21 Ocak 2008 Pazartesi

Hamsi Koydum Tavaya...

Haftasonu arkadaşımız Hale’yi ziyaret etmek için kızkardeşim ve eşi İstanbul’dan geldiler.. Hale Kurban Bayramının son günü beyin kanaması geçirdi ve şu an hastanede yatıyor, yoğun bakımdan çıktı ancak vücudunun toparlanması ve sağlığına kavuşması bikaç ay alacak görünüyor. Bununla beraber keyfi yerinde, espriler yapıyor, fıkralar anlatıyor. Biz yanındayken de kaşla göz arası şunu anlattı: İki uğurböceği yolda yürürken karşılaşmışlar; biri diğerine “ooo, Uğur böceği merhaba” deyince, öbürü de “sana da merhaba, Orhan böceği..” demiş.. Çağla da uğur getirsin diye getirdiği cam boyama uğur böcekli kolyeyi verince konu tamamlanmış oldu..

Karsız ama bol sisli
Cumartesi akşam üstü, Defneyi kuaföre götürüp saçlarını kestirdik, bi de maşa yapıldı, küçük hanım pek mutlu, nasıl salına salına ve de saçlarını savura savura yürüyordu görseniz..

Akşam yemeği için misafirleri mutfağa soktuk. Çağla salata yaptı, eşi Battal da aldığımız hamsileri temizledi ve kızarttı, ona Baturhan asistanlık yaptı; bense çorba yaptım ve sürekli çıkan bulaşıkları yıkayıp mutfağı kontrol altında tutmaya çalıştım.. :)

Erkek kardeşim Çağlar, eşi Eda ve minik kızları İpek de gelince tam bir “kardeş kardeşe“ akşam yemeği oldu.. Defnenin hoşuna gidiyor diye üstüne mumlar koyduğumuz pastamızı da yedikten sonra sanmayın ki gece bitti.. Çağla ile sabah dörde kadar oturup muhabbet ettik. Uzun zamandır bu kadar geç yatmamıştım, dün bütün gün leyla gibiydim.. İstanbul yolcularını yolladıktan sonra ev birden sessizleşti, Baturhanla pek bi mahsun hissettik
:(

Annem hep der ki, “aman çocuğum, hep kenetlenin, birbirinizi hiç bırakmayın, insanın kardeşi gibi olmaz..” Kardeşlerimi çok seviyorum, eşlerini ve yeğenlerimi de tabii... :)

Hiç yorum yok: