13 Nisan 2008 Pazar

Çarşamba’dan Bu Yana Kısa Kısa...

Geçen hafta Çarşamba akşamı saat 11’de işten çıkıp, içtiğim süte rağmen doğru düzgün uyuyamayıp, bütün gece de rüyamda “iş” gördükten sonra Perşembe günkü halimi tahmin edersiniz: Leyla gibiydim ve de dökülüyordum.. Fiziksel değilse de zihinsel olarak yorgundum ve de eve gidip uyumak istiyordum.. Derken öğlene doğru Baturhan aradı ve Seğmenler Parkı’nda köfte ekmek yemeye davet etti, ben de kabul ettim.. Sebebi biliyordum çünkü: Geçen sene 10 Nisan günü aynı parkta çiçek açmış bir ağacın altında bana evlenme teklif ettiğinden bu yana tam 1 yıl geçmişti ve bu bir yıldönümü yemeği olacaktı.. Köfte – ekmek, bir demek çiçek, fotoğraflar derken pek hoş oldu.. :)

Perşembe günü boyunca birkaç kez o gün babamın doğumgünü olduğunu düşündüm ancak bir türlü arayamadım. Akşam daha erken bir saatte geldim; bişeyler yiyordum ki televizyondaki diziden hatırlatıcı mesaj geldi: Babalar ve kızlarıyla ilgili duyduğum cümleyle doğumgününü hatırladım ve babamı aradım. Hal hatır ve kutlama faslından sonra önceki akşam geç geldiğimi filan söyledim. Yurdum ordusunun çalışkan subaylarından biri olan babamın cevabı kısa ve net oldu: “Babasının kızı..” Geçen gün de annemle konuşurken ona tül ve perdeleri nasıl yıkadığımı, ütüleyip astığımı anlatıyordum, o da şöyle demişti: “Anasının kızı..” :) Bugünkü Çiğdem olmamda çok önemli etkileri ve katkıları olan annem ve babama yandaki fotoğrafı sevgimle armağan ediyorum..
Cuma akşam önce Tofu Grubun değerli yazarlarından Fatih Mika’nın “Yaşamak / Vivere” isimli gravür sergisini görmek için Galeri Soyut’taydık. Sevgili Fatih bey gravürle öyle bütünleşmiş ki, tüm benliğini katmış, pek de güzel eserler ortaya çıkmış; ellerine ve de yüreğine sağlık diyorum..
Sergiye ilişkin daha ayrıntılı bilgi için: http://www.arkitera.com/sa26728-fatih-mikanin-guvercinleri.html
Orada ayrıca sevgili Berrin ve Nilambara’yı uzun zaman sonra tekrar görüp sevgili Burcu'yla da tanıştıktan sonra bu kez de diğer Berrin’in evine doğru yola çıktık. Aylık olağan buluşmamız Tuğrul’un doğumgünü kutlaması için de vesile oldu ve Berrin’in nefis yemeklerini “o da çok güzel, bu da pek nefis” deyip afiyetle yedik.. :)

Cumartesi sabah cama gelen sokak pistanlarına mama vermek için camı açmamla pencere önündeki Afacan’ın içeri, koltuğun üzerine atlaması bir oldu. Tabii tuttuğum gibi tekrar yerine koydum ama bütün gün balkonda gezdi ve balkon kapısının önüne miyavlayıp durdu.. Bense dün balkon sezonunu açıp masanın üstüne örtüsünü sermiş; çiçek açmış sardunyalarımı balkon duvarına dizmiş, şööleeeee keyifle çay içip kitap okumayı hayal etmiştim.. İçeri girecek endişesiyle onu gözetlemekten bu pek mümkün olmadı.. Tabii bu daha işin masum kısmı.. Bi ara alışverişe gidip geldik, gelince ne görelim, bizimki masanın üstüne güzelce kurulmuş, güneşleniyor.. Hadi bu da tamam, fakat daha vahimi bugün oldu..
Kaç gündür “haftasonu yeşillik bi yere gidip çimenlerde yatıp yuvarlanalım” diyordum.. Bu sabah çamaşır yıkadım ve hava da güzel olduğundan balkonda kurusunlar diye çamaşır telini oraya koydum. Öğleden sonra da İncek’te güzel bir bahçeye gittik, çiğ börek yedik.. Çoraplarımı çıkarıp çimenlerin serinliğini hissediyorken çayımı da keyifle yudumladım.. Eve döndüğümüzde çamaşırların üstündeki siyah pati izleri ile sinir katsayımın arttığını itiraf ediyorum, balkonun öbür ucunda ise o siyah tüylerin ortasında yemyeşil bakan gözler vardı.. Yaramazlık yapıp vazoyu kıran çocuğuna sevgisinden kızamayan anneler gibi hissettim birden.. Hani çocuk afacan ve de şirin bir bakış atar, anne de güler ve de “sinirimden gülüyorum” der ya, aynen öyle... Tamam ben bu kediyi seviyorum, ona sınırları olduğunu anlatamayacağımı da biliyorum; ama bunun bir çözümü olmalı, bakalım ne çözümler bulacağız..
Son bikaç gün böyle geçti işte, yeni haftada herşey güzel olsun...

1 yorum:

Adsız dedi ki...

yazılarını takip ediyorum.
sevgiler..
çağlar