22 Aralık 2008 Pazartesi

Az Veren Candan...

Özdemir Erdoğan’ın bir şarkısını hatırlıyorum: “Karşılık beklemeden ver ki, alasın / Almanın zevki bir an, ver ki kalasın..” Aslında evrenin çalışma esaslarından birini ne de güzel anlatıyor bu sözler.. Genellikle bizler yokluk bilincine öyle tutunuruz ki elimizdekilerden vermek yerine onlara sıkı sıkı sarılırız.. “Birgün lazım olur” düşüncesiyle eskiyen / kullanılmayan şeyleri atmaz ya da kimseye vermeyiz.. Hasbelkader elimizden çıkarırsak da sahiden lazım olur, çünkü bilinçaltımız buna kodlanmıştır.. Mesela Baturhan da bu “birgün lazım olur”culardandır.. Bi seferinde geldi ve dedi ki, “bak bunu demin işe yaramaz diye çöpe atmıştım, attıktan 5 dakika sonra lazım oldu, geri aldım..” :) İşte evren böylesine güzel çalışıyor, kafamızdaki kod gerçekleşsin diye elinden geleni yapıyor..
Annem “az veren candan, çok veren maldan” derdi.. Küçük de olsa gönülden ve isteyerek verdiğimiz şeyler bize katlanarak, çoğalarak geliyor inanın.. Misafir gittiğimiz eve götürdüğünüz minik bir hediye, kendimize alırken kardeşimize / arkadaşımıza da aldığımız bir çift çorap, pişirdiğimiz yöresel bir yiyecekten komşumuza verdiğimiz bir kap yemek, giymediğimiz kıyafetlerimiz, okumadığımız kitaplarımız... Sahip olduklarımızdan verdikçe , bize daha çoğu geliyor.. Gerçekten evren boşluğu sevmiyor ve verdiklerimiz başka yollardan bize geri dönüyor..
Bir de verdiğimiz zaman karşımızdaki insana yaşattığımız duygu var: Sevinç, beğeni, ihtiyacın karşılanmış olması.. Satın almadan, sadece sahip olduklarımızdan vererek bunu sağlayabilir, birinin ihtiyacı olan bişeyi karşılayabiliriz.. Bunu yaşamak öyle güzeldir ki.. Ve bunun bir de bütüne katkısını düşünün: Eksiklikler tamamlanıyor, döngüler kapanıyor, alma-verme dengeleri sağlanıyor..
Geçen akşam sevdiği yemek var diye komşumuz Ülker’i de çağırdım, hem birlikte yemek yeriz, hem de sohbetli bir akşam olur diye düşündüm.. O da gelirken yaptığı tavuk göğsünden getirdi, ona ikram ettiğimiz 1 kap yemeğe, 3 porsiyon tatlı geldi.. :) Kalbinizi cömert tutun, hem vermenin hem de almanın keyfini yaşayın, yaşatın..
Sevgimle yazdım..

8 yorum:

berrin acilmis dedi ki...

deneyerek test ettim
bir verirsen üç geliyor
evi boşaltma uğraşım boşuna:)
ve
çok sevdim bu yazıyı

Brajeshwari dedi ki...

Verirken, beklememek gerekiyor bir de... Çoğalmanın en güzel kuralı.. İçten vermek, sadece vermek ve paylaşmak..İnsan o zaman çoğalıyor işte..

ellerine sağlık...

Nilambara dedi ki...

Ve Evrenin bir kuralı daha;
"vermeden alamazsın / almak için önce vermelisin"
sevgi veremeyen birinin sevgi beklemesi ne kadar acıklı ise karşılık beklemeden verenin aldığı minik mutlulukları çoğaltması da o kadar değerli...

ben de çok sevdim bu yazıyı ve özlemle okudum, keşke Cheetos daha sık yazsa diye de içimden geçirdim ;)

serpil dedi ki...

Tam da evdeki fazlalıklardan kurtulma planı yaparken okudum yazını, senin yazılarını ders diye okutmak lazım okullarda, gerçekten.Bazı insanlar öyle çok korkuyorlar ki eşyalarından ayrılacaklar diye, kullanmasalar bile yıllarca saklıyorlar, varlığını bile unutuyorlar hatta.Ben bunda psikolojik nedenler olduğunu düşünüyorum bazen.

Cheetos dedi ki...

sevgili Berrin, Nilambara, Burcu, arkadaşlar ne güzel toparlamışsınız; beklentisiz, içtenlikle bir verirsen 3 geliyor, ve almak için de önce vermek gerekiyor; ellerinize yüreğinize sağlık..

sevgili Serpil, varlığını bile unuttuğumuz halde yıllarca sakladığımız eşyalar için bence de doğru düşünüyorsun.. Bunlar bizim hep geçmişte kalmamıza, sürekli anılarla yaşamamıza, bi türlü şimdi'ye gelemeyip gelecek hedefi de koyamamamıza neden oluyor. Hep diyoruz ya hani, an'ı yaşayalım diye, elbette çok özel ya da hatırası olan eşyaları saklayalım ama bizi geçmişe bağlayanlardan da kurtulup sürekli geçmişte de kalmayalım..

sufi dedi ki...

Brajeshwari'den size açılan bir kapı vardı bloğunuza ben de oradan girdim. Oradamısınız diye sormadım. Buradaymışsınız.... Vermek muhabbetinizin içine daldım ve ben de Kuran'dan bir söz ekleyeyim dedim:
"Sevdiğiniz şeylerden verin" verdikçe çoğalıyor çünkü insan aynı çoğalan SEVGİ gibi.Sevgilerimle dilek.

Mehtap P.G dedi ki...

Ben de Baturhan'in grubundanim.. Baglaniyorum birseylere.. maddi degerleri yuzunden degil.. bunun su anisi var, bunda bu yaziyor, o filanin tamamlayicisi derken, sigamiyorum hicbiryere..

Gecenlerde yardimcimiz, soguktan yuzu kipkirmizi geldi. ustunde incecik bir ceket vardi. baska paltosu yok biliyorum. Askida, annem icin aldigim ama ona kucuk gelen, daha etiketi ustunde bir kaban vardi.. iki yildir dolapta bekliyordu. Onu armagan ettim..
Cok mutlu oldu.. ben de cok keyiflendim..

Aksam aradi, cebinden 150 euro cikti dedi..

ben de tam, cok onemsedigim birsey icin, uzun zamandir bir kitap icin biriktirdigim paradan 150 euro tirtiklamaya karar vermistim..

Cigdem'cigim, yuklerimden kurtulmak istiyorum, sinav sonrasina erteliyorum ve yanlis yaptigimi hissediyorum..

degil mi?

Cheetos dedi ki...

Sevgili Sufi, hoşgeldin.. Gelişinle ne de güzel ve doğru bişey söyledin: "Sevdiğiniz şeylerden verin" Aynen öyle.. İşte o zaman insan bi şekilde kendini de aşmış oluyor..

Mehtapcım, günümüz dünyasında elbette ki "bir lokma-bir hırka" olamıyoruz; ama mümkün olduğunca sade olmak bi defa enerjimizi artırıyor.. Hem senin örneğindeki gibi verdiğimiz şey de bize bi yerden geri dönüyor.. :) Bu ara çok yoğunsun biliyorum ancak, ertelemek yerine fırsat oldukça / bişeyler önüne çıktıkça bu "verme" eylemini yapsan nasıl olur? inan enerjin de artacak..Minik 1 ipucu: son 1 yıldır hiç kullanmadığın, lazım olmayan, hatta varlığını bile unuttuğun şeylerden başlayabilirsin :)

sevgiler..