20 Aralık 2007 Perşembe

Ne Olursan Ol Yine Gel..

“Gel, ne olursan ol yine gel. İster kafir, ister ateşperest, ister putperest ol, yine gel. Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tevbeni bozmuş olsan da yine gel.”

2007 Hz. Mevlana’nın 800. doğum yıldönümü ve Unesco tarafından bu yıl Mevlana Yılı ilan edildi. Ben de geçen hafta sonu Şeb-i Arus törenlerine katıldığımdan bu yana onun öğretisini daha bir düşünür oldum..

Mevlana insanın kötülüklerden arınarak kendi varlığına dönmesi gerektiğini bizlere hatırlatan, insanları ruhun inceliklerine yönlendiren, herkesin onda kendisi için birşeyler bulduğu bir üstat.. 1207’de bugünkü Afganistan’ın kuzeyinde, Horasan bölgesinin önemli merkezlerinden biri olan Belh şehrinde dünyaya gelmiş. Asıl adı Celaleddin Muhammed; “efendimiz” manasına gelen Mevlana bir saygı ünvanı, Rumi ise Anadolulu demek. Mevlana’yı etkileyen kişilerden ilki büyük bir alim olan babası Bahaeddin Veled, onun ardından hocası Seyyid Burhaneddin geliyor; onun vefatından sonra da üzerinde önemli bir etki yapan Şems-i Tebrizi ile tanışmış ve tasavvuf yolunda bir süre birlikte yürümüşler.

Mevlana Hakka ve hakikate ulaşmak yolunda ilahi aşk yolunu benimsemiş ve Allah aşkının müstesna temsilcilerinden biri olmuş. Bu ilahi aşk onun ibadetlerini ve Hakka yöneliş biçimini de etkilemiş ve atomlardan yıldızlara kadar herşeyin hareket halinde olduğunu ve döndüğünü eserlerinde daima söyleyen Mevlana, kendi yolunun esaslarından biri olan sema ile de bu yüce hakikatleri dile getirmiş.

Pekçok sufide olduğu gibi Mevlana’da da insana gösterilen geniş hoşgörü ve müsamahanın temelinde onun taşıdığı öze olan güven ve ümit var; Yunus Emre’nin “yaratılanı hoşgör, yaradandan ötürü” deyişine uygun olarak Mevlana da “Hangi tohum yere atıldı da bitmedi? Neden insan için de aynı şeyi düşünmüyorsun?” diyor...

Hz. Mevlana’nın ağzından çıkan her sözü ve tüm davranışları birlik ve kardeşlik mesajlarıyla dolu ve seslenişi bütün insanlara: “Dostlar, dostlar! Birbirinizden ayrılmayın. Başınızdan kaçamak heveslerini atın. Madem ki hepiniz birsiniz, ikilik havası çalmayın, vefasızlık etmeyin!”

Toplumdaki kardeşlik ve dayanışmanın temininde inanç ve maneviyatın rolünü ısrarla vurgularken bu hususta asıl belirleyici olanın sevgi ve duygu birliği olduğunu hatırlatıyor: “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşır.”

Ona göre insanı olgunlaştıran ve yücelten şey, gerek ferdi yaşamda, gerekse hayat mücadelesinde çekilen ıstıraplar.. Onun için “Git kendine dert ara, dert bul; dertlerden bir dert seç kendine! Çünkü (yaşamak için) bundan başka çare yoktur. Bahtın yar olmadı diye üzülme sakın. Ancak derdin yoksa o zaman üzgünlük göster” diyor..

Hamdım, Piştim, Yandım..

Birgün Mevlana, medresenin bahçesindeki havuzun başına oturmuş kitap okurken Şems-i Tebrizi yanına gelip ona ne okuduğunu sorar. Mevlananın “Sen bunlardan anlamazsın” diye karşılık vermesi üzerine Şems-i Tebrizi kitapları alıp havuza atar. Mevlana şaşırır ve “Babamın kıymetli kitabına yazık oldu.” diyerek üzüntüsünü bildirir. Mevlana’nın üzüldüğünü gören Şems-i Tebrizi, elini uzatıp teker teker kitapları suyun içinden alarak Mevlana’ya verir. Hayretler içinde kitapların hiçbirinin ıslanmadığını gören Mevlana, “bu nasıl bir iştir?” diye sorunca Şems-i Tebrizi “bu bir sırdır, sen de bundan anlamazsın” der. Okuduğum en etkili hatıralarından biri bu, tam bir “hamdım, yandım, piştim” örneği..

Yedi Öğüt

Bugün modern hayatın getirdiği nimetlere karşılık, temel ihtiyaçlarının karşılanmasıyla tatmin olmayan, hayatın derin anlamını arayan ve içinde bulundukları manevi boşluğu doldurmak ve kendilerini gerçekleştirmek isteyenler Hz. Mevlana’nın bütün insanlığı kucaklayan fikirlerine, engin sevgi ve hoşgörüsüne doğru yol alıyor; onun manevi huzuruna gelip ruhlarını arındırıyorlar.

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol,
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,
Hoşgörürlükte deniz gibi ol,
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

Yıllar önceki Mevlana Müzesi ziyaretimde ilk kez yedi öğüdü öğrenmiş ve etkilenmiştim. Sema gösterisinin ardından “yedi öğüdü ne yapsam da şöyle hep gözümün önünde dursa” derken bugün bi baktım eşim çerçeveletmiş, nasıl şaşırdım ve sevindim. Çerçeve koridorumuzdaki sergide yerini aldı, evren çalışıyor, bu çok hoşuma gidiyor.. :)

Hiç yorum yok: