28 Şubat 2008 Perşembe

Sil Baştan...

Dünkü yazımın ardından gün boyunca radyodan en az 4-5 kez aşağıdaki şarkıyı dinledim, Şebnem Ferah'ın sözleriyle "sil baştan", ne dersiniz bu bir işaret mi :))
gücün var mı sevgilim
derin sularda inci tanesi aramaya
cesaretin kaldıysa
hala benle aşktan konuşmaya

söyle canım sevgilim
hayat bize oyun oynuyor olabilir mi
yorgun gibi bir halin var
duyguların karışık olabilir mi

sil baştan başlamak gerek bazen
hayatı sıfırlamak
sil baştan sevmek gerek bazen
herşeyi unutmak
sanki bugün son günmüş gibi
dolu dolu yaşamak istiyorum ben
her ne çıkarsa yoluma
selam verip yürümek istiyorum ben

sil baştan sevmek gerek bazen
hayatı sıfırlamak
sil baştan sevmek gerek bazen
herşeyi unutmak
.......................................

24 Şubat 2008 Pazar

Mutlu Yaşlar..

Cumartesi öğleye doğru Handan arayıp da radyodan eve geldiğini söyleyince Baturhan'la birbirimize bakıp gülümsedik ve karar verdik: Zaten onu ziyaret etmek amacındaydık da vakti biraz daha öne alıp evinin yolunu tuttuk. O şimdilerde Meteorolojinin Sesi Radyosu'nu elden geçirmekte ve 46 yıllık radyoyu adı, logosu, sinyalleri, program adları ile yepyeni bir hale getirmek için çalışmakta.. Yani radyoya benim deyimimle “elini değdirdi”: Radyo geleneğine uygun bir şekilde ve mikrofona saygı anlayışı içinde değişim rüzgarları estirmekte...

Neyse efendim, sebeb-i ziyaretimiz sevgili arkadaşımıza mutlu yaşlar dilemekti. Çayımızı içer ve pastalarımızı yerken evdeki 12 kediden biri olan Yağmur elimi tırmaladı, biri sallanan küpelerimi beğenip çekmeye çalıştı, radyonun bahçesinde bulunup da koruma ve gözetim altına alınan 2 aylık yavru kedi “Meteor” ürkek ve korku dolu bakışlarla iğne oldu ve ben birini bırakıp diğerini severek “ayy bunlar çok güzeller” deyip durdum.. :)

Handancım, hayata attığın tırmıklarla çok hayırlı izler bırakıyorsun, Atabeyler olarak sana huzurlu ve dengede mutlu bir yaş diliyoruz..

19 Şubat 2008 Salı

Ashua Dergisi

Kişisel ve ruhsal gelişim çalışmalarıma büyük katkısı olan Serap’tan sözetmiştim daha önce.. Sevgili Serap hayatlarımızda sevgiyi, mutluluğu, huzuru, bereketi, denge ve uyumu oluşturmakta kullanabileceğimiz bazı enerji teknikleriyle ilgili eğitimler veriyor ve meditasyonlar yaptırıyor: http://www.evreninhediyesi.com

Şimdilerde ise Ashua dergisinin yazarlarından biri.. (http://www.ashuadergisi.com/) Yayın hayatına amatör bir ruh ve profesyonel bir kadro ile başlıyan Ashua (aşua) her ayın 15’inde Ankara, İstanbul ve İzmir'deki gazete ve dergi bayiilerinde bulabileceğiniz aylık bir dergi. İçinde aktüel haberler, araştırmalar, röportajlar, köşe yazıları, gündem yaratan yazılar ve yorumlar, sanat, bilim, tarih, otomobil, teknoloji, spor, sağlık, mutfak gibi kişinin yaşamına bir şeyler katabilecek her konuya rastlamak mümkün..

Ashua gerçekten “dolu” bir dergi.. Okuyun derim..

15 Şubat 2008 Cuma

Bağlanmayacaksın Bir Şeye, Öyle Körü Körüne.

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim" diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...

Can Yücel

13 Şubat 2008 Çarşamba

Sevgili Bir Gün: 14 Şubat...

Önce minik bir yürek vardı: Biraz kırıktı; kapalıydı başka dünyalara, kendi dünyasında yaşayıp gidiyordu.. Ama sevgi istiyordu, heyecanlar özlüyordu..
Önce Ben vardım..

Bir de koca bir yürek vardı: Belki biraz yorgun, belki kırılmiş, incinmiş.. Ama sakin, dingin, kararlı, sevgi dolu...
Oralarda biryerlerdeydiniz sİZ...

Birgün bu iki yürek bi araya geldi: Yorgunlukları, iç kırıklıklarını, hüzünleri attılar.. Birlikte olmak demek; yaşama sevinci, keyif, paylaşım, aşk, dostluk, sevgi, saygı, anlayış, hoşgörü demek oldu.. Kederleri de paylaşmaya başladılar sevinçleri olduğu kadar.. Minik yüreği içine aldı koca yürek; içiçe, gönül gönüle, yanyana, cancana oldular.. Pırıl pırıl, kıpır kıpır, cıvıl cıvıl oldular..
Sonra BİZ olduk..

Karıma

Sofalar seninle serin,
odalar seninle ferah,
günüm neşeyle uzun,
yatağında kalktığım sabah...
Elmanın yarısı sen, yarısı ben,
günümüz gecemiz evimiz barkımız bir,
saadet bir çimendir, bastığımız yerde biter;
yalnızlık gittiğin yoldan gelir...
Oktay Rıfat
14 Şubat Efsaneleri...

Sevgililer Günü ile ilgili muhtelif efsaneler var, bunların en bilindik olan 2 tanesi şöyle:

St. Valentinus

Derler ki zalim Roma imparatoru Cladius aşırı savaş ve askerlik tutkunudur, her yetişmiş erkeğin muhakkak asker olmasını ister ve kimseye göz açtırmaz. Evli erkeklerin asker olmak istemeyeceğini düşündüğünden tüm nişan ve düğün törenlerini yasaklar. Gençler şaşkındır, kimse sevdiği ile beraber olamaz, Roma kenti sayısı gittikçe artan ve uzak ülkelerde ölen sevgililerinin ardından ağlayan kadınlar ve kızlarla dolar. Kısacası aşk yasaklanır. Bu sıralarda İmparator tüm Romalıların 12 tanrıya tapmalarını ve böyle davranmayanların, özellikle de Hıristiyanlarla ilişkiye girenlerin ölümle cezalandırılacaklarını emreder. Bu emre uymayanların arasında Aziz Valentinus vardır; gezerek dinsel vaazlar verir, İmparator'un hatalı olduğunu anlatır ve bir yandan gençleri gizlice evlendirmeye devam eder. Sonunda yakalanır ve hapse atılır.

Valentinus'un hapiste olduğu günlerden birinde güzel Julia Valentinus’a gider. Hapishaneyi korumakla görevli gardiyanın kızı Julia'nın gözleri doğuştan görmüyordur; gardiyan Valentinus'un anlattığı İsa ilgili öykülerin birinden körlerin gözlerinin açıldığını öğrenince, kızını gizlice Valentinus'un yanına götürür. Julia çok güzel ve zeki bir kızdır. Günlerce beraber olurlar, Valentinus ona Roma tarihini, doğanın yapısını, aritmetiği ve Tanrı'ya yönelmeyi öğretir. Julia, dünyayı Valentinus'un anlattıklarıyla görür, onun bilgeliği ile aydınlanır ve teselli bulur.

Bir gün sorar; "Valentinus, Tanrı gerçekten dualarımızı duyar mı?"
Aziz gülümser; "Evet, her birini."
Julia; "Her sabah ve her gece ne için dua ettiğimi biliyor musun? Görebilmek için dua ediyorum, bana anlattığın şeyleri görmeyi çok istiyorum.",
Valentinus; "Tanrı bizim için en iyi olanı yapar, yeter ki buna inanalım."
Julia, yere diz çöker ve; "İnanmak istiyorum, bana yardım et."
Beraberce duaya başlarlar. Birden hücrenin içerisi altın renkli bir ışıkla aydınlanır ve Julia haykırır; "Valentinus, görüyorum, görüyorum."
Valentinus duaya devam etmesini söyler.

Ertesi gün Valentinus'un ölüm emri gelir; Aziz Julia'ya son bir not yazar, Tanrı'ya hep yakın olmasını öğütler ve notun altını "Senin Valentinus'undan" diye imzalar. Mektup, ertesi gün Julia'ya ulaşır, o günün tarihi 14 Şubat 270'dir. Valentinus, sonradan Papa I. Julius tarafından "Porta Valentini" adı verilen bir kemer kapısının altına gömülür. Julia, mezarın yanına günümüzde sevginin ve dostluğun simgesi olan pembe çiçekler açan bir badem ağacı diker. Peder Valentinus, idam edildikten sonra Roma Kilisesi tarafından aziz mertebesine yükseltilir ve bu gün St. Valentinus Günü olur, sonra da adı değiştirilerek Sevgililer Günü olarak kutlanmaya devam edilir.

Lupercalia Festivali

15 Şubat'ta kutlanan gençlerin aşk festivalinin özgün adı ise Lupercalia’dır. Kuşların çiftleşme döneminin başlangıcı kabul edilen Şubat ayı döneminde, gençler de onları örnek alarak eşleşirlerdi. Hıristiyanlığın güçlenmesinden sonra, Pagan inançları yasaklandı veya yerlerine Hıristiyan versiyonları getirilmeye başlandı. Aziz Valentinus Hıristiyanlığın simgesi olan sevgi ve evlilik kuramı ile özdeşleştirildi, onun Lupercalia Festivali'nin arifesinde öldürülmüş olması güzel bir raslantıydı, böylece Roma'nın bereketlilik ve döllenme kutsamalarıyla, Hıristiyanlığın evlilik ve çoğalma ilkesi bütünleştirilmiş oldu. Günümüzdeki yorumuyla "St Valentine's" yani Sevgililer Günü, Roma'daki gibi sevenlerin birbirlerine sevgilerini Valentinus'un son mesajında olduğu gibi küçük kartlar ve hediyelerle sunmaları şeklinde kutlanıyor. Aslında kökende yine birleşme, bütünleşme ve üreme güdüsü yani bereketlilik vardır. Aynı zamanda da, Tanrısal aşkla, dünyasal aşkın birleştiği yer, Julia'nın öyküsünde olduğu gibi birleştirilir.
.........................................................................................................

Bu hafta 2 kişi bir araya gelse konuşma konusu hep sevgililer günü:

-Yaa daha yılbaşını yeni atlattık, şimdi de sevgililer günü; ne alsam ki bizim hanıma, şimdi bişey almazsam bozulur,
-Ne sevgilisi ne günü yaa, biz evliyiz kardeşim, sevgililik mi kaldı,
-Aaaa olur mu sevgililik her daim sürer beyler, ah bu erkekler, hiç romantik değiller,
-Valla bizde sevgili mevgili yok, rahatız; olanlar düşünsün,
-Bi de şu “hala bir sevgiliniz yok mu” lafını duymasam daha mutlu olacağım,
-Arkadaşlar boşverin sevgililer gününü filan, bunlar ekonomi canlansın diye uydurulmuş şeyler, baksanıza kredi kartı taksit sayıları tavan yaptı,
-Niye öyle diyorsunuz ki bizim istediğimiz “küçücük, miniminnacık” bişi aslında....

İster Roma’daki gibi bereketlilik ve döllenme kutsaması olsun, ister maddi dünyanın kutlaması; bence doğayla uyum içinde ve evrensel BİR’lik anlayışında düşünülebilecek bir gün 14 Şubat.. Sevgiliyle, eşle, çocukla, kucaktaki kediyle, saksıdaki çiçekle, en sevdiğimiz koltukta bir bardak çayla kendimizle, herkesle ve herşeyle sevgi ve uyum içinde olduğumuz sürece hergün sevgili bir gündür.. Pastası, çiçeği, çikolatası, mumu, müziği de bi hoşluk katar katmasına da en güzeli sıcak bir sözdür derim ben, “yere düşen bir tel saçına kıyamam” diyen...

Yalnızlığa dayanırım da, birbaşınalığa asla.
Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka:
Bir dost göz arayışıyla, saat tıkırtısıyla...
Korkmam, geçinip gideriz biz mutluluğuyla,
Ama;
'Günün aydın,akşamın iyi olsun' diyen biri olmalı,
bir telefon sesi çalmalı arasıra da olsa kulağımda.
Yoksa,
Zor değil, hiç zor değil, demli çayı bardakta karıştırıp,
bir başına yudumlamak doyasıya,
Ama: 'Çaya kaç şeker alırsın?'
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
Can Yücel
Canımın canı, senin de gönlünde huzur, gözlerinde bir çift kara göz, ellerinde minik eller, yüreğinde adınla çarpan bir yürek olsun..

11 Şubat 2008 Pazartesi

Lise Biteli 22 Yıl Olmuş..

Etli biber dolması diye diye sonunda dün öğleden sonra kurutulmuş patlıcanlarla birlikte biberleri doldurup bir tencere dolma pişirdim; oh tadı süper olmuş, ellerime sağlık :)

Şimdi tatilin başına dönüş: Bu haftasonu Cumartesi günü dışardaki işlerimizi halledelim, Pazar günü de evdeki işlerimizi yapalım demiştik. Evdeki iş derken yarım kalan şeyler, dosyalanacak dokümanlar, düzeltilecek çekmeceler filan.. Ee feng shui’ye göre bunlar dağınıklık sayılıyor ve enerji tıkanıklıklarının giderilmesi için evdeki patlak ampüllerin bile hemen değiştirilmesi gerekiyor..


Neyse Cumartesi günü bir akrabamızı hastanede, günlerdir ağır bir soğukalgınlığı geçiren annemi de evde ziyaret ettikten sonra elimde 15 kitaplık bir listeyle kitapçıya gittik. Bilenler vardır, burası Tunalı Hilmi’deki Diapason adlı kitapçı. Tasfiye nedeniyle bayağı indirim yapmışlar, listemdeki kitapların hiçbirini bulamadım ama başka 10 kitabı alıp çıktık. :)

Akşam ise lise arkadaşlarımla buluştuk. Ben 1980 - 1986 arasında Ankara Anıttepe Lisesi'nin orta ve lise kısımlarında okuduğumdan bazısı ortaokuldan, hatta bi kaçı taa ilkokul beşinci sınıftan arkadaşım.. Geçen yaz yıllar sonra birbirimizi bulduğumuzdan bu yana bu 4. buluşmamız oldu. Kim kimi seviyormuş, hangi hocanın sınavında kopyalar çekilirmiş, kimi de ne gıcıkmış hiç kopya vermezmiş, kimi okulun en güzeliymiş, kimi en çalışkan.. Ama herkes kardeşmiş ve de ne güzel yıllarmış ki kimi hayatının sadece o yıllarına dönmek istermiş.. 22 yıl önceki çocuksu ifadeli yüzlere artık anne - baba, işadamı - iş kadını olgunluğu oturmuş, saçlar dökülmüş, kilolar alınmış.. Ama anılar hatırlanırkenki heyecanlar tıpkı o zamanlardaki gibi, yine çocukça; bunu çok seviyorum..