31 Aralık 2007 Pazartesi

Bir Yıl Daha Bitiyor..

Yılsonu çalışmaları nedeniyle dün çalışınca bugünü hep Cumartesi zannettim, oysa ki değildi ve yarın yine iş günü.... Öte yandan günün güzel yanı bugünün benim biricik eşimin doğumgünü olmasıydı.. Sabahki “iyi ki doğdun kahvaltısı”nın ardından geçen gün süslediğimiz çam ağacımızın altına aldığımız hediyeleri yerleştirip sonra da karşısına geçip “oh ne güzel oldu” deyip gülüştük.. Akşam da kayınvalidemin yaptığı nefis yemeklerle “iyi ki doğdun akşam yemeği”ni yedik, pasta kesiminin ardından hediyelerimizi verdik..

30 Aralık’ta yaşgünü, 31’inde yılbaşı; yılsonları onun için hem yılın, hem de bir yaşın bitimi ve de yeni başlangıçlar anlamına geliyor.. 3’ü bi arada.. :)

2007 biterken yılı şöyle bir gözden geçirdim de, bu yılın benim için en önemli olayı evlilik oldu. Yeni bir ev, yeni bir düzen ve daha birsürü değişiklik.. Ben şimdi yazımı yazarken o da yanıbaşımda.. İyi ki doğdun canım, hayatımdaki varlığın için teşekkürler..



2008'de herkesin dileklerinin hepimiz için en hayırlı şekilde OLması en gönülden dileğimdir.. Mutlu yıllar..

30 Aralık 2007 Pazar

Yeni Yıl İçin Gönlümden Gelenler..

Her yeni yılı taze umutlar, planlar, dilekler ve beklentilerle karşılıyoruz.. 2008 için de eminim hepimizin kafasında iyilik, güzellik ve mutluluk adına pekçok şey vardır. Öte yandan her yeni yılın bir misyonu ve kişiliği var. Çinliler yıllar boyunca tuttukları kayıtlar neticesinde her 12 yılda bir, benzer olayların tekrar ettiğini gözlemişler. Bu döngünün farkına vardıktan sonra da benzerliklerden yola çıkarak her yıla bir hayvan ismi vermişler. 2007’nin bitişi ile gelen “2008 Fare Yılı”nda 12 yıllık yeni bir döngü başlıyor:

*2007 : 2+0+0+7=9

9, sonu temsil ediyor; bir döngünün tamamlanmasının, bir dönemin bitişinin sembolüdür.. Öte yandan biliyoruz ki, bitişin olduğu her yerde, başlangıç da vardır.

*2008 : 2+0+0+8=10, 1+0=1

1’in özelliği, kendisinden önce gelen 0’ın hiçliğin simgesi olması, 1’in ise varoluşu anlatmasıdır. Kendisini izleyen bütün sayıların içinde o vardır, 1 diğerlerinin yaratıcısıdır.

Fare yılları bereket ve şansın mucize fırsatlarla geldiği yıllar ve tabii unutmayalım ki “mucizeler inananlar içindir”.. :) 2008'in yıl elementi toprak olduğundan, bilinçsel gelişimimiz de bu yıl süper, süperrrr....

Feng Shui’yi duymadan kalmamıştır sanırım; en temel ve basit anlatımıyla yaşadığımız yeri arındırmak ve evren enerjisini yaşam alanlarımızda harekete geçirmekle ilgili esasları gösteren eski bir Çin öğretisidir. İlk kural da dağınıklıklardan kurtulmak; zira atılmayıp öbekler oluşturan eşyalar enerjinin mekan içerisinde rahatça dolaşmasını engellediğinden, yaşamımızda engellere ve olumsuzluklara sebep olur. Bazı yerlere gittiğimizde rahatsızlık hissedip hemen oradan çıkmak istememizin; bazılarındaysa kendimizi çok rahat hissetmemizin sebebi budur. Feng Shui uygulaması yapılırken öncelikle bu yığınlardan arınırsak hayatımızın tıkalı olan o yönlerinin açılmaya başladığını farkederiz. Buna hizmet etmek üzere yeni yıla kendimizi ve evimizi hazırlamakla ilgili bazı küçük ipuçları şöyle:

* Evlerinizdeki arızalı aletleri onarın, kırık veya bozuk ne varsa evden uzaklaştırın; işe patlamış ampulleri değiştirmekle, dolaplarda çiçek ekerim diye (annem bunu sıkça yapar :)) biriktirip atmaya kıyamadığınız bardak / kavanozları atmakla başlayabilirsiniz. Eskidiği için kullanılmayan eşyalarınızı, modası geçtiği için 1 yıldan fazladır giymediğiniz giysilerinizi ihtiyaç duyanlara verin, dolabınızda yeni giysilere yer açın.

* Sokak kapınızın önüne yepyeni bir paspas alın ve yeni yılın ilk dakikalarında kapınızdan içeri ilk siz girin. Kapı eşiğinde iyi dileklerinizi ve arzularınızı aklınızdan geçirerek, büyükçe bir narı da kırabilirsiniz.

* Evinizde bir yeni yıl temizliği yapın, tıpkı bir bayramı karşılar gibi. Yeni yılın ilk sabahı evinizin bütün pencerelerini açın, evinizi havalandırırken, aynı zamanda yüksek volümde bir müzikle, içeride sıkışıp kalmış negatif enerjinin evi terketmesini sağlayın. Tabi ki tütsüler ve mumlar da evin enerji hareketi için faydalı objelerdir.

* Yeni yıldan beklediğiniz mutluluğu armağanlar vererek paylaşın. Paylaşmak mutluluğunuzu kat kat artırır. Yeni yılda sevdiklerinize ve kendinize hediyeler verin: Yeni bir aşk isteyenlere yatak odalarının aşk yönünde kullanmak üzere aşkı simgeleyen objeler, mutlu çift resimleri; sınava çalışan ya da işlerinde başarılı olmak isteyen arkadaşlarınıza çalışma masalarına konmak üzere kristal top ve kaplumbağa figürü armağan edebilirsiniz. Sahip olduğumuz tüm güzel şeyler paylaştıkça çoğalır, fiyatına / büyüklüğüne bakmayın; armağanlarınızı gönülden verin..


Yeni yılda kendim için ve herkes için bilinç düzeylerimizin daha da yükseldiği, olayların bizler için uygun ve bütünün hayrına gerçekleştiği, farkındalık dolu, bolluk – bereket dolu ve keyifli günler diliyorum..

23 Aralık 2007 Pazar

Handy..

Sevgili Handan www.tirmikizi.blogspot.com'da "niyet" diye yazmış ya; bu yazı ona cevaben bir "körler sağırlar birbirini ağırlar" yazısı değil; sadece "YOL'umda OLsun" diye bir vakit anlaştığım güzel bir insana yuvamızda bizi ziyaret ettiği ve hoşgeldiği için eşim ve benim adıma memnuniyet yazısı..

Yıllar önce ben daha eşimle tanışmamışken TRT FM'de onu keyifle dinlerdim; Baturhan'la tanıştıktan sonra da onların çocukluk arkadaşı olduğunu şaşkınlıkla (ama şaşırmadan) öğrenmiştim.. :) Bir akşam da arabayla eve giderken radyoda onun "istek şarkıları" anonsunu duyunca telefon edip bizim şarkımızı istemiştim.. Yıllarca radyodan dinlediğim bu eski dost, yıllar sonra sevdiğim adam için şarkı istediğimi tüm dinleyenlere duyuruyordu. :)

Derken gün geldi yüzyüze tanıştık, ameliyat sonraları narkozdan baygın sesiyle "iyiyim Cheetos" demelerini hala hatırlıyorum..

Bayramın 2.günü, ağrısına rağmen yüzünde koca bir gülümsemeyle ve elinde benim görüp beğenip de "evde bissürü var" diye almadığım kırmızı mumla kapımızdan giriverdi.. Keyifli ve bol bilgi alışverişli sohbetin ardından onu sevgiyle ve yeni sohbetlerin niyetiyle evine yolculadık..

Konuştuklarımızın ana noktalarından biri olan "şükür" dörtlüğü ile "yolun açık OLsun Handan'cım.."

"Mutluluk, gidilen yolun üzerindedir, yolun sonunda değil,
Mutlu olmanın zamanı ise, bugündür, yarın değil.
Akıllı insan odur ki, sahip olmadığı şeyler için üzülmez,
Sahip olduğu şeylerin değerini bilir, sevinir."

20 Aralık 2007 Perşembe

Mutlu Bayramlar..

Adı ne olursa olsun dini bayramların bende çağrıştırdığı "bayramlık"larını giymiş çocukların mutlu mesut komşu kapılarını çalıp el öpmeleri ve ikram edilen şekerleri afiyetle yemeleridir.. :)

Herkes sevdikleriyle, birlikte olmaktan mutlu oldukları kişilerle neşe, keyif ve huzur dolu bir bayram geçirsin dilerim..

Ne Olursan Ol Yine Gel..

“Gel, ne olursan ol yine gel. İster kafir, ister ateşperest, ister putperest ol, yine gel. Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tevbeni bozmuş olsan da yine gel.”

2007 Hz. Mevlana’nın 800. doğum yıldönümü ve Unesco tarafından bu yıl Mevlana Yılı ilan edildi. Ben de geçen hafta sonu Şeb-i Arus törenlerine katıldığımdan bu yana onun öğretisini daha bir düşünür oldum..

Mevlana insanın kötülüklerden arınarak kendi varlığına dönmesi gerektiğini bizlere hatırlatan, insanları ruhun inceliklerine yönlendiren, herkesin onda kendisi için birşeyler bulduğu bir üstat.. 1207’de bugünkü Afganistan’ın kuzeyinde, Horasan bölgesinin önemli merkezlerinden biri olan Belh şehrinde dünyaya gelmiş. Asıl adı Celaleddin Muhammed; “efendimiz” manasına gelen Mevlana bir saygı ünvanı, Rumi ise Anadolulu demek. Mevlana’yı etkileyen kişilerden ilki büyük bir alim olan babası Bahaeddin Veled, onun ardından hocası Seyyid Burhaneddin geliyor; onun vefatından sonra da üzerinde önemli bir etki yapan Şems-i Tebrizi ile tanışmış ve tasavvuf yolunda bir süre birlikte yürümüşler.

Mevlana Hakka ve hakikate ulaşmak yolunda ilahi aşk yolunu benimsemiş ve Allah aşkının müstesna temsilcilerinden biri olmuş. Bu ilahi aşk onun ibadetlerini ve Hakka yöneliş biçimini de etkilemiş ve atomlardan yıldızlara kadar herşeyin hareket halinde olduğunu ve döndüğünü eserlerinde daima söyleyen Mevlana, kendi yolunun esaslarından biri olan sema ile de bu yüce hakikatleri dile getirmiş.

Pekçok sufide olduğu gibi Mevlana’da da insana gösterilen geniş hoşgörü ve müsamahanın temelinde onun taşıdığı öze olan güven ve ümit var; Yunus Emre’nin “yaratılanı hoşgör, yaradandan ötürü” deyişine uygun olarak Mevlana da “Hangi tohum yere atıldı da bitmedi? Neden insan için de aynı şeyi düşünmüyorsun?” diyor...

Hz. Mevlana’nın ağzından çıkan her sözü ve tüm davranışları birlik ve kardeşlik mesajlarıyla dolu ve seslenişi bütün insanlara: “Dostlar, dostlar! Birbirinizden ayrılmayın. Başınızdan kaçamak heveslerini atın. Madem ki hepiniz birsiniz, ikilik havası çalmayın, vefasızlık etmeyin!”

Toplumdaki kardeşlik ve dayanışmanın temininde inanç ve maneviyatın rolünü ısrarla vurgularken bu hususta asıl belirleyici olanın sevgi ve duygu birliği olduğunu hatırlatıyor: “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşır.”

Ona göre insanı olgunlaştıran ve yücelten şey, gerek ferdi yaşamda, gerekse hayat mücadelesinde çekilen ıstıraplar.. Onun için “Git kendine dert ara, dert bul; dertlerden bir dert seç kendine! Çünkü (yaşamak için) bundan başka çare yoktur. Bahtın yar olmadı diye üzülme sakın. Ancak derdin yoksa o zaman üzgünlük göster” diyor..

Hamdım, Piştim, Yandım..

Birgün Mevlana, medresenin bahçesindeki havuzun başına oturmuş kitap okurken Şems-i Tebrizi yanına gelip ona ne okuduğunu sorar. Mevlananın “Sen bunlardan anlamazsın” diye karşılık vermesi üzerine Şems-i Tebrizi kitapları alıp havuza atar. Mevlana şaşırır ve “Babamın kıymetli kitabına yazık oldu.” diyerek üzüntüsünü bildirir. Mevlana’nın üzüldüğünü gören Şems-i Tebrizi, elini uzatıp teker teker kitapları suyun içinden alarak Mevlana’ya verir. Hayretler içinde kitapların hiçbirinin ıslanmadığını gören Mevlana, “bu nasıl bir iştir?” diye sorunca Şems-i Tebrizi “bu bir sırdır, sen de bundan anlamazsın” der. Okuduğum en etkili hatıralarından biri bu, tam bir “hamdım, yandım, piştim” örneği..

Yedi Öğüt

Bugün modern hayatın getirdiği nimetlere karşılık, temel ihtiyaçlarının karşılanmasıyla tatmin olmayan, hayatın derin anlamını arayan ve içinde bulundukları manevi boşluğu doldurmak ve kendilerini gerçekleştirmek isteyenler Hz. Mevlana’nın bütün insanlığı kucaklayan fikirlerine, engin sevgi ve hoşgörüsüne doğru yol alıyor; onun manevi huzuruna gelip ruhlarını arındırıyorlar.

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol,
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,
Hoşgörürlükte deniz gibi ol,
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

Yıllar önceki Mevlana Müzesi ziyaretimde ilk kez yedi öğüdü öğrenmiş ve etkilenmiştim. Sema gösterisinin ardından “yedi öğüdü ne yapsam da şöyle hep gözümün önünde dursa” derken bugün bi baktım eşim çerçeveletmiş, nasıl şaşırdım ve sevindim. Çerçeve koridorumuzdaki sergide yerini aldı, evren çalışıyor, bu çok hoşuma gidiyor.. :)

17 Aralık 2007 Pazartesi

Sema ve Kainatın Hareketi

Yıllar önce Konya’ya gittiğimde Mevlana Müzesi’ni ziyaret etmiş ve oranın havasından çok etkilenmiştim. Son bikaç yıldır da Şeb-i Aruz törenlerine katılmayı çok arzu etmeme rağmen maalesef gidememiştik, kısmet bu seneye imiş. Herşeyin bi zamanı var diye boşuna denmiyor..

Hz.Mevlana’nın 734. Vuslat Yıldönümü törenleri kapsamındaki gösteriye katılmak üzere Cumartesi sabah 7’de hareket ettik, saat 11’e doğru Konya’ya vardık. Karatay Medresesi’ni gezdikten sonra gösteri 13:00’de başlayacağı için hemen öğle yemeğimizi yedik; eskiden bir konak olan Köşk Lokantası pek çok misafire aynı anda çok hızlı servis yaptı. Bamya çorbası, su böreği, etli yaprak sarması, tandır ve tatlıdan oluşan yemek oldukça lezzetli ve doyurucu idi. Ardından Kültür Merkezine hareket ettik.

Türk Tasavvuf Müziği Konseri başlamasına rağmen ziyaretçilerin çoğu farklı illerden turla geldiği için vaktinde salona yerleşemediler ve bundan rahatsızlık duyan Ahmet Özhan konseri yarıda kesti. Hoşgörü beklentisinin maksimum olduğu bir ortamda onun bu davranışı eleştirilere neden oldu; öte yandan onun konsantrasyonu düşünüldüğünde kendi açısından o da haklı.. Hani hiçbir davranışın kötü niyetli olmadığı varsayımıyla.. Organizasyon görevlileri insanların salona yerleşmelerine bakıp biraz geç başlatabilirlerdi ya da Ahmet Özhan biraz ara verip devam edebilirdi. Hep derim ya önemli olan niyet, bi şekilde mutlaka orta yol bulunur..

Gelelim sema gösterisine.. Kocaman ve aydınlık bir salonda yapılan gösteri doğrusu bende hayalkırıklığı yarattı. Görmeyi beklediğim ruhsallıktan ve etkileyicilikten uzaktı.. Öte yandan yine de sema gösterilerinin nasıl olduğu hakkında fikir vermesi bakımından benim için bir ilk oldu.

Bu vesileyle sema hakkında öğrendiklerimi de Hz. Mevlana’nın torunu Celaleddin Çelebi’nin kaleminden aktarayım:

Sema kemale doğru manevi bir yolculuğu (Miracı), bir gidiş-gelişi temsil eder. Her birinin ayrı manası olan 7 bölümden oluşan Sema'yı bilimsel açıdan incelediğimizde şunu görürüz: Var olmanın temel şartı dönmektir. Varlıklar arasındaki müşterek benzerlik, en ufak zerreden, en uzak yıldızlara kadar her birinin bünyesini teşkil eden atomlarındaki elektron ve protonların dönmesidir. Herşey döndüğü gibi, insanoğlu da bünyesini teşkil eden atomlardaki mevcut dönmelerle, vücudundaki kanın dönmesiyle, topraktan gelip toprağa dönmesiyle, dünya ile beraber dönmesiyle tabii ve şursuz olarak döner. Ancak insanı öbür varlıklardan farklı ve üstün kılan şey akıldır. Semazenin dönmesine, semasıyla beraber aklı da katılır.

Sema, kulun hakikate yönelip, akılla-aşkla yücelip, nefsini terk ederek, Hak'ta yok oluşu ve olgunluğa ermiş, kamil bir insan olarak tekrar kulluğuna dönüşüdür. Bütün varlığa, bütün yaratılanlara yeni bir ruhla, sevgi için, hizmet için dönüşüdür.

Semazen hırkasını çıkarmakla, manen ebedi aleme, hakikate doğar, orada yol alır. Başındaki sikkesi nefsinin mezar taşı, üstündeki tennuresi nefsinin kefenidir. Kollarını çapraz bağlayarak, görünüşte BİR rakamını temsil eden, böylece Allah'ın birliğini tasdik eden Semazen, Sema ederken, kolları açık, sağ eli dua edercesine göklere, Hak gözüyle baktığı sol eli yere dönüktür. Hakk'tan aldığı ihsanı, halka saçmasıdır. Sağdan sola kalbin etrafında dönerek, bütün insanları, bütün yaratılmışları, bütün kalbiyle sevgi ve aşkla kucaklayışıdır.

Sema töreni 4 selamdır. Semazen, üstündeki siyah hırkayı çıkararak, sembolik olarak hakikate doğar. Kollarını bağlayarak, BİR rakamını temsil eder, böylece Allah'ın birliğine şahadet eder. Şeyh Efendi'nin elini öperek Sema'ya girme izni alır, Sema'ya başlar.

Birinci Selam, insanın, bilgiyle hakikate doğarak, Yüce Yaradan'ının ve kendi kulluğunu idrakidir. İkinci Selam, insanın yaratılıştaki nizamı, azameti müşahade ederek, Allah'ın kudreti karşısında hayranlık duymasıdır.

Üçüncü Selam, insanın hayranlık ve minnet duygusunun "a
şk"a dönüşmesiyle, aklın "aşk"a kurban oluşudur. Bu tam teslimiyettir, Allah'a vuslattır, sevgilide yok oluştur.

Dördüncü Selam ise, insanın manevi yolculuğunu tamamlayıp, kaderine razı olarak, yaratılıştaki vazifesine, kulluğuna dönüşüdür. Bu Selama Şeyh Efendi ve Semazenbaşı da iştirak ederler.

Bu noktada Semazen, Amene'r Resulü'deki (Kur'an-ı Kerim Sure: Bakara Ayet: 285) Allah'a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, iman etmiş olmanın neşesi içindedir. İlahi emirlerin ve yaratılış sebeplerinin zevki ve idraki içindedir. Benliğini, egosunu mağlup etmiş, Peygamber Efendimizin, "ölmeden önce ölünüz" ve Kur'an-ı Kerim'in Fecr Suresi son ayetlerindeki "Ey emin ve mutmain olan nefis, sen O'ndan hoşnut O da senden hoşnut olarak, Rab'bine dön! Has kullarım zümresine gir! Onlarla beraber cennetime gir!" emirlerine uymuş ve neşesine gark olmuştur.

Sema Töreni, bütün Peygamberlerin, şehitlerimizin ve bütün inananların ruhları için okunan bir fatiha ve devletimizin selameti için bir dua ile son bulur. Dedeler ve Derviş'ler Sema Mukabelesinden sonra, kimseyle konuşmadan, tefekkür içinde, sessizce hücrelerine çekilirler.

Fotoğrafları ben çektim, eşim de düzeltmelerini yaptı, bizim gözümüzden Sema gösterisi böyle işte.. Mevlana ile ilgili de yarın yazmaya niyet ediyorum…