6 Kasım 2007 Salı

Gesi Bağlarında Dolanıyorum..

1996 sonbaharında ilk tek başıma tatilime çıktığımda bir tura katılmıştım. O vakitten sonra arada kesintiye uğrasa da hep aynı seyahat acentası ile seyahat ettim. Eşim de benim gibi uzun yıllar boyunca Tempo Tur (http://www.tempotour.com.tr/) ile gitmiş pek çok yere.. Tempo’nun sahipleri ve orada çalışan insanlar ile güzel dostluklar kurduk, keyifli turlar yaptık birlikte. Evlendiğimizi duyunca bize bir haftasonu turu armağan ettiler, bu vesileyle geçtiğimiz hafta sonu Kayseri ve civarındaydık..

Cumartesi öğle saatlerinde Kayseri’ye varıp, “bir Kayserili yemeğe davet ederse, sizi ilk götüreceği yer burasıdır” denilen Elmacıoğlu Restoran’da ben mantı yedim, eşim de iskender; künefeyi ise paylaştık.. Yemeğin ardından Kayseri Arkeoloji Müzesi ve Güpgüpoğlu Konağını (Etnografya Müzesi) gezdik. Konak kocaman bahçesi, haremlik ve selamlık bölümleri ve sergilenen eserlerle gerçekten görülmeye değer. Atatürk Evi’ni kapalı olması nedeniyle dışından gördük. Katılımcılardan bazıları Cumartesi günü müzelerin kapatılıyor olması ile ilgili eleştirilerde bulundular; ama işte bu da bize özgü: Pek çok şeyden şikayet eder, ama şikayetimizi ilgili makamlara bildirmek yerine sadece söylenir dururuz.. Kapalı Çarşı, Vezir Han, Hunat Hatun Külliyesi ve Şahcihan Hatun için yaptırılan Döner Kümbet de Cumartesi programı dahilindeydi.

Esnafın kendi arasında topladığı paralarla yaptırılan Kapalı Çarşı’da kuşgömü pastırma yedikten sonra artık havanın iyice soğuyup üşümeye başladığım akşam saatlerinde otele ulaştık. Akşam yemeğinde bilin bakalım ne vardı: Mantı!.. Öğle yemeğinin ardından günün ikinci mantısını da yiyip iyice şiştikten sonra günün yorgunluğunun da etkisiyle erkenden uyuyakaldım.

Pazar günü sabah 8’de otelden hareket ettik. Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi ilk durağımız oldu. Burası Kılıçarslan’ın kızı Melike Gevher Nesibenin vasiyeti üzerine kardeşi Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından 1206’da yaptırılmış. Dönemin darüşşifası yani şifa merkezi: İlaçların yapıldığı eczanesi, tıp eğitimi yapılan medrese bölümü, akıl hastalarının müzikle tedavi edildiği bimarhane denilen bölümü ve büyük avluları ile oldukça dikkat çekici ve etkileyici..

Germir’de ahır olarak kullanılan muhteşem kilisenin ardından Elia Kazan’ın annesinin evinin bulunduğu Gesi köyünde de ev olarak kullanılan bir kilise gördük.. Yurdum insanı dökmüş mozaiği, kendine yazlık ev yapmış.. Bu köyde ayrıca mübadeleden sonra giden Rumlardan kalan çok etkileyici konaklar da var, hele birinin tavanları gerçekten görülmeye değer.. Gesi Bağları kalmamış bu arada, yerlerinde daha çok yazlık amaçlı kullanılan evler var.. Gesi’den Ağırnas’a giderken yolda onlarca Kuş Evi gördük bir de.. Bunlar güvercin gübresi elde edebilmek için inşa edilmiş, sahipleri güvercinler için yem koyuyorlar, karşılığında güvercinlerin gübresini alıyorlar..

Ağırnas ise Mimar Koca Sinan’ın köyü.. Doğduğu ev restore edilmiş, belediye bu konuda iyi çalışıyor gerçekten, evin üst katını kütüphane olarak düzenlemişler, elinizde Mimar Sinan ve eserleriyle ilgili kitap varsa verebilirsiniz dediler.. Bezirhane, kilise ve yeraltı şehrini gezip, kazıların yapıldığı Kaniş Karum’u ve Kültepeyi de gördükten sonra Ankara’ya doğru yola çıktık.

Saba rüzgarı estiği için insanlarının tatlı dilli ve güleryüzlü olduğu Kayseri gezimiz de böylece sona erdi.. Sevgili rehberimiz Çetin'e ve Tempo Tur’a teşekkürlerimizle...

3 yorum:

Sim dedi ki...

aah kıskandım!

berrin açılmış dedi ki...

çokmu geziyorsun
yoksa bana mı öyle geliyor:)

Cheetos dedi ki...

:))
yok şekercim ya,
2 hafta üstüste denk geldi,
bu hafta sonu evdeyiz, bekleriz.. :))