20 Ağustos 2007 Pazartesi

Gökçeada, Güzel Ada...


Geçen hafta bal tadında, yeşil ve mavi dolu bir haftaydı.. 11 Ağustos cumartesi sabahı başlayan yolculuğumuz Eskişehir'de çiğ börek, İnegöl'de köfte, Bursa'da iskender kebap molalarıyla devam etti. :) Bursa'daki konaklamanın ardından ertesi gün Çanakkale - Eceabat - Kabatepe üzerinden feribotla Gökçeada'ya geçtik.

Kimsenin tavsiyesi olmadan meğer adanın en güzel köyünü ve otelini seçmişiz. Zeytinliköy'deki Zeytindali Hotel 2 tane eski Rum evinin restore edilmesiyle yapılmış, 16 odasının herbiri mitolojiden alınmış isimlere sahip: Syka, Dionysos, Ambrosia, Selene, İris... Biz Aphrodite'de kaldık, laf aramızda otelin en güzel odasıydı bence.. Her oda farklı renkte ışıklarla aydınlatılmış, tüm eşya ve aksesuarlar ince bir zevkin ürünü belli ki; çarşafları sakız gibi, tabakları üzerlerindeki minik desenleriyle çok sade ve şık, üzerlerinde ne bir çizik ne kırık.. Bi de pikelerini çok beğendik biz, yumuşacık ve de hafif, evimize almaya karar verdik :))

Sabah kahvaltısında çeşitli peynirler, zeytinler, reçeller, istediğimiz şekilde pişirilmiş yumurta, pasta gibi içi dolu dolu ekmek, kekikli zeytinyağı, tabii ki tereyağı - bal ve de benim için olmazsa olmaz nefis demlenmiş çay vardı. Öyle ki, birinci bardakla sonuncu bardak arasında hiç fark yok, sırf bu yüzden bile tam puan alırlar ama daha da önemlisi tüm ekibin ve özellikle Yaşar ve Nuri beylerin güler yüzü bizi mutlu etti..

Gökçeada, diğer adıyla İmroz, yurdumuzun en büyük adası (298 km2), su rezervleri açısından dünyada 4. imiş, mis gibi kekik kokuyor heryer ve de deniz tertemiz, pırıl pırıl..

Biz 5 gün boyunca denize girip, Türk ve Rum köylerini gezip, bol bol da fotoğraf çektik. 15 Ağustos Meryem Ana Bayramı idi, Rumlar bu günde kurban kesip akşam da yiyip içip eğleniyorlar; biz de Tepeköy'deki yortuda halaylarını seyrettik, ama onlar bizim varlığımızdan ne kadar memnundular bilmiyorum.. Zira onca Yunan plakalı aracın ve Rumca konuşan insanın arasında zaman zaman kendimizi kendi yurdumuzda gibi pek hissetmedik. Genellikle davranışları biz orda yokmuşuz gibi, çay içmek için girdiğimiz kahvede mesela ne bir hoşgeldin, ne bişey içer misiniz.. Allah var, Zeytinliköydeki Madamın Kahvesinde hoşbeş daha iyi ama, orası biraz daha turistik.. Oraya da aslında çay içmek arzusuyla gitmiştik ama çay yokmuş, önce tatlı yedik, sonra kahveci amcanın "kahvemizden içe-ceksiniz?" sorusu üzerine kahve de içtik.. :)

Rum köylerinde özellikle 1974'de yoğun göç olmuş.. Gidenlerin bazısı düzenli olarak gelip evlerini yaşatmışlar, kimi ev ise bakımsızlıktan yıkık - dökük, oturulmaz durumda.. Aslında evlerin o hallerini görünce buruk hissediyor insan, neyi paylaşamıyoruz ki diye düşünüyor.. Ama aslında tek tek içimizdeki kavgaları çözmeden nasıl bütün bir kardeşliğe varırız ki...

Rumlarla ilgili aklımda kalan bi nokta da onların da bizim gibi bağrış çağrış kavga etmeleri.. Birbirlerine kızarlarken hiç ölçüleri yok, bize mi benziyorlar, biz mi onlara.. :))
Ee yedin içtin, gezdin gördün, kişisel geliştin mi bu arada derseniz, evet, aldığım güzel bir ders oldu: Üyesi olduğum mail gruplarından birinde yazan, kendisiyle bireysel çalışma da yaptığım sevgili Güler Pınarbaşı evindeki karafatmadan (hamamböceği de olabilir) bahsetmişti, önce ondan nasıl iğrendiğini, sonra da nasıl barış içinde yaşamaya başladıklarını yazmıştı.. Tatile gitmeden önce okumaya başlayıp tatilde bitirdiğim "İçimdeki Yolculuk" adlı kitabında da Aymin Zoral benzer bi şekilde mutfağını basan karıncaları kovmak için ne kadar uğraş verdiğini, sonra da onlarla barış yaptığında karıncaların kendiliklerinden gittiklerini yazmıştı. Sabah kahvaltılarında "arı oğul veriyor" deyimini aratmayacak kadar çok sayıda arı bize eşlik edince hemen onları hatırladım ve eşim de ben de onlardan kurtulmaya çalışmayıp aynı sınırlarda yaşadığımızı düşünerek varlıklarını kabul ettik.. Onlar da sağolsunlar kahvaltı keyfimizi engellemediler, diğer masalarda ise kahve yakıldığı halde gitmeyen arılar vardı.. :))

Ada günleri böyle geçti bitti.. Nefise Karatay'ın babası Orhan Karatay'ın kahvesinde de dondurma yedik bu arada, hani bi de magazin haberi olsun.. :)

Meraklısına kaldığımız otelin internet adresi: http://www.zeytindalihotel.com/


3 yorum:

berrin dedi ki...

sanırım
evlilik sana yarıyacak
kilo alacaksın:))
haberin olsun
berrin

Cheetos dedi ki...

valla Berrincim haklısın
2 kilo alıp gelmişim :(
ama neyse ki dün bütün gün çamaşır - ütü ve temizlik derken, sanırım 1 kilosu gitmiştir :))

berhacal dedi ki...

çok güzel yerler görmüşsün, keyif almanıza sevindim.
ancak demeden geçemiycem,
insan bi bıyır der di mi?