09 Kasım 2009 Pazartesi

Pozitif Alışkanlıklar 2 - Konsantrasyon

"Geçen hafta pozitif alışkanlıklardan ve bunların yaşamımıza etkisinden sözetmiştim. Hedef belirlemeyi alışkanlık haline getirmekten, bunu yapabilmek için de sağlıklı bir bedene sahip olmak gerektiğinden bahsetmiştim. Sağlıklı ve enerjik bir beden içinse güzel bir uyku, sağlıklı besinler gerekiyordu. Ve tabii en önemlisi de kendimizi sevmek demiştim, sevmek ve takdir etmek..
Bugün de konsantre olmakla ilgili söylemek istediklerim var. Konsantre olmak sadece belirli bir hedefe ulaşmak için değil, hayatımızın her alanında bir işe / bir düşünceye / bir davranışa tüm dikkatimizi, özenimizi, zamanımızı vermek demek. “Ben konsantre olamıyorum, konsantrasyonum çok çabuk bozuluyor” diyorsanız konuya birlikte bi bakalım:
................................................................."
Devamını burdan okuyabilirsiniz..
Mutlu bir hafta diliyorum, sevgimle kucaklarım... :)

02 Kasım 2009 Pazartesi

Pozitif Alışkanlıklar 1 - Hedef Belirleme Alışkanlığı...

Alışkanlıklarımızın kişisel gelişimimiz ve başarımız üzerinde büyük etkisi vardır. Şu anki alışkanlıklarınızı ve bunların hayatınızın farklı alanlarına etkilerini düşünün: Sağlığınız ve kilonuz yeme alışkanlıklarınızdan, ilişkileriniz sosyal alışkanlıklarınızdan, işteki başarınız çalışma alışkanlıklarınızdan, tasarruflarınız para harcama alışkanlıklarınızdan etkilenir.
Alışkanlık deyince genellikle insanların aklına gelen, alışkanlığın sigara içmek, fazla yemek, bişeyleri sürekli ertelemek gibi negatif bir eylem olduğudur. Oysa olayın bir de pozitif yönü var: .............................
Devamını burdan okuyabilirsiniz..
**************************************
Alışkanlık deyince aklınıza ne geliyor, hiç düşündünüz mü? Sadece olumsuz davranış ve düşünce şekilleri mi, "sigara içerim, yağlı yiyecekler yerim" mi diyorsunuz? Ya hedeflerinizle ilgili alışkanlıklarınız var mı? İstedim ki bu hafta hayatımıza “hedef belirleme alışkanlığı”nı yerleştirelim, sonra bakalım neler oluyor..
Zevkle geçen bir hafta OLsun hepimize, sevgimle kucaklarım.. :)

26 Ekim 2009 Pazartesi

Hedefleriniz Yeteri Kadar Net mi?

Yazılarımda sıklıkla hedeflerin açık ve net olmasının öneminden sözediyorum. Hedeflerin açık ve net olması gerçekten de çok önemli, çünkü böylece önünüzü daha iyi görebilir, atmanız gereken adımları daha sağlıklı bir şekilde planlayabilirsiniz. Bugün istedim ki hazır yılsonuna yaklaşıyor ve yeni yıl hedeflerimiz üzerinde düşünmeye başlıyorken, hedef koyarken nelere dikkat edeceğimizi bir kez daha gözden geçirelim:
.....................................
Devamını burdan okuyabilirsiniz..
Net hedefler koyduğunuz, mutlu bir hafta Olsun hepinize..
sevgimle kucaklarım.. :)

19 Ekim 2009 Pazartesi

Başarı İçin Sistem Oluşturmak...

Hayatlarımız sistemler arasında geçiyor. Evimizde, işyerimizde, ilişkilerimizde sürekli bir sistem oturtmaktan sözediyoruz. Kendimizi ve zamanımızı cep telefonlarımızın, ajandalarımızın, mesaj kutularımızın hatırlatıcıları arasında organize etmeye çalışıyoruz. Bir işi tamamlamak için gereken zamanı azaltmak, harcanan enerjiyi minimize etmek, sonunda elde edeceğimiz rahatlığı ve başarıyı artırmak için sistemler önemli..
............................................
Devamını burdan okuyabilirsiniz..
***************************************************
Nasılsınız, şükran subliminal mp3 ve affetme meditasyonu cs'sine gösterdiğniiz ilgi için gönülden teşekkür ediyorum..
herşeyin yolunda olduğu gönlünüzce bir hafta diliyorum..

sevgimle kucaklarım.. :)

13 Ekim 2009 Salı

Törpü...

Geçen akşam çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın kardeşinin düğünündeydik.. Sahiden yaşlanmışım ben, herbişeyde gözlerim doluyor.. Gelinle damat salona girerken, “evet” derken, ilk danslarını ederken hep ağlamaklıydım. Bir duygusallık sormayın... Düğün başlamadan konuştuk, “tadını çıkarın, boşverin artık masa düzenlerini, kim gelmiş, kim haber vermemiş vaziyetlerini” dedik.. Bunları düşünmekten anın tadı çıkmıyor, oysa insanın kaç kere düğün gecesi olur ki hayatında.. İşte an’da olmanın önemi bir kez daha aklımda..

İlerleyen vakitte masadakilerle evlilikten konuşuluyordu. Birisi dedi ki; “insanlar evlenince ellerine birer törpü alacaklar; başlayacaklar köşelerini, duvarlarını, kalıplarını törpülemeye..“ Sonra da ekledi “eşimle ellerimizde birer törpü, törpüleyip duruyoruz..” :)

Bu laflar üzerine, 38 yaşında evlenmiş, anne babamın, akrabalarımın, eşin – dostun, arkadaşlarımın evliliklerine tanık olmuş, 2 yıl 3 aylık evli biri olarak düşündüm ben de.. :) Hani hep değişim dönüşümden bahsediyorum, kalıplarınızı yıkın, kodlamalarını değiştirin diyorum. Evlilik bunun için öyle örnekler çıkarıyor ki karşımıza. Düşünün ki, kardeşlerinizle aynı evde, aynı anne babanın çocuğu olarak aynı terbiye ve kurallarla yetişiyorsunuz. Anne babanızla, kardeşlerinizle tüm düşünce ve duygularınız aynı mı, %100 anlaşıyor musunuz? Cevap hayır.. Ee o zaman, bambaşka aile, kültür, eğitim, terbiye ve görgüye sahip bir kadınla erkeğin de herşeyde %100 anlaşmasını beklemek çok da doğru olmaz diye düşünüyorum.. Kimbilir ne kalıplarla, inançlarla, korkularla yetiştiler.. İşte burda arkadaşımızın deyimiyle “törpü” devreye giriyor. “Ben” ve “biz” bilincinin sağlıklı bir şekilde yer aldığı bir evlilik için hayatın diğer tüm alanlarında olduğu gibi burda da “denge” önemli..

Bunun için de;

sevgimizi karşımızdakinin sevgi dilinde anlatmak,
istek ve ihtiyaçlarımızı etkili bir dille bildirmek,
onun istek ve ihtiyaçlarını da anlamak ve saygı göstermek,
yardım etmek ya da yardım istemek,
karşıdakine saldırmadan, suçlamadan, hakaret etmeden, gururunu incitmeden konuşmak,
karşıdakini değiştirmeye, zorla bişey yaptırmaya çalışmamak,
onun ne kadar değerli, önemli ve özel olduğunu hissettirmek gerekiyor.

Biliyorum ki içinizde benden çok daha uzun süreli evliliği olup daha tecrübeli olanlarınız var. Bu yazdıklarıma daha pekçok şey ekleyebilirsiniz. Benim gördüğüm ve yaşadıklarım en temel çerçevede bunlar. Ve bunlar aslında sadece evlilik düzgün gitsin diye değil, kendi gelişimimiz için de son derece önemli. Hepimizin hayat amacımız en temel düzeyde mutlu olmak.. Kendi içinde mutlu olmak, kendiyle barışık olmak için bence bunlar evlilikte ve hayatın her alanında olmalı..

Yoksa herkes olduğu gibi kalmaya devam ederse, “budur” diye inat ederse, geri adım atmaz, alttan almaz, orta yolu bulmaya çalışmaz, karşıdakini kendi egemenliği altına almaya kalkarsa artık o ev “yuva” değil “cehennem” olur.. Bence evlilik bir “kazan – kazan” ilişkisi... Kazanmak istiyorsanız haydi alın törpülerinizi.. Peki ya sen diyorsanız, benim de elimde var bir törpü... :)

Sevgimle kucaklarım... :)

12 Ekim 2009 Pazartesi

Şükran Subliminal mp3...

Affetme Meditasyonu CD'sinden sonra şimdi de hediye bir mp3 hazırladık..
Olumlama cümlelerini benim yazdığım şükür subliminal mp3'ü burdan indirebilirsiniz..
Varlığınıza şükürle, sevgimle kucaklarım.. :)

Olumlamalar Üzerine...

Gecikmeli yaz tatilim bitti, döndüm ve hayatın günlük akışında yerimi aldım. Siz neler yapmaktasınız bu aralar bilmiyorum: Yılın son çeyreğine girmenin ve hedeflerinize az kalmış olmasının heyecanı mı var, yoksa yıl bitiyor ortada bişey yok mu diyorsunuz? Her ne durumda olursanız olun bugün size söylemek istediğim önemli bişey var.
Tatil boyunca hiç bilgisayar açmadım, o yüzden biriken mesajları temizlemek bayağı vaktimi aldı. Geç cevabımı anlayışla karşıladığınız için teşekkür ediyorum. Mesajlardan biri bloğumu para olumlamaları araştırırken bulan ve hayatının bikaç alanında ciddi rahatsızlıkları olan birinden geliyordu. “Bu olumlamaları böyle papağan gibi söylemek gerçekten işe yarıyor mu?” diyordu. Ona bir cevap yazdım, bu noktada size de söylemek istiyorum:
.....................................
Devamını burdan okuyabilirsiniz..
Keyifli bir hafta diliyorum hepimize, sevgimle kucaklarım.. :)

18 Eylül 2009 Cuma

Herhangi Birgün...

“Hiç güzel şeyler yazmıyorsun” dedi, “senin yazdıklarını artık ben bile okumuyorum; eskiden ne güzel herşeyden yazardın, şimdi çok teknik yazıyorsun...” İnsan karısına hiç böyle der mi, bozuldum tabii..
Oysa yazdıklarımdan ne kadar mutluyum, “yaşasın bu hafta da bişeylerim var insanlara sunabileceğim, onların hayatına dokunacak şeyler..” diye seviniyorum.. Oysa daha önceden de şöyle hafifçe dokundurmuştu, “seni okumuyorum” diye.. Sahi yazdıklarım sevilmiyor mu artık.. Hay allah yaaa... :( Olsun, 1 kişi bile varsa ekranın ardından ulaştığım, yazdıklarımın ardındayım, pişman değilim, gene yazacağım!...
Bu kadar teknik yazının arasında ne var ne yok diye baktım hayatımda.. Hepinizinki gibi aslında..
“Radyolu saatimin şarkılarını ninni yerine koyar da uyurum” diye saati hemen susturmakla başlayan günlerim var..
Penceremin önünde sabah kahvaltılarını bekleyen boy boy kediler var.. Bir de ben salona girince fanusunda bir o yana bir bu yana hızla yüzen evlilik yıldönümü hediyesi balığım..
Ertesi gün giyilmek üzere çoğunlukla akşamdan düşünülüp ayarlanmış giysiler, yaşasın bunun da içine girebiliyorum artık dediğim eteklerim pantolonlarım, renk renk incik boncuklarım var..
Bu renk gözlerimi güzel gösteriyor dediğim farlarım, kirpiklerimi ok gibi yapan rimelim var..
Bugünlerde gene çok dökülmeye başlayan ilkokul 3’den beri ak düşmüş, şimdilerde omuzlarıma dökülen saçlarım var..
Sabah arabada işe giderken ettiğim dualar, koyduğum niyetler var..
Gün boyu çalıştığım bir işim, konuştuğum insanlar, yazdığım yazılar var..
Koçluk çalışması yaptığımız, hayatlarına dokunmama, yol arkadaşları olmama izin veren güzel insanlar var.. Hele bir de hayatlarında bişeyler değişip geliştiği zaman bunu coşkuyla, sevinçle ve heyecanla anlatmaları var ki, bundan büyük mutluluk duyuyorum..
Affetme Cd’sini yaptığımız Funda var sonra, “sen düşündüklerini söyle, yaparız” diyen..
Reiki ya da prana yapınca “ağrılarım geçti, ne yaptın sen böyle” diyenler var..
Haftasonu yıkadığım çamaşırlar, yaptığım ütüler var.. Sakız gibi çarşaflarım var, hele ilk serdiğimde misler gibi duran ve de kokan.. Neyse ki temizlik için yardım eden Zübeyde var, “abla bu bitti, başka ne var yapılacak” demesi çok hoşuma giden..
İftar soframızda çorba, zeytin, her akşam getirip bir türlü yemediğimiz hurma, zeytinyağlı bişey mutlaka var..
Bazen de hastalıklar var, yatağa düşüren..
Televizyonda, selde yakınlarını ya da mallarını kaybedenleri içim acıyarak izlerken, dışarda yağan yağmurdan sığındığım bir çatım var, yuvam dediğim, sevdiğim..
Yaz boyu oturduğumuz, ılık yaz akşamlarının keyfini komşularla, dostlarla bir bardak çay eşliğinde paylaştığımız balkonumuz var.. Rengarenk sardunyalarımız var sonra, yoldan geçen tanımadığım insanların “bir dal sardunya verir misiniz?” dedikleri..
Canım annem var sonra, hergün saat 10’da arayıp “uyandın mı” dediğim ve bir de babam, yıllar sonra hayatımıza bilgece tekrar giren.. İyi ki varlar..
Kardeşlerim, ablaları olmaktan gurur duyduğum, bir zamanlar evin küçüğü iken şimdi anne ve baba olan, çocuğum gibi sevdiğim canlar var.. Baba olanın Eda’sı var ve İpek’i, anne olanın Battal’ı var ve Defne’si.. Büyük bir aile olmanın keyfi ve mutluluğu var..
Kitaplarım, notlarım, yazılarım, CD’lerim var.. Aralarında kaybolmaktan sevinç duyduğum..
Fotoğraflarım var, yurdumun farklı güzelliklerinde çekilmiş.. Yaşamın tadını en çok hissettiren, çektirmesini sevdiğim kadar, bakmasını da sevdiğim..
Sessizliğim, dinginliğim, bazen telaşlarım, hüzünlerim üzüntülerim var.. Arada gerginliklerim ya da boş çuval gibi ayakta duramayıp yığıldığım anlar var.. Bazen de beklediklerimin olmakta / gelmekte olduğuna dair inancımla çocuk gibi sevinçlerim.. Bir bardak çayla keyiflenen, bir parça çikolatayla tatlanan anlarım var..
Tam tatil planlaması yaparken annemin kırılan bacağı var.. Özellikle ilk günlerinde ona gitmelerim, yemek yapmalarım, onu yıkamalarım var.. Kayınannemin araya giren yüksek tansiyonu, ağrıları, uyuşan kolu, uğuldayan kulakları, gördüğü kötü rüyalar var.. Eh artık sağlık problemleri bitti derken Baturhan’ın feci şekilde burkulan ayağının 2 hafta alçıda kalması var..
Tabii bir de bana bu yazıyı yazdırtan o var: Ayna’nın şarkısındaki gibi hayata öyle bir bakıyorken karşıma çıkan, evimin huzuru aşkımın muzuru, çayımın şekeri adam...
Bunca varın yanında yok olanlar da var tabii, var olmak üzere evrene siparişi verilmiş, üzerinde çalışılmakta olan.. Yakında onlar da var hayatımda..
Böyle işte..
Bu kadar..
Basit, sade ve yalın..
Gündelik hayatım yukardaki gibi.. Hepinizinki gibi aslında...
Ama sanırım bir süre daha böyle olacak yazılarım, teknik yani..
Kocam beni okumayacak..
Ben yazmaya devam edeceğim..
1 kişi için bile olsa..
*******************************************
Biz yarın sabah yola çıkıyoruz, gecikmiş yaz tatilimiz için..
Hepinize ağzınızın ve gönlünüzün tadının yerinde olduğu keyif dolu bir bayram OLsun..
Sevgimle kucaklarım... :)