yola çıktık. Aylık olağan buluşmamız Tuğrul’un doğumgünü kutlaması için de vesile oldu ve Berrin’in nefis yemeklerini “o da çok güzel, bu da pek nefis” deyip afiyetle yedik.. :)

Cumartesi sabah cama gelen sokak pistanlarına mama vermek için camı açmamla pencere önündeki Afacan’ın içeri, koltuğun üzerine atlaması bir oldu. Tabii tuttuğum gibi tekrar yerine koydum ama bütün gün balkonda gezdi ve balkon kapısının önüne miyavlayıp durdu.. Bense dün balkon sezonunu açıp masanın üstüne örtüsünü sermiş; çiçek açmış sardunyalarımı balkon duvarına dizmiş, şööleeeee keyifle çay içip kitap okumayı hayal etmiştim.. İçeri girecek endişesiyle onu gözetlemekten bu pek mümkün olmadı.. Tabii bu daha işin masum kısmı.. Bi ara alışverişe gidip geldik, gelince ne görelim, bizimki masanın üstüne güzelce kurulmuş, güneşleniyor.. Hadi bu da tamam, fakat daha vahimi bugün oldu..
Kaç gündür “haftasonu yeşillik bi yere gidip çimenlerde yatıp yuvarlanalım” diyordum.. Bu sabah çamaşır yıkadım ve hava da güzel olduğundan balkonda kurusunlar diye çamaşır telini oraya koydum. Öğleden sonra da İncek’te güzel bir bahçeye gittik, çiğ börek yedik.. Çoraplarımı çıkarıp çimenlerin serinliğini hissediyorken çayımı da keyifle yudumladım.. Eve döndüğümüzde çamaşırların üstündeki siyah pati izleri ile sinir katsayımın arttığını itiraf ediyorum, balkonun öbür ucunda ise o siyah tüylerin ortasında yemyeşil bakan gözler vardı.. Yaramazlık yapıp vazoyu kıran çocuğuna sevgisinden kızamayan anneler gibi hissettim birden.. Hani çocuk afacan ve de şirin bir bakış atar, anne de güler ve de “sinirimden gülüyorum” der ya, aynen öyle... Tamam ben bu kediyi seviyorum, ona sınırları olduğunu anlatamayacağımı da biliyorum; ama bunun bir çözümü olmalı, bakalım ne çözümler bulacağız..
Son bikaç gün böyle geçti işte, yeni haftada herşey güzel olsun...

9 Nisan 2008 Çarşamba

İyi Olma Hali..

Geçici işitme kaybı yaşayan arkadaşım doktor dönüşü ne kadar süreyle ilaç kullanacağını anlatıyorken ona “son günlerde neyi duymak istemiyorsun?” diye sordum.. Şaşkın bir ifadeyle yüzüme baktı, devam ettim: “Dinlemeyi reddettiğin kimse var mı yahut da inatla işitmekten kaçtığın nedir?” Bu sefer yüzüne bir gülümseme yerleşti: “Annemi” dedi, “onu dinlemiyorum, ayrıca iç sesimi dinlememek konusunda da oldukça başarılıyım :)”...
Bundan sonra aramızda hastalıkların zihinsel sebepleri üzerine bir konuşma geçti.. Bedenimizdeki hastalıkları aslında düşüncelerimizle nasıl da yarattığımızı konuştuk.
Mesela içimize atıp kimseyle paylaşmadığımız veya bastırdığımız / yuttuğumuz duygular, yeni şeylere karşı korkularımız gastrit, ülser gibi mide rahatsızlıklarına yol açıyor. Uzun süren kızgınlıklar, nefretler, öfkeler zamanla kansere dönüşüyor. Bu nedenle duyguları paylaşmak, konuşmak, insanları affetmek mükemmel birer ilaçtır düşüncesindeyim..
Dişetleriniz kanıyorsa verdiğiniz kararlardan memnun değil ya da sürekli dişlerinizden şikayet ediyorsunuz karar vermekte zorlanıyor olabilirsiniz. Kararsız kalmak endişe içinde olmayı getirir, karar vermekse gerekirse vazgeçmeyi / kaybetmeyi bilmektir. Verdiğimiz kararları sürdürüp tamamlamak, doğru bir karar verdiğimize bilerek güvenle beklemek önemlidir.
Evrenin bizim için en uygun çözüm getireceğine inanmak, sorunları büyütmeden kendi çözümlerimizi bulmak yolunda eylemde bulunmak önemlidir. “Zavallı minik ayak parmaklarım”ı hatırlıyor musunuz? Küçük ayrıntılara öyle dalmış ve kendiliğinden çözülebileceklerine gözlerimi öyle kaptmıştım ki, ayak parmaklarım günlerce ağrımıştı..
Ruh, beden ve zihin üçgeninde “iyi ve dengede olmak” için;
*Yaşamımızda herşeyin yolunda gittiğine, ihtiyaç duyduğumuz herşeyin bize geleceğine inanıp güvenmek,
*kendimizi olduğumuz gibi sevmek, kabul etmek ve onaylamak,
*olayları ve insanları olduğu gibi kabul etmek,
*geçmişten kurtulup diğer insanları ve kendimizi affetmek,
*enerjimizi hep üst seviyelerde tutmak,
*çözümler üretip karar verip eylem planımızı yapmak, gerektiği hallerde planımızı değiştirmek,
*ve de duygularımızı paylaşmak, kendimizi ifade etmek ve gerekirse bunun için yardım istemek
bilgelik, akıllılık ve terapidir; kendimize verdiğimiz değerdir diye düşünüyorum....
Her AN’da iyi ve dengede OLalım.. :)

6 Nisan 2008 Pazar

Günlerden Bir Pazar..

Dün öğleden sonra “yaşam koçu” olarak ilk kez bir tanıtım toplantısı yaptım, koçluk hakkında genel bir bilgi paylaşımı oldu, pek de güzel oldu.. :) Homepilates Studio (www.homepilates.biz/) bu toplantıya ev sahipliği yaptı, sevgili Özge ve Tuba’ya gönülden teşekkür ediyorum..
Sevgili Handan'ın İspanya gezisinden getirdiği afişi çerçeveletip astık. Bu çok hoş bişey: Afişe istediğiniz ismi yazdırabiliyorsunuz, Handan da bizim isimlerimizi yazdırmış ve "Büyük Festival'de Çitos ve Batos'un gösterisi" afişi şimdi koridorumuzda.. Sahiden pek hoş oldu, Handancım teşekkürler..

Bugünse sokak kedilerimizin resmi geçit yaptığı bir gün oldu; biri geldi biri gitti, kimi minderde uyukladı.. Sardunyalarımı sulayıp, yapraklarını temizledim, muhallebi ve elmalı turta pişirdim. Paltomun günlerdir sallanan düğmelerini dikip, biraz kitap okudum.. Akşam üstü Nihal geldi, pasta yiyip çay içtik; keyifli bir sohbet oldu..

Yarın yeni bir hafta, bugünkü yeni ayın etkisi sürmeye devam edecek. Yeni ay’lar yeni başlangıçlar ve niyetler için önemli, o yüzden hayatımızla ilgili güzel niyetler koyalım, öyle de Olsun..

1 Nisan 2008 Salı

Bir Eski Yapıydı Babam...

“Bir eski yapıydı babam
Kapısı vurulmadan girilen
Kapandı artık..”

Özdemir İnce

2005’in yağmurlu sabahlarından biriydi, “gitsek mi, sonra mı gitsek” derken öğleden sonra yanımda sevdiğim adam, bir mezarın başındaydık. Hava açmıştı ve de güneş parlıyordu..

Ne kadar şakacı bir adam olduğundan söz ediyordu; 1 Nisanlarda üşenmeden, ince ince düşünüp şakalar hazırlarmış, en çok da Handan’ın babası Yalçın amcaya şaka yaparmış.. Öyle ki 1 Nisan 1981’de eşi arayıp da öte dünyaya göçtüğünü söyleyince Yalçın amca inanmamış, hatta böyle bir şaka yaptırdığı için de kızmış..

Ama şaka değilmiş..

Yakınlarımızı kaybettikten sonra da yaşatmanın nasıl birşey olduğunu Baturhan’dan öğrendim.. Babasından her zaman ve her fırsatta öyle sevgiyle, öyle özlemle ve öyle yoğun bir duyguyla bahseder ki; hayran olmamak mümkün değil.. Dün konuşurken ailecek çekilenler dışında ikisinin birlikte çekilmiş bir fotoğrafının olmamasından duyduğu üzüntüden bahsetti.. Eski albümleri karıştırdık, mektupları okuduk..

Sevdiklerimiz hayattayken onları sevdiğimizi söylemenin, sarılmanın, öpmenin – koklamanın, bizim için ne kadar değerli olduklarını söylemenin önemini düşündüm bir kere daha.. Dünyalar ayrıldığında sevgimizi kocaman yaşatabilmek için birlikte bir fotoğraf çektirmenin önemini de..
Çeşitli zaman ve vesilerle bize yukardan baktığını ve yanımızda olduğunu biliyoruz, öyle de OLsun.. Oğulların seni çok seviyor...