2 Mayıs 2008 Cuma

Kendi Yeni, Adı “Eski”şehir...

Geçen hafta Pazar sabahı saat 7’de evden çıktık, yol boyu hava güzeldi, açık ve güneşli.. Tempo Tur’un ikramı çay ve poğaça, Joe Vitale’nin The Key adlı kitabı, rehberimiz sevgili Çetin’in gittiğimiz yerle ilgili verdiği bilgiler derken saat 11:30 civarında Eskişehir’e vardık. Geçen sene Gökçeada’ya giderken de uğramış, çiğ börek yemiş ve Baturhan’ın baba diyarı, çocukluğunun geçtiği bu şehri biraz dolaşıp Porsuk kenarında çay içmiştik. Bu kez de bir rehber eşliğinde gidip gezelim, Odunpazarı Belediyesi’nin restore ettirdiği evleri görelim istedik...

Biraz Tarih Biraz Turizm..
I. Haçlı Savaşlarının en büyük çarpışması Eskişehir ya da o zamanki adıyla Dorylaion’un yakınlarında olmuş. Selçuklu Türkleri burayı tahrip ettikten sonra Bizans İmparatoru tarafından şehir 40 gün içinde yeniden kurulmuş ve buraya yaptırılan kaleyi Selçuklu Sultanı Kılıçarslan kabul etmeyince Bizans için bir tehlike oluşturan Kılıçarslan’ı susturmak üzere İmparator Anadolu seferine çıkmış. Ama Sultanın kurduğu pusuya düşmüş ve imzalanan barış anlaşması gereği şehri ve yaptırdığı kaleyi boşaltmayı ve yıktırmayı kabul etmiş olduğundan Türkler buraya bir süre yıkık ve metruk kalması nedeniyle “Eskişehir” adını vermişler. 1176’dan sonra da Eskişehir Ovası Selçuklu egemenliğine girmiş ve Sultanönü adını almış.

Serin ve güzel havasından dolayı Evliya Çelebi’nin “havasının letaifi dolayısiyle güzelleri çoktur” dediği şehir, göz alabildiğine uzanan bol otlu, bol ürünlü ve bereketli ovalarla çevriliymiş. Bölgeyi, suyu lezzetle içilen ve görünüşü güzel olan Porsuk ırmağı sularmış. Derler ki, bu suda o kadar bol balık yüzermiş ki, ne kadar avlansanız bitmezmiş..

Eski Askerlik Şubesi Anadolu Üniversitesi tarafından restore edilmiş ve halihazırda Cumhuriyet Müzesi olarak kullanılıyor. Pazar günü kapalı olmasına rağmen görevli ziyaret etmemiz için müzeyi açtı ve böylece Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet dönemlerine ait pekçok Atatürk fotoğrafını görebildik. Bundan sonra tam yağmur başlıyorken restore edilip Osmanlı Evi adını alan konağa girdik ve öğle yemeğimizi yedik.
Yemekten sonraki ilk durağımız Kurşunlu Külliyesi oldu. Külliyenin bir bölümü nikah salonu haline getirilmiş, medresede ise tamirat vardı. İnsanların Hindistan’a inziva gezilerine gittiğini düşündüm de, bizim yurdumuzda da pek çok yer var, gezilerde görüyorum; ruhani bir havası olan, vaktinde insanların Tanrı’ya ulaşma yolunda kendi kendilerine kalıp çalışmalar yaptıkları mekanların çoğu bugün bakımsızlıktan dökülüyor. Oysa onarılıp bu amaçla kullanılsalar keşke, ne güzel olur..

Odunpazarı ve Büyükşehir Belediyelerinin desteğiyle onarılan tarihi evleri gördükten sonra Porsuk kenarında çay içmeye giderken bir fırının önündeki şu yazı dikkatimi çekti: “Bu askıdaki ekmekler ihtiyaç sahiplerine ücretsizdir.” Aynı internette sıkça dolaşan hikayedeki gibi.. Biz de uzun süre bayatlamayan ekmeklerden alıp, bir de askıya ekmek bırakıp yolumuza devam ettik..

Porsuk kenarında çok hoş kafeler var, hava yağmurlu olduğu için çok kalabalık değildi ama yine de pekçok genç vardı.. (bakınız yandaki fotoğraf :))) Ellerine geçen her şeyi Porsuk `a atıp nehri kirletenlere karşı su kovasıyla balık tutmak zorunda kalan bir adamın heykeli konmuş. Heykelin altında `Allah rızası için Porsuk `u kirletmeyin` yazıyor..

1934 yılında Fransızlar tarafından yapılan TMO buğday silosu, Büyükşehir Belediyesi tarafından satın alınıp Fransız Accor firmasıyla ortaklaşa yapılan çalışma sonucunda otele dönüştürülmüş ve özellikle iş seyahatine gelenlere hizmet veriyor. Otele çok yakın mesafedeki eski Hal binası ise içinde minik kafeler, restoranlar, dükkanlar ve üst katında bar ve bilardo salonu ile özellikle soğuk havalarda "hallerden geçelim mi?" cümlesinin kurulmasına vesile olan Haller Gençlik Merkezine dönüştürülmüş.. Başka bir yer ve zamanda olsa yıkılmaları kuvvetle muhtemel olan bu yerlerin bu şekilde değerlendirilmiş olmalarını gerçekten takdir ettim.. Ve tabii tüm bunlarda imzası olan ve yoldan geçen yaşlı amcanın “buyrun ne isterseniz alın, bi tek Başkanımızı vermeyiz” dediği Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’i de.. Büyükerşen ilginç bir kişilik, sırtında çimento torbaları taşıyarak Anadolu Üniversitesi `ni kuran, birinci sınıflara ağaç diktirtip sonra dördüncü sınıf derslerinde ağaçları kontrol eden, `kuruyan ağacı olan Eylülde tek derse kalır` diyen, sanatı hayatın her alanına serpiştiren, ideallerinden hiç vaz geçmeyen bir `hoca`...

Eti Eti Eti....

“Bir bilmecem var çocuklar…” sloganının efsaneye dönüştüğü Eti reklamlarıyla büyüyen kuşaktanım ben, çocukluğumda teneke kutularla satılan Eti bisküvilerinin kaynağı da Eskişehir.. Azeriler bu reklamın sözlerini bakın nasıl söylüyor:

-Bir sormacam var balalar
-Gaydi gaptır gaptır
-Çaya gaamaltiya gatar
-Dimeli nedir nedir?
-Miskimit denince ahla
-Tamam şindi gaptım
-Heman onun adı düşer
-Eti Eti Eti ! :)

Lületaşı..

Magnezyum ve silisyum esaslı kayaların yeraltında termal suların etkisiyle hidratlaşması sonucunda oluşan lületaşı yaklaşık beşbin yıldır biliniyor ve günümüzde süs eşyası ve özellikle pipo yapımında kullanılıyor. Geleneksel El Sanatları Çarşısı Atlı Han’da lületaşından yapıılmış süs ve hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar var.. Oluşumunu sağlayan tepkimeler dolayısıyla, lületaşı yeraltında ıslak halde bulunuyor ve toprak içindeyken temizliğini, çıkarıldıktan sonra da kolay işlenmesini, gözenekli yapısının tuttuğu bu doğal nem sağlıyor ve kuruduktan sonra da sertleşip önemli bir direnç kazanıyor. Lületaşı emici ve filtre edici özelliği ile pipo ile tütün içme alışkanlığının yaygınlaşmasıyla tüm dünyada tanınmış. Ticari olarak işlenebilir lületaşı yataklarının tamamına yakını Eskişehir’de ve başlangıçta tamamı ihraç edilerek Avrupa'da işlenmekteyken günümüzde ham lületaşı ihracı önlenmiş ve tamamı Eskişehir'li ustalar tarafından işleniyor.. 21. yüzyılın petrolü diye tanımlanan ve stratejik öneme sahip bor madeni de Eskişehir ve civarında bulunuyor..

İlkler Şehri...

Osmanlı İmparatorluğu'nun beylik olarak doğduğu, Nasrettin Hoca’nın doğduğu Yunus Emre ve Battal Gazi'nin mezarlarının bulunduğu Eskişehir aynı zamanda bir ilkler şehri..İlk lokomotif fabrikası Eskişehir'de kurulmuş, ilk Türk otomobili 'Devrim', ilk elektrikli lokomotif, ilk uçak motoru, ilk helikopter parçası Eskişehir'de üretilmiş. Ayrıca ilk Tarımsal Araştırma Merkezi ve ilk Planör Kampı da yine burda.. Tarihte ilk para Eskişehir’de basılmış, Osmanlı zamanındaki ilk hutbe ve yakın geçmişte Cuma namazında işaret dili ile ilk hutbe de burda okunmuş. Eskişehirspor Türkiye 1. Liginde hiç şampiyon olamamış ama ilk Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı kupalarını alan futbol takımımız..

Köprüler, çeşmeler, heykeller, yenilenen tarihi mahalleler; biten bitmeyen onlarca projesiyle Türkiye `nin yıldız şehri Eskişehir’den yorgun ama keyifli ayrıldık.. Tempo Tur ve sevgili rehberimiz Çetin’e teşekkürlerimizle...

2 yorum:

Gölgecik dedi ki...

Eskişehir'den aklımda kalan tek şey hamamları...her hamamın içinde kocaman sıcak su havuzu vardı muhakkak.Tabii yıllar önce öyleydi...Çocukken eğlenceli oluyor.Hamam sıcak,havuz sıcak,su sıcak... şimdi gitsem herhalde iki dakika sonra atarım kendimi soğuğa.

Cheetos dedi ki...

:)) çocukken eğlenceli olan bazı şeyler büyüyünce nasıl da değişiyor di mi?