13 Şubat 2008 Çarşamba

Sevgili Bir Gün: 14 Şubat...

Önce minik bir yürek vardı: Biraz kırıktı; kapalıydı başka dünyalara, kendi dünyasında yaşayıp gidiyordu.. Ama sevgi istiyordu, heyecanlar özlüyordu..
Önce Ben vardım..

Bir de koca bir yürek vardı: Belki biraz yorgun, belki kırılmiş, incinmiş.. Ama sakin, dingin, kararlı, sevgi dolu...
Oralarda biryerlerdeydiniz sİZ...

Birgün bu iki yürek bi araya geldi: Yorgunlukları, iç kırıklıklarını, hüzünleri attılar.. Birlikte olmak demek; yaşama sevinci, keyif, paylaşım, aşk, dostluk, sevgi, saygı, anlayış, hoşgörü demek oldu.. Kederleri de paylaşmaya başladılar sevinçleri olduğu kadar.. Minik yüreği içine aldı koca yürek; içiçe, gönül gönüle, yanyana, cancana oldular.. Pırıl pırıl, kıpır kıpır, cıvıl cıvıl oldular..
Sonra BİZ olduk..

Karıma

Sofalar seninle serin,
odalar seninle ferah,
günüm neşeyle uzun,
yatağında kalktığım sabah...
Elmanın yarısı sen, yarısı ben,
günümüz gecemiz evimiz barkımız bir,
saadet bir çimendir, bastığımız yerde biter;
yalnızlık gittiğin yoldan gelir...
Oktay Rıfat
14 Şubat Efsaneleri...

Sevgililer Günü ile ilgili muhtelif efsaneler var, bunların en bilindik olan 2 tanesi şöyle:

St. Valentinus

Derler ki zalim Roma imparatoru Cladius aşırı savaş ve askerlik tutkunudur, her yetişmiş erkeğin muhakkak asker olmasını ister ve kimseye göz açtırmaz. Evli erkeklerin asker olmak istemeyeceğini düşündüğünden tüm nişan ve düğün törenlerini yasaklar. Gençler şaşkındır, kimse sevdiği ile beraber olamaz, Roma kenti sayısı gittikçe artan ve uzak ülkelerde ölen sevgililerinin ardından ağlayan kadınlar ve kızlarla dolar. Kısacası aşk yasaklanır. Bu sıralarda İmparator tüm Romalıların 12 tanrıya tapmalarını ve böyle davranmayanların, özellikle de Hıristiyanlarla ilişkiye girenlerin ölümle cezalandırılacaklarını emreder. Bu emre uymayanların arasında Aziz Valentinus vardır; gezerek dinsel vaazlar verir, İmparator'un hatalı olduğunu anlatır ve bir yandan gençleri gizlice evlendirmeye devam eder. Sonunda yakalanır ve hapse atılır.

Valentinus'un hapiste olduğu günlerden birinde güzel Julia Valentinus’a gider. Hapishaneyi korumakla görevli gardiyanın kızı Julia'nın gözleri doğuştan görmüyordur; gardiyan Valentinus'un anlattığı İsa ilgili öykülerin birinden körlerin gözlerinin açıldığını öğrenince, kızını gizlice Valentinus'un yanına götürür. Julia çok güzel ve zeki bir kızdır. Günlerce beraber olurlar, Valentinus ona Roma tarihini, doğanın yapısını, aritmetiği ve Tanrı'ya yönelmeyi öğretir. Julia, dünyayı Valentinus'un anlattıklarıyla görür, onun bilgeliği ile aydınlanır ve teselli bulur.

Bir gün sorar; "Valentinus, Tanrı gerçekten dualarımızı duyar mı?"
Aziz gülümser; "Evet, her birini."
Julia; "Her sabah ve her gece ne için dua ettiğimi biliyor musun? Görebilmek için dua ediyorum, bana anlattığın şeyleri görmeyi çok istiyorum.",
Valentinus; "Tanrı bizim için en iyi olanı yapar, yeter ki buna inanalım."
Julia, yere diz çöker ve; "İnanmak istiyorum, bana yardım et."
Beraberce duaya başlarlar. Birden hücrenin içerisi altın renkli bir ışıkla aydınlanır ve Julia haykırır; "Valentinus, görüyorum, görüyorum."
Valentinus duaya devam etmesini söyler.

Ertesi gün Valentinus'un ölüm emri gelir; Aziz Julia'ya son bir not yazar, Tanrı'ya hep yakın olmasını öğütler ve notun altını "Senin Valentinus'undan" diye imzalar. Mektup, ertesi gün Julia'ya ulaşır, o günün tarihi 14 Şubat 270'dir. Valentinus, sonradan Papa I. Julius tarafından "Porta Valentini" adı verilen bir kemer kapısının altına gömülür. Julia, mezarın yanına günümüzde sevginin ve dostluğun simgesi olan pembe çiçekler açan bir badem ağacı diker. Peder Valentinus, idam edildikten sonra Roma Kilisesi tarafından aziz mertebesine yükseltilir ve bu gün St. Valentinus Günü olur, sonra da adı değiştirilerek Sevgililer Günü olarak kutlanmaya devam edilir.

Lupercalia Festivali

15 Şubat'ta kutlanan gençlerin aşk festivalinin özgün adı ise Lupercalia’dır. Kuşların çiftleşme döneminin başlangıcı kabul edilen Şubat ayı döneminde, gençler de onları örnek alarak eşleşirlerdi. Hıristiyanlığın güçlenmesinden sonra, Pagan inançları yasaklandı veya yerlerine Hıristiyan versiyonları getirilmeye başlandı. Aziz Valentinus Hıristiyanlığın simgesi olan sevgi ve evlilik kuramı ile özdeşleştirildi, onun Lupercalia Festivali'nin arifesinde öldürülmüş olması güzel bir raslantıydı, böylece Roma'nın bereketlilik ve döllenme kutsamalarıyla, Hıristiyanlığın evlilik ve çoğalma ilkesi bütünleştirilmiş oldu. Günümüzdeki yorumuyla "St Valentine's" yani Sevgililer Günü, Roma'daki gibi sevenlerin birbirlerine sevgilerini Valentinus'un son mesajında olduğu gibi küçük kartlar ve hediyelerle sunmaları şeklinde kutlanıyor. Aslında kökende yine birleşme, bütünleşme ve üreme güdüsü yani bereketlilik vardır. Aynı zamanda da, Tanrısal aşkla, dünyasal aşkın birleştiği yer, Julia'nın öyküsünde olduğu gibi birleştirilir.
.........................................................................................................

Bu hafta 2 kişi bir araya gelse konuşma konusu hep sevgililer günü:

-Yaa daha yılbaşını yeni atlattık, şimdi de sevgililer günü; ne alsam ki bizim hanıma, şimdi bişey almazsam bozulur,
-Ne sevgilisi ne günü yaa, biz evliyiz kardeşim, sevgililik mi kaldı,
-Aaaa olur mu sevgililik her daim sürer beyler, ah bu erkekler, hiç romantik değiller,
-Valla bizde sevgili mevgili yok, rahatız; olanlar düşünsün,
-Bi de şu “hala bir sevgiliniz yok mu” lafını duymasam daha mutlu olacağım,
-Arkadaşlar boşverin sevgililer gününü filan, bunlar ekonomi canlansın diye uydurulmuş şeyler, baksanıza kredi kartı taksit sayıları tavan yaptı,
-Niye öyle diyorsunuz ki bizim istediğimiz “küçücük, miniminnacık” bişi aslında....

İster Roma’daki gibi bereketlilik ve döllenme kutsaması olsun, ister maddi dünyanın kutlaması; bence doğayla uyum içinde ve evrensel BİR’lik anlayışında düşünülebilecek bir gün 14 Şubat.. Sevgiliyle, eşle, çocukla, kucaktaki kediyle, saksıdaki çiçekle, en sevdiğimiz koltukta bir bardak çayla kendimizle, herkesle ve herşeyle sevgi ve uyum içinde olduğumuz sürece hergün sevgili bir gündür.. Pastası, çiçeği, çikolatası, mumu, müziği de bi hoşluk katar katmasına da en güzeli sıcak bir sözdür derim ben, “yere düşen bir tel saçına kıyamam” diyen...

Yalnızlığa dayanırım da, birbaşınalığa asla.
Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka:
Bir dost göz arayışıyla, saat tıkırtısıyla...
Korkmam, geçinip gideriz biz mutluluğuyla,
Ama;
'Günün aydın,akşamın iyi olsun' diyen biri olmalı,
bir telefon sesi çalmalı arasıra da olsa kulağımda.
Yoksa,
Zor değil, hiç zor değil, demli çayı bardakta karıştırıp,
bir başına yudumlamak doyasıya,
Ama: 'Çaya kaç şeker alırsın?'
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
Can Yücel
Canımın canı, senin de gönlünde huzur, gözlerinde bir çift kara göz, ellerinde minik eller, yüreğinde adınla çarpan bir yürek olsun..

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Çiğdem ablacım, sevgililer günü yazısı süper, ellerine yüreğine sağlık..
Seçil